BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Lokmalar boğazına tıkıldı...

Lokmalar boğazına tıkıldı...



Sessizce açtı kapıyı yaşlı adam. Bomboş eve girdi, etrafına bakındı. Göz pınarlarının ucuna kadar gelip oturan yaşları koyuverdi kendi haline. Yaşlı, çizgilerle dolu yanaklarından usulca süzüldü damlalar. Masanın kenarındaki sandalyelerden birine çöktü. Bir müddet kalkamadı yerinden. Sabah evden çıktıkları zaman bıraktıkları gibiydi her yer. Neden sonra kımıldadı. Dağınıklıkları toparladı. Mutfağa geçti. Eski, neredeyse Muhsin’le yaşıt olan küçük buzdolaplarında iki kap bir gün öncesinden kalan yemek vardı. İçinin ezildiğini yoldayken hissetmişti. Sabahtan o saate kadar bir lokma bir şey gitmemişti midesine. Isıttı yemekleri. Hemen basit bir sofra kurdu. Birkaç lokma aldı ısıttığı yemeklerden. Lokmalar bir anda büyüyüp boğazını tıkadı. Yutkundu. İmkanı yok yutamıyordu. Bıraktı çatalı. Yüreğindeki boğucu sıkıntı bütün bedenini kapladı. Dar attı kapının dışına kendini. Uzun uzun soluk aldı açık havada. Bir yandan da kendi kendine telkin ediyordu mırıldanarak: - Gayret Talat, güçlü olmalısın, katlanmalısın, şükretmelisin haline. Daha neler var dünyada... Bir müddet daha kaldı kapının önünde. Sonra kendini daha iyi hissedip içeri girdi. Yalnızlığın korkunç sessizliğinde onca yıllık hayat arkadaşının hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu bir kez daha anlamıştı. Biraz sakinleşmişti. Sedirin üzerine oturdu. Neler yapması gerektiğini düşünmek, nasıl davranacağını belirlemek zorundaydı. Muhsin’e haber vermek istemedi. Çocuk yeni evlenmişti. Ama bir süre bu konuda kararsızlık yaşadıktan sonra asıl korkusunun oğlundan beklediği alakayı görememek olduğunu fark etti. Kırılmak, horlanmak istemiyordu. O sırada kapı çalındı. Merakla kalktı yerinden. Araladı kapıyı. Handan ve avukat Servet bey gülümseyerek bakıyorlardı yüzüne. Geri çekilip yol verdi: - Rahatsız ettik Talat bey, bir yoklayalım dedik. Mahkeme yaklaşıyor, yarın da görüş günü. Belki gitmek istersiniz diye... Tel çerçeveli gözlüklerini çıkartıp, gözlerini ovuşturdu. Handan dikkatli bakışlarla süzüyordu yaşlı adamı. Dayanamadı: - Talat amca, iyi misiniz siz? Yaşlı adam yutkundu. Vermek istediği cevap gırtlağında, saldırmaya hazır bir panter gibi bekleyen hıçkırıkla karışıp boğuk ve anlaşılmaz bir ses olarak fırladı dudaklarından. Baba kız şaşırmışlardı. Hemen atıldılar, kollarına girip, oturma odasına götürdüler onu. Handan fırlayıp mutfaktan bir bardak su getirdi. Servet bey merak ve şaşkın bir halde yanı başında duruyor, öylesine tuhaf bir halde bakınıyordu. Handan’ın getirdiği suyu içti yavaş yavaş. Elinin tersiyle ağzını kuruladı: - Sağ ol kızım, Allah razı olsun. - Neler oluyor Talat bey, bu haliniz ne? Avukat Servet Kılıç merakından sabırsızca atılıp sormuştu bu soruları. - Sormayın Servet bey. Başımıza neler geldi. Yutkundu tekrar. Titreyen bir sesle anlattı sabahtan beri yaşadıklarını. Baba kız öylece kalmışlardı oldukları yerde. Neden sonra toparlandı Handan: - Üzülmeyin, eminim bunlar geçici sıkıntılardır. Geçecek hepsi. Göreceksiniz, her şey güzel olacak. - Bizim gücümüz kalmadı artık kızım. Dayanamıyoruz. Servet bey hayretle sordu: - Büyük oğlunuz, Muhsin’di değil mi adı, o nerede? Cevap vermedi Talat bey. Onun bu sessizliği yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu açıkça anlatıyordu. Aile meselesi olduğunu düşünüp saygıyla sessiz kaldı Avukat. Bu arada Handan içeride çay koymuş, getirmişti: - Sana da zahmet oluyor kızım... - Ne demek Talat amca. Bir müddet oturdular yaşlı adamın yanında baba kız. Ona destek olmaya, onu teselli etmeye çalıştılar. Gitmek için hareketlendikleri zaman Servet bey yavaşça fısıldadı: - Yarın Tahsin’e gelir misiniz bilmem! Eğer gelirseniz gelip sizi alırım arabayla... - Eksik olmayın, gitmem lazım çocuğa. Onu da ihmal etmemek lazım. Servet bey elini kaldırıp “tamam” anlamında bir işaret yaptı. - Oldu, o zaman yarın saat onda gelirim sizi almaya. Önce cezaevine gideriz, oradan da hastahaneye. Mehpare hanımı yoklarız. Görüşmek üzere. Canınızı sıkmayın artık. Bunlar geçecek. Göreceksiniz. Omuzlarını kaldırdı yaşlı adam. Yüzünde umutsuzluk vardı. Konuşamadı. Misafirleri gittikten sonra namazını kıldı. Uykusu yoktu. Oturup yaşadıklarını düşündü. Her şey öyle üst üste gelmişti ki o da şaşırmış, bocalamıştı. Mehpare hanım arkasından öylesine dalgın bir halde bakmıştı yanından ayrılırken.... - Zavallı Mehpare, dayanamadı böylesine üzülmeye, kırılmaya. Diye mırıldandı.”Yine de Muhsin’e haber vermeliyim” diye geçirdi içinden. Vakit oldukça geç olmuştu. Yerinden kalkarken fısıldadı: - Mehparemi sağlığına kavuştur, ya Rabbim... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT