BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 15 Ağustos neyin bayramı?..

15 Ağustos neyin bayramı?..

15 Ağustos “Kürtlerin Ulusal Diriliş Bayramı” imiş... PKK organı ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinde, Abdullah Öcalan, İmralı’da güya tecrit edildiği hücresinden böyle diyor!..



15 Ağustos “Kürtlerin Ulusal Diriliş Bayramı” imiş... PKK organı ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinde, Abdullah Öcalan, İmralı’da güya tecrit edildiği hücresinden böyle diyor!.. Bu tarih, aslında, “21 Mart Silahlı Propaganda Takımı” denilen bir PKK terörist çetesinin, 15 Ağustos 1984’ te, Eruh-Şemdinli’de, bir Jandarma Karakolumuzu kalleşce basarak, erlerimizi şehit ettiklerı günün yıldönümü... Bizim için acı ve anlamlı bir Yıldönümü!.. “Serhıldan” yani bölücülük başkaldırısı o gün başlamıştı ve Öcalan’ın övündüğü gibi “100 gerilladan (en tepe noktasında 5000 kişiye varan) bir ordu çıkmış, ve iş, Mehmet Ali Kışlalı’nın tabiri ile düşük yoğunluklu savaşa dönüşerek, altı yıl boyunca, binlerce şehidimize, binlerce yaralıya, milyonlarca dolarlık harcamaya ve Güneydoğu’nun yangın yerine dönmesine, mal olmuş -ve neticede Öcalan’ın yakalanması ile- yeni bir döneme girmişti. Ama ,”Bu iş artık bitmiştir” deniyorsa, bu büyük bir tarihi yanılgıdır: Gerçek şu ki, savaş şimdi başka -sinsi- yöntemlerle hâlâ sürdürülmektedir.. Başında, TSK’nın sonunda başarıya ulaşan askeri çözümünü tercih ettiğimiz halde şimdi, sanki bu hiç olmamış gibi “siyasi çözüm”e getirilmişizdir. 15 Ağustos 1984’te, zamanın hükumeti, Eruh-Şemdinli baskınının anlamını ve ciddiyetini farkedememiş ve “bir avuç çapulcunun işi” diye adeta görmezlikten gelmişti. Gerçeklere intibak etmek geç ve güç oldu. Siyasi çözüm - Askeri çözüm Fakat gene de aramızdaki liboş -teslimiyetçiler “Güneydoğu sorunu askeri çözümle olmaz- siyasi çözüm- yani Öcalan ile masaya oturmak ve tabii tavizler mesela kültürel özerklikten başlayarak Bölgesel muhtariyete- hatta sonunda Federasyona varacak kadar, tavizler vermek gerekir “ diyorlardı. Bunlardan bir köşe yazarı, bu saplantısını “barış müzakerelerine” kapıyı açacak bir “ateşkesi” sağlamak için, Öcalan ile zamanın Cumhurbaşkanı arasında, postacılığa kadar götürmüştü. Neticede. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da öncü olan TSK kendisini düşük yoğunluktaki savaşın yöntemlerine adapte etti ve başardı. Sadece dağda başarmakla kalmadı, gene Ordunun inisiyatifi ve kararlılığı sayesinde Öcalan İmralı’ya tıkıldı. Dinmeyen kin Öcalan ve hempaları Ulusal Diriliş yıldönümlerini unutmadılar, Türk Cumhuriyetıne ve Türklüğe kinlerini de unutmadılar. Öcalan “dağlardan Batıya gelecek PKK’lı gençlerin, eski dönemlerde Batıya yerleşip, Türklüğe gönüllü entegre olan Kürt kökenliler gibi olmayacaklarını, Kentleri kinleri ile kuşatacaklarını” daha geçenlerde yayınlanan bir kitapla tekrarlarken, biz gerçekleri unuttuk. Ve döndük dolaştırıldık gene siyasi çözüme getirildik. Öcalan ve organları daha İmralı’ya tıkılmadan hemen evvel söyledikleri belli iken. Barış çağrıları yapmakta ve bir Demokratik Kürt-Türk Cumhuriyeti kurulmasını önermekte. Sen kancıkça yapılan bir kanlı terör eyleminin yıldönümünü “Kürt Ulusal Bayramı” diye kutla, sonra da kardeşlikten, barıştan bahset... Bu ona göre PKK yöntemlerinde “stratejık değişikliktir” Ancak, İmralı’ya girdikten hemen sonra daha evvelki düşünce ve hedeflerini, bir gecede terkettığini sanmak, bunun sadece taktik değişikliği olduğunu anlamamak düpedüz gaflettir! Daha evvelki... İmralı’ya tıkılmadan evvel TC’ye ve Türklere, açıkça veya o zaman Türkiye’de yayınlanan ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinden Ali Fırat imzası ile kin ve düşmanlık kusan Öcalan, şimdi neden ve nasıl barış havarisi olmuştur? Gene aynı gazetede, Özgür Politika’da yazan Mahmut Baksı, Öcalan yakalandıktan hemen sonra şunları yazıyordu; “TC’ye öylesine darbeler vurmalıyız, üzerlerinden öyle silindir gibi geçmeliyiz ki, Öcalan’ı yargılamak şöyle dursun, kendileri Öcalan’ın önünde secdeye gelmelidirler... Türk burjuvazisine öylesine bir darbe vurmalıyız ki, artık sırtları doğrulamaz hale gelsin... İntihar komandolarıyla bunların üstüne üstüne yürümeli yalnız kendilerine değil, çocuklarına, eş ve akrabalarına yaşamı cehennem haline getirmeliyiz. İşte o zaman Abdullah Öcalan nedir, gücü nedir, kimdir görsünler.” Nitekim, intihar komandoları ve orman kundakçıları eylemlerini gerçekleştirdiler o sırada... Bu aynı Baksı, şimdi aynı gazetede kardeşlik türküleri çığırıyor! İnanmak için budala olmak gerekir. Eşkıyabaşı da şimdi Bayram Mesajında şöyle diyor: “Büyük bir tarihsel haksızlığa karşı koyuşun, acılı bir tarih ve yaralı bir toplum geleneğine artık son verme arayışının sonucu ola 15 Agustos Atılımı ile birlikte gelişen mücadele sürecimiz önce tarihi açığa çıkarmış, düzeltmiş bugün de bir (siyasi) çözüm aşamasına getirmiştir...” Bunun tercümesi; “Silahla yapamadığımızı şimdi yeni stratejimizle ‘siyaseten’ yapacağız” demektir. Fakat, aba altından da bir sopa var: “PKK Türkiye’de demokratik birliğin inşa edilmesine kadar en doğal hakkı olan bu meşru savunma çizgisinde kalacaktır!” Asıl soru Öcalan ve yandaşları, bu yeni 15 Ağustos atılımlarında başarılı olabilirler mi? Bu sorudan önce cevaplanması gereken asıl soru, bir idam mahkumunun -o da artık nazari olan- “ölüm hücresi”nden nasıl olup da bu konuma gelebildiğidir? Buna nasıl imkân verildiğidir? Bu noktadan sonra, aramızda “Ekonomi düzeldi. Enflasyon düşüyor, terör de durdu(!) AB yolundayız, artık unutalım Öcalan’ı” diyenler, “İnsan hakları adına” ulusal üniter devleti bitirmek. Kürtçeyi neredeyse ikinci resmi dil haline getirmekte mahzur görmeyen politikacılar, “fikir özgürlüğü” adına Bölücülüğün ideoloğu İsmail Beşikçi’ye övgü buketleri atan entel bilim adamlarımız oldukça... “siyasi çözümün” de, Öcalan’ın pazarlık masasında karşımıza oturmasının da yolu açılır. Pekala, bunca mücadeleye ve şehide ne gerek vardı o zaman? 15 Ağustos Bayramı herkese kutlu olsun! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Diriliş Başarıldı... Şimdi sıra Kurtuluşta...” ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinin, 18 Ağustos 1994, yani Eruh-Şemdinli baskınının 10. yıldönümündeki, sayısında başlık. “Şu anda bütün Türk Ordusu ile savaşıyoruz... Ordu-Millet edebiyatını yıktık...generallere gösterdik.’” Abdullah Öcalan - 15 Ağustos 1994
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT