BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Modern insanın inanç sefaleti

Modern insanın inanç sefaleti

İnsan ne kadar göz kamaştırıcı medenî ve kültürel seviyede olursa olsun “nefsini ve dolayısıyla Rabbini tanıma” yolunda küçük de olsa bir uyanışı yaşamamışsa onun, kendisini akıl almaz tecessüs ve meraklardan kurtarabilmesi imkânsız gibi bir şeydir.



İnsanlar hangi bilim, kültür, teknoloji seviyesine ulaşırlarsa ulaşsınlar çoğu zaman kendilerini bazı ilkelliklerden kurtaramıyorlar. Bazı tarihçi ve sosyologların toplumları yaşadıkları çağa göre yapmaya çalıştıkları sınıflandırmaların çok fazla inandırıcı olduğunu söylemek zordur. Çünkü meydana çıkarılan bazı tarihî ve arkeolojik belgeler daha önce âdetâ postülat hâline gelmiş telakkî ve değerlendirmeleri neredeyse tamamen hükümsüz hâle getirdi. Aslında burada tarihî olayları ve gelişmeleri sosyo-kültürel bir sistematik içinde tartışma konusu yaparak sevgili okuyucularımızı cuma (cum’a) gününün feyizli ortamından uzaklaştırmak niyetinde değilim. Maksadım en küçük manevî bir tezahür veya eğilimi, dinle, metafizikle ilgisi dolayısıyla tezyîfe, aşağılamaya yeltenen kimselerin zaman zaman ne kadar boş ve uydurma kavram ve merakların peşine düştüklerini göstermektir. Bazı çevrelerde yaygın kanaate göre ilkel insan tarihin ilk dönemlerinde yaşayan Taş Devri insanıdır. Onlar, uzay çağında ekvator bölgelerinde insan eti yiyen yamyamları veya son derece basit ve ilkel hayat süren Pigmeler’i herhalde görmezden gelmiyorlar. Tabîî bu tarz bir itiraza, bunun küçük bir istisnâ teşkîl ettiği şekilde cevap vereceklerdir. Bu bakımdan biz misallerimizi ciddî eğitim almış, medenî ortamlarda yetişmiş, dünya ile her türlü iletişimi sağlamış kişilerden vermek istiyoruz. Kişi deyince belli şahısları deşifre edeceğimiz zannedilmesin. Elbette ki, şahısların isim ve cisimlerinden çok temsîl ettikleri zihniyet ve eğilimler önemlidir. Rabbini tanımak Evet, insan ne kadar göz kamaştırıcı medenî ve kültürel seviyede olursa olsun, eğer daha önceki yazılarımızda üzerinde önemle durduğumuz “nefsini ve dolayısıyla Rabbini tanıma” yolunda küçük de olsa bir uyanışı yaşamamışsa onun kendisini akıl almaz tecessüs ve meraklardan kurtarabilmesi imkânsız gibi bir şeydir. Bu tecessüs ve meraklar birkaç önemsiz takıntıdan ibaret değildir. Sözgelimi bu; falcılık, büyücülük ve medyumluk gibi şeylerden başlayarak daha ciddî görünümlü bir dizi teşebbüse kadar uzanabilir. Hiçbir mantık ve izahı olmayan bir anlayışla bazı şahıs ve eşyâya sebepsiz kutsallık ve dokunulmazlık yakıştıran tabu kavramını hayatlarının vazgeçilmez prensibi gibi görürler. Halbuki tabu kavramı dinler tarihi ve din sosyolojisi disiplinleri içinde görüldüğü üzre ilkel insana özgü temel özelliklerdendir. Bazı ideolojik ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü cemiyetlerde icra edilen toplantılardaki çeşitli lâdînî olduğu ısrarla vurgulanan merasim ve kültlerin ciddî bir bilimsel tartışmaya dayanabilir tarafını bulanlara aşk olsun denilir. İnsan yapısında bilinmeyeni kurcalama zaaf ve merakı vardır. Belki bu, ilmî çalışmalar için önemli bir motivasyon ve ivme sebebi olarak görülebilir. Fakat bu merak insanın öğrenme imkânlarının ulaşabildiği alan içinde kalırsa böyledir. Ama böyle değil de insan, öğrenebilmesine hiçbir şekilde imkân ve ihtimal bulunmayan bir takım esrârengiz, gizemli ve ezoterik merakların peşine ta- kılırsa farkında olarak veya olmayarak gaybı, bilinmesine yol olmayan konuları kurcalamaya kalkar. Başkalarının ulaşamadığı çok ilginç ve garip şeyler öğrenerek aklınca kendine müstesnâ bir pâye kazandırma hayal ve kuruntularına dalar. Bu amaca ulaşabilmek için sosyal mevkiini hiç düşünmeden falcılara, medyumlara, ruh çağırdığını iddia ettiği kimselere abone olur. Bu manâsız ve boş tutkular ona bırakın bilimsel hayatın sistematiğini, günlük vecîbelerini bile unutturmaya başlar. Kendi mantığı içinde fevkalâde tutarlı ve sistematik olan dînî akîdelere hakaret gözüyle bakan bu insanlar kendi perişan durumlarının farkına bile varmazlar. Çünkü bilimselliği kontrol edecek bilim adamının hür ve bağımsız bilim yapabilme ortamına ihtiyacı vardır. Gelin görün ki, günümüzde gerçekçi bilimden nasîbi olmayanlar karmaşık ve karanlık yollardan çeşitli emel ve hedeflere yönelmektedirler. Böylece maksatlarına büyücü ve sihirbazlar kanalıyla ulaşabilmeyi marifet sayan kişiler de toplumda her geçen gün artmaktadır. İnsana düşen görev Oysa ki insana düşen, Yüce Allah’ın kendine ihsân ettiği zekâ ve yetenekler ölçüsünde yararlı ve öğrenilebilen bilgileri elde ederek bunlardan en mükemmel bir şekilde istifade edebilmektir. Yoksa değerli ömrünü ne idüğü belirsiz saçmalık ve hurâfelerle tüketmek değildir. Yıllarca önce nezih bir bürokrasi ortamında ilk defa karşılaştığım birisi tarafından imtihan ve istintak edilircesine bazı sorulara muhatap edilmiştim. Soruları soran, umursamaz bir edâ içinde âdet⠓ne cevap verirsen ver, söyleyeceklerin beni hiçbir şekilde tatmin etmeyecektir” tavrı sergiliyordu. Tabîî o zaman yaşım oldukça gençti. Buna rağmen olması gerektiği kadar ciddî ve vakur davrandığımı sanıyorum. Bana “medeniyet ve din kelime olarak aynı kökten türemiştir değil mi?” diyordu. Ben de o günkü gramer bilgilerim içerisinde etimolojik olarak “medeniyet” kelimesinin şehir anlamına gelen “medine” isminden türetildiğini, hattâ aynı kökten “temeddün, mütemeddin” gibi kelimelerin de iştikak ettiğini, “din” kelimesinin ise tamamen farklı bir kelime olduğunu ifade ettim. Zaten daha tartışmanın başlangıcında olumsuz bir edâya bürünen dostumuz tabîî fevkalâde umursamaz ve hattâ aşağılayıcı bir şekilde benim saçma sapan, mesnetsiz şeyler söylediğimi haykırarak acaip bir davranış içerisine girdi. Temelde onun maksadı medeniyet ve din aynı şeyler olursa birinin varlığı diğerine ihtiyacı ortadan kaldırabilir demagojisini gündeme getirmekti. Açıkçası o demek istiyordu ki; bir insan veya toplum, yeteri kadar medenîleşirse dînin artık o kimse veya toplum için hiçbir önemi kalmaz. Dolayısıyla medenî âlemde bugün artık dînin hiçbir önemi ve fonksiyonu kalmamıştır. Ben o gün pek üzerinde durmamıştım ama şimdi daha iyi anlıyorum ki; yerine göre bazıları, kafalarındaki sakat görüşleri tabulaştırarak onu her türlü değerin üzerine çıkarma gayretiyle böyle anlamsız iddialarla bütün insanlık âlemini karşılarına almaya cür’et edebiliyorlar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95522
    % -0.53
  • 5.7128
    % -0.38
  • 6.3397
    % -0.4
  • 6.9378
    % -0.52
  • 276.48
    % -0.44
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT