BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Suç kimde?..

Suç kimde?..

Türkiye ekonomisi, (kendini göstere göstere) çok ciddi bir krizin içine düştü. Borsa tepetaklak oldu. Faizler füze gibi fırladı. Yurt dışına ciddi döviz çıkışları yaşandı. (Bu arada, döviz stokları azaldı). Finans sektörü şaşkına döndü. Bankalar tuşa geldi.



Türkiye ekonomisi, (kendini göstere göstere) çok ciddi bir krizin içine düştü. Borsa tepetaklak oldu. Faizler füze gibi fırladı. Yurt dışına ciddi döviz çıkışları yaşandı. (Bu arada, döviz stokları azaldı). Finans sektörü şaşkına döndü. Bankalar tuşa geldi. Velhasıl, uzun süredir çekilen sıkıntılar, boşa gitti ve yeniden sil baştan hale dönüldü. Peki, bu krizin yaşanması, çok mu sürpriz olmuştur? En önemlisi de, krizin izahı nasıl yapılacak, kim sorumlu tutulacaktır? 1-Mevcut tablonun oluşmasında, Kıbrıs konusundaki restimizin etkisi nedir? Bunu samimi olarak araştırmak gerekir. Önümüzdeki günlerde, Hükümetin bu konuda nasıl davranacağını, ne tür tavizler vereceğini de (ömrümüz varsa) göreceğiz. Krizden çıkışta en önemli faktör, dış kaynaklardan sağlanacak, (minimum) beş milyar doların Türkiye’ye girebilmesi, olacaktır. Bu giriş, belirli sıkıntıların atlatılmasında, güven ortamının sağlanmasında, mali piyasaların denetim altına alınmasında, çok etkili rol oynayabilecektir. Şimdi, (ABD dahil) Dış Dünya, bu konuda ne yapacaktır? Ne tür tavizler isteyecektir? 2-Mevcut koalisyon, “Bremen Mızıkacıları”na benzemektedir. Üç genel başkan, ayrı telden çalmaktadır. Gündemi meşgul etmekte, çok ağır karar almaktadırlar. Halbuki, ekonomik hayat, hızlı karar almayı, (özellikle bu tür kriz dönemlerinde) gerektirmektedir. Sayın genel başkanlar uzlaşana kadar, ciddi tahribatlar yaşanmakta, krizin boyutları büyümektedir. Hiç olmazsa, Bakanlara ve ilgili bürokratlara inisiyatif tanınsa. Ama, ne gezer. İlle de, genel başkanlar toplanacak, saatlerce konuşacaklar. Karar alamayıp dağılacaklar ve sonra yine toplanacaklardır. Türkiye’deki aşırı merkeziyetçi sistem; yetkilerin birkaç elde ve en tepede toplanması, en büyük hastalığımız ve kaybımızdır. Halbuki, gerçek demokrasi uygulansa. Mevcut, rüşvet, kayırma, devlet kaynaklarını sömürme sistemi yerine; gerçek liberal ekonomiye geçilse; Ankara yönetimi, sadece Adalet, Emniyet, Savunma ve Dışişlerine münhasır kılınsa; bu krizler yaşanır mıydı? Devlet bankalarının 20.2 milyar doları, özel bankaların da 10 milyar doları aşan kazıkları, ekonomiye (halkın sırtına) yüklenebilir miydi? KİT’ler, Devlet kadroları bu kadar şişirilebilir ve bugünkü lükse, israfa, yolsuzluklara dayanan sistem devam edebilir miydi? 3-Aslında, Türkiye’de yaşayan herkesin, dürüst davranmasını ve vicdan muhasebesi yapması şarttır, zira... a) Elli yıldır, devamlı olarak “popülist politika”lar uygulanmakta, “halk dalkavukluğu” yapılmakta, Devlet kaynakları peşkeş çekilerek oy satın alınmaktadır. Devamlı vaad vardır. Devamlı bedavacılık telkin edilmektedir. Türk halkı, artık bu düzenin süremiyeceğini, sistemin ve mali yapının çöktüğünü idrak etmelidir. Eğitim ve sağlık dahil, her hizmetin bedelini ödemesi gerektiğini anlamalıdır. Kapağı, Devlete, KİT’lere ve BİT’lere atmaktan vazgeçmelidir. b) Tarım, ticaret, sanayi sektörleri, aynı vicdan muhasebesini yapmalı, hep Devlete yük olmaktan, ürettiğinden fazlasını talep etmekten, vazgeçmelidirler. c) Sömürü ekonomisinde, “kıdem tazminatı”, “iş güvencesi”, “sosyal güvenlik kurumları dejenerasyonu”, çöküşü daha da hızlandıran faktörlerdir. Politikacısı ve halkı ile; yöneteni ve yönetileni ile, aklımızı başımıza almalıyız. Çalışmayı öğrenmeli, hak etmediğimizi talep etmemeliyiz. Üretmeyen toplumlar, fakir kalmaya, devamlı krizler yaşamaya mahkûmdur. Çözüm dış desteklerde değil, beyinlerde ve sistemde yapılması gereken reformlarda yatmaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT