BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölüm, bir ağır ayrılıktır; son değil...

Ölüm, bir ağır ayrılıktır; son değil...

“Zelzele” kelimesi daha uğultulu, daha dağdağalı, dehşeti daha bir haber verici. Deprem öyle değil; deprem, sıradan depresyonu çağrıştırıyor. Bu yüzden maksadı ifadedeki kudreti itibariyle “zelzele” diyoruz.



“Zelzele” kelimesi daha uğultulu, daha dağdağalı, dehşeti daha bir haber verici. Deprem öyle değil; deprem, sıradan depresyonu çağrıştırıyor. Bu yüzden maksadı ifadedeki kudreti itibariyle “zelzele” diyoruz. Bir hafta kadar zelzele bölgesindeydik. Orada hüznün nabız atışlarını duyuyorsunuz. Dünün şen-şakrak yuvaları, bugün boynu bükük kalmış. Bazı apartmanlara dokunulmamış. Bazıları takviye ediliyor. Daha ziyade köşelerde yer alan bazı binalarsa yıkılıp yerleri açık alana çevrilmiş. İnsana en dokunansa sağlam evler, sağlam dükkânlar arasında yer alan tahtadan çevrilmiş kulübeler. Bunlar 20-25 m2 kadar barınaklar. Pencerelerinde cam yok. Pencere camı yerine naylon kullanılmış. Bir de prefabrike konutlar var. Bizim gördüklerimiz kupkuru yerlere kurulmuş. Yine küçücükler. Etraflarında tek ağaç yok. En fenası damları. Bu yaz sıcaklarında o evlerde yaşayanlar herhalde buharlaşma raddelerine gelmişlerdir. O dam veya çatılar, kışın da soğuktan titretir. Bir emsalsiz acının üzerinden bir yıl geçti. Şu çizdiğimiz tablonun artık çok gerilerde kalmış olması gerekirdi. Kalmadı...kalamadı. Sebep, devletçi zihniyet. 17 Ağustos sabahından itibaren vatandaş hiçbir emir, talimat ve telkin almadan kendiliğinden ne imkânı varsa zelzelezedelere akıtmaya başladı. Öyle ki yardımlar yer yer fazlalık veriyordu. İnsanlar, idarenin yükünü omuzlamış tabiî bir dayanışma ile götürüyordu Ankara’nın aklı evvelleri tutup “deprem vergisi” adı altında bir vergi ihdas ettiler. Ayni ve nakdi yardımlar o saat durdu. Öfke tepkiye dönüşmüştü. Vergiye ne lüzum vardı? Zaten her çeşidi ile yardım yapılıyordu. Zavallılığa bakınız ki daha sonra bankalardaki bu paralarla maaş bile verilir oldu. İşte hâlâ iç burkan manzaraların, çileli hayatların, barakamsı evlerin, ihtiyacı geçici olarak cevaplandırsın diye yapılmış olan prefabrikelerin kısa hikâyesi. Acaba bir başka memlekette böyle bir hadise olsaydı aradan bir yıl geçtiği halde bunlar yaşanır mıydı? Sefalet bundan ibaret değil ki... Dilde, diyanette, kültürde de sefalet yaşanıyor. Kocaman adamlar “depremin birinci yıldönümünü kutluyoruz” diye kameralara konuşuyorlar. Davul-zurna ile folklor ekibi de çağırsanız!.. “Sabaha kadar oturacağız” diye manşet atılıyor. Oturun ne olacak? Sadece uykusuz kalacaksınız. Şu gün yapılanlar, sadece “ah-vah” dövünmesi ile hissî beyanlardan ibaret. Bunlar da külliyen yanlış. Biz Müslüman toplumuz. Böyle zamanlarda olsun, dinimiz hatırlanamaz mı? “Sabaha kadar dua edeceğiz” dense ne olur? Dua edilebilir, mevlid okutulabilir, ibadet yapılabilir. Diyanet İşleri Başkanlığı, halkı, medyayı bu konularda aydınlatamaz mıydı, öncülük edemez miydi, dün gece camilerde mevlidler okunup dualar yapılamaz mıydı? Bunlar olmuyor; onun yerine acılı insanların acıları tazeleniyor. Sahne sahne üzüntüler göz önüne seriliyor. Millet olmanın şartlarından biri de tasayı paylaşmaktır. Görülüyor ki paylaşma, hakkıyla yapılamamıştır ve yapılamıyor. Ateş düştüğü yeri yakar. Evladını, annesini, kardeşini kaybetmiş insanlara verilecek desteklerin en kıymetlilerinden biri mânevi destektir. Böyle zamanlarda bütün milletler vatandaşlarını mânen takviye ederler. “Aman gerici derler!” korkusu ile yapılmadı... Kederli, gözü yaşlı annelerin, babaların, kardeşlerin...Herkesin acılarını paylaşıyor ve onlara diyoruz ki: -Ölmek yok olmak değildir. Ölenler inşallah şehîd olmuşlardır. Dam çökerek, duvar yıkılarak, suda boğularak can verenler şehîd olurlar. Bizim milletimiz imân sahibidir. Onun için toprağa, suya verdiklerimiz, biiznillah hükmen şehîd olmuşlardır. Üstelik şehidler ölürken ölüm acısı da çekmezler. Her fani, bir gün elbette ölecek. Ölümün de şerefli olanı ve olmayanı var. Dün gece nice kadirşinas insan bu ölülerimizin ruhlarına okudular. İnşallah mekânları cennettir. Bunlar gerçek. Bunları siz de biliyorsunuz. Haleti ruhiyenizi anlıyoruz. En beklenmedik zamanda sevdiklerinizden ayrıldınız. En ağırı da bu şüphesiz. Ölüm, bir ağır ayrılık. Yoksa mahşerde buluşmak muhakkak ki var. Hiçbir ölen yok olmuyor... İnsan ruh sahibi. Ruhlar ebedi. Bir gün hiç ayrılmamak üzere buluşma günü gelecek.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86904
    % 0.12
  • 6.024
    % -0.27
  • 6.7249
    % -0.24
  • 7.6694
    % -0.11
  • 247.498
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT