BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hilye-i seadet -2-

Hilye-i seadet -2-

Hem, cism idi, Resul-i ekrem, Yaraşır, ruh-i mücessem desem. Güzel, hem sevimli idi Resul, Hakka çok, sevgili idi Resul.



Hem, cism idi, Resul-i ekrem, Yaraşır, ruh-i mücessem desem. Güzel, hem sevimli idi Resul, Hakka çok, sevgili idi Resul. Malikle Ebu Hale, söyledi, Hilal gibi, açık kaşlı idi. İki kaşı arası, her zaman, Gümüş gibi görünürdü, ayan. Mübarek yüzü, az yuvarlakdı, Derisi berrak, hem de parlakdı. Siyah kaşları mihrabı anın, Kıblesi idi, bütün cihanın. Ortası, yüksekçe görünürdü, Yandan bakınca, mübarek burnu. Çok güzel idi, çekme ve latif, Edemez gören O’nu tam ta’rif. Seyrek idi, dişlerinin arası, Parlardı, sanki inci sırası. Ön dişleri, ettikçe zuhur, Her tarafı, kaplardı bir nur. Gülse idi, iki cihan Serveri, Canlı cansız herşeyin peygamberi. Görünürdü ön dişleri, pek afif, Dolu daneleri gibi, çok latif. İbn-i Abbas der, Habib-i Huda, Gülmeğe, eyler idi istihya. Hem hayâsından O dinin senedi, Kahkaha etmedi derler, ebedi. Nazik, mahcub idi, Resul-i cenab, Daim eyler idi, bakmağa hicab. Yüzü benzerdi, yuvarlak aya, Zatı aynaydı, yüce Mevlaya. Nurlu idi hep, o vech-i hasen, Bakılmazdı, tenevvüründen. Gönüller aldı, o güzel Nebi, Aşıkı oldu yüzbin sahabi. Bir kerrecik görenler, rüyada, Dediler, böyle zevk yok, dünyada. Hem güzel yanakları, bileler, Fazla etli değildi, diyeler. Anın etmişdi, cenab-ı Halık, Severek, yüzün ak, alnın açık. Boynunun nuru, ederdi her an, Saçları arasında, leme’an. Mübarek sakalından, iyi bil, Ağarmışdı ancak, on yedi kıl. Ne kıvırcıkdır, ne de uzun, Her uzvu gibi idi, mevzun.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT