BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilinçli anne-baba çocuğunu kurtarır

Bilinçli anne-baba çocuğunu kurtarır

Engellilerle yaşadığı hatıralarını bir kitapta toplayan emekli öğretmen Nazmiye Bağcı Çaylıoğlu, bilinçli velinin çocuğunun hayatını kurtardığını söylüyor.



Nazmiye Bağcı Çaylıoğlu (63) emekli ve emektar bir sınıf öğretmeni. 25 yıl devlet hizmetinden sonra, köşeye çekilmedi, özel okulda çalıştı sonra yuva işletti. Yüzlerce öğrencisi oldu. 2007 yılında “özel eğitim” kursu alarak engelli çocuklar üzerine çalışmaya başlayan Çaylıoğlu, birikimlerini bir kitapta topladı. “Tut Elimi” ismini verdiği çalışmasında Nazmiye Öğretmen, yaşadığı ilginç hatıraları bir araya getirdi. Tecrübe dolu hikayelerin ardından da velilere ve bu alanda çalışan öğretmenlere tavsiyelerde bulundu. Nazmiye Öğretmen’i çalıştığı İstanbul Bahçelievler Özel Gelişen Çocuk Rehabilitasyon Merkezi’nde ziyaret edip dinledik. Erken teşhis ve müdahalenin özellikle zihinsel engelli çocukların hayatını kurtardığını kaydeden Nazmiye Öğretmen şunları söylüyor: “Çocuk doğduğu zaman ortopedik bir engeli varsa hemen fark ediliyor. Ancak zihinsel engelliyse görülmüyor. Ne zaman okul çağı geliyor, çocukların gerilikleri ortaya çıkıyor. Tabii kimse bu durumu kabul etmiyor. Oysa zaman aleyhine işliyor. Çocuğa engelli teşhisi konulunca aile şoka giriyor. Hasta oluyor, yataklara görüyorlar. Sonraki safha ise inkar. 10 senedir özel eğitime gelip, hâlâ durumu kabullenmeyen anneler var. Bu durumda yol alınamıyor. Çünkü anneye ulaşamıyorsunuz. Böyle olunca çocuğa zaten ulaşımayorsunuz. Önemli olan erken teşhis ve erken eğitim. Engelli anne babalarının yüzde 10’u bilinçli. Bunun da yüzde 5’i de bilinçli olduğunu zannediyor. Anne babanın bilinçli olması çocuğu kurtarıyor. Çocuk özel eğitimle bağımsız yaşamayı öğreniyor. Kaynaştırma eğitimiyle hafif düzeyde olanlar 8. sınıfa kadar idare ediliyor. Ancak sonra meslek lisesine gidiyor ve müthiş travma yaşıyor. Çünkü arkadaşları eziyor, baskı uyguluyor, alay ediyor. Bu konuda öğretmenlere büyük iş düşüyor.” NAZMİYE ÖĞRETMEN ANLATIYOR: Annesinin biriciğiydi. Üç yaşındaydı. Erkekti. Anadolu'dan yeni gelmişlerdi. Geçimleri vasatın altındaydı. Annesi, Ö'nün gözlerinin görmediğini, ama tıbbi anlamda doktorların hiçbir şey yapamadığını söyledi. Çünkü hiç kimseyle iletişim kuramıyordu. Durumu hakkında bilgi olamıyorlardı... Biraz konuşabilsin, sorulara cevap verebilsin istiyorlardı... Ama nerde... Ö. için varsa yoksa annesi... Başkalarına yer yoktu hayatında... İlk günlerde diğer vak'alanla olduğu gibi durmadan ağlıyordu. Ve sınıfıma aldığım en geç on dakikamn sonunda altına yapıyordu. Anneyi çağırıp, altını temizlemesini istiyordum. Tuvalet alışkanlığını vermemiz için, bu çok önemliydi. Bazen karşıma oturtuyordum. Ellerini tutup... Sıcaklığımı hissetsin... Sıcaklığıma alışsın istiyordum... Bu arada bildiğim, seveceğini umduğum, hayvan taklitleri içeren şarkılar söylüyordum. Ama o hiç tınmıyordu... Bazen yanıma oturtuyordum... Yanıma oturttuğumda, elimi omzuna dolayıp, kendime doğru yaklaştırıyordum. Yavaş yavaş kendini geriye doğru çekmeyip, sokulmaya başlamıştı. Söylediğim şarkılara hala duyarsızdı. Durmadan ağlıyordu. Kolumun altında. Tuvaletini yapmayı ise hiç atlamıyordu. Annesine ulaşmak için bu davranışı geliştirdiğini düşünmeye başlamıştım. Ben, sonunda bir şekilde ona ulaşacağım düşüncesiyle ya konuşuyor ya şarkı söylüyordum. Bir ay kadar olmuştu, eğitime başlayalı. Toplam altı saat, o da farklı günlerde gelmişti. Ogün "Aman da benim yakışıklı oğlum! Sevimli oğluml Öğretmeninin has oğlul" diyerek saçlarını okşarken, türkü söylemeye başladım. İçimden türkü söylemek geldi nedense. Hazır fon müziği olarak ağlaması da sürüyordu. Söylediğim türkü de tam havaya uygundu hani... "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler. Annesini bir tanesini hor görmesinler. Uçanda kuşlara malum olsun Ben annemi özledim. Hem annemi hem babamı, Ben köyümü özledim." A! A! O da ne? Ö susmuş beni dinliyordu. Ağlama fonu kayıttan çıkmıştı. İşte istediğim olmuş. Ö'nün minik yüreğine dokunabilmiştim. Bundan sonrası kolaydı. Bu türkü sonraki günlerde benim anahtarım olacaktı. Ö ile iletişim kurabilmek için... Nitekim öyle de oldu. Derse bu türküyle başladım. Ö sıkıldıkça bu türküyü söyledim. Dersimi bu türküyle noktaladım. Nice sonra derste tuvaletini yapmaz oldu... Verdiğim sesleri çıkarmaya başladı... Tek heceli yönergeleri alıyor. Al, ver, tut vb... Daha yolun başındayız. Ama bana alıştı ya. Anne ile birlikte tez zamanda çok yol alacağımıza inanıyorum. Eğitimin ilk meyvelerini şimdiden toplamaya başladık bile... Meter ki isteyelim. Uğraş verelim. Sabredelim. Yüzümüz illâki güler... ----------- Hastanelerin ‘engelli röntgeni’ çekilecek > Gökhan Kaya'nın haberi Bir süre önce hastanelerdeki fiziki engellerin kaldırılması yönünde bir genelge yayımlayan Sağlık Bakanlığı, hastane yöneticilerinin buna uyup uymadığını kontrol edecek. Bakanlık, 15 Şubat’a kadar ülke genelindeki binlerce hastaneyi mercek altına alacak. Bu kapsamda İl Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterlikleri bünyesinde 1 sorumlu idareci, 1 idari personel ve 2 teknik personelden oluşan bir ekip kurulacak ve bu ekip kendi ilindeki tüm sağlık tesislerini gezerek eksikleri tespit edecek. Bakanlığın belirlediği kriterlere göre bir hastanenin ‘engelsiz’ olabilmesi için asgari şu standartları taşıması gerekiyor: Sağlık tesislerinin bahçesinde yaya güvenliği sağlanmalı. Otoparkın en az bir park yerinin yüzde 5’i engellilere ayrılmalı. Birden fazla girişi bulunan binalarda, sağlık hizmetlerine erişimde en yoğun olan kapı, engelliler için uygun giriş şartlarını taşımalı. Asansörler, tuvaletler, hasta odalarındaki lavabolar ve banyolar, engellilerin kullanımına uygun olmalı. Polikliniklerde kadınlar ve erkekler için özel tuvalet ayrılmalı. Engellilere özel bir poliklinik odası ayrılmalı. Hastenede işaret dili bilen personel istihdam edilmeli. Engelli bireylere hastane içi ve dışında refakat edebilecek personel görevlendirilmeli. ------- > Bir SMS ile engeller kaldırılıyor Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, işitme engelliler için bir mesajlı telefon hattı ve internet sitesi kurdu. Buna göre işitme engelliler, 0 312 284 38 38 numaralı telefona cep telefonlarını kullanarak ya da kısa mesaj özellikli sabit hatlarından kuruma ulaşabilecek ve sorularına cevap alabilecek. Genel Müdürlük, www.iletisimdeengellerikaldiriyoruz.com internet sitesinden de engelleri kaldırıyor. İşitme ve konuşma engelliler, herhangi bir isteklerini kısa mesaj olarak yazarak, aradıkları kurumun/özel firmanın sabit telefon numarasına (Mesela: 0312 4278865) kısa mesaj olarak gönderiyor. Sabit numaraya gelen kısa mesaj, geliştirilen arayüzler aracılığıyla, kurumun/firmanın bilgisayarında görüntüleniyor. Mesaj içeriğine göre, kurumdaki fiziki uygulama başlatılıp, engellinin ev/cep telefonuna kısa mesajla cevap veriliyor. Ges Telekom ve Türkiye İşitme Engelliler Milli Federasyonu tarafından geliştirilen sisteme, dileyen işletme de dahil olabiliyor. Restorant, eczane, otel, okul, belediye gibi kurumlar, site üzerinden hizmete dahil olup “Engelli Dostu” logosu alabiliyor. ---------- > Felçliyi yürütecek ilacı buldular! ABD’li bilim adamları, felçli hastaları yeniden yürütebilecek bir ilaç geliştirdi. Fareler üzerinde yapılan deneylerin çok başarılı geçtiği, aynı etkinin ileride insanlarda da görülebileceği ifade edildi. LM11A-31 denilen ilaç, California’da Stanford Üniversitesi’nde Profesör Frank Longo liderliğindeki bilim adamları tarafından geliştirildi. 42 gün boyunca farelere farklı dozlarda LM11A-31 verildi. Deneylerde arka ayaklarında hiçbir hareket olmayan fareler, ilaç verilmesiyle koordineli adımlar attı. Farelerin yüzme benzeri hareketleri bile yapabildiği kaydedildi. Omurilikte yaralanmalar beynin vücudu kontrol edebilmesini sona erdirirken ilk defa ağızdan alınan bir ilaçla etkili bir tedavi sağlandığı tespit edildi. ---------- > Kalbimi fırçamın ucuna koydum Kollarını ve bacaklarını kullanamayan Yozgatlı Narin Işık (49), ağzıyla resim yapıyor. Işık, azmini ve iç dünyasını yansıttığı resimlerini bir sergide buluşturmak istediğini söyledi. Işık “3 yaşımda çocuk felci geçirdim ve kısmi felç oldum. Ayaklarım tutmuyordu. 6 yıl önce de rahatsızlığım ilerleyince ellerim ve kollarım da tutmaz oldu. Resim yapmayı çok seviyordum ama ellerimi kullanmıyordum. Fırçayı ağzımla tutmaya başladım. Bu halde yüze yakın resim yaptım. Elle istediğin şekilde fırçayı kullanabilirsin. Ama ağızda zor oluyor. Tamamen gözünle odaklanıyorsun. Bir de şekli vermek çok zor. Çok acılar çektim, sevdiklerimi birer birer kaybettim. Ama hayatımı hep gül demeti olarak işledim. Gülleri canladırmaya çalışıyorum. Kalbimi fırçamın ucuna koydum” diye konuştu. YOZGAT AA
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT