BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Galatasaray üzerine!...

Galatasaray üzerine!...

Galatasaray Dünya takımı!. Galatasaray, FIFA’nın “2000’li yıl için” seçtiği “Dünya’nın en büyük 3 takımından” biri!.



Galatasaray Dünya takımı!. Galatasaray, FIFA’nın “2000’li yıl için” seçtiği “Dünya’nın en büyük 3 takımından” biri!. Galatasaray, FIFA’nın tertiplediği Kulüplerarası Dünya Kupası’nda Real Madrid’le beraber Avrupa’yı temsil etme hakkını aldı!. Galatasaray... Galatasaray... Galatasaray!.. Bir zamanlar “Avrupa Fatihi” diye nitelendirildiği için “Nereden Avrupa Fatihi oluyor?” diye lâf atılan Galatasaray!. Evet, bunlar çok önemli!. Kimbilir “bir başka Türk takımı” ne zaman “böyle bir zirve yakalayacak?” “Önemli” bir başka husus daha var: 8-10 yıl önce, Metin Oktay’lı Galatasaray’ın ve takiben Avrupa Kupalarında büyük çıkış yapan Galatasaray’ın havası ile Türkiye çapında yapılan kamuoyu araştırmalarında, “ülkede en çok taraftara sahip olarak bilinen” Fenerbahçe’yi “yüzde 1.2’lik farkla” geride bırakan sarı-kırmızılılar, 2000’li yıllarda bu farkı yüzde 10’a çıkardılar! ANAR’ın yaptığı kamuoyu araştırması, aşağı yukarı şöyle bir tabloyu ortaya koyuyor: Galatasaray: Yüzde 36!. Fenerbahçe: Yüzde 26!. Beşiktaş: Yüzde 16!. “Yüzde 26’larla” her ağızlarını açışta “25 milyon taraftardan söz edenlere” ufak bir şaka: “Yüzde 36 da 35 milyon etmez mi?” Ne o? Bu hesaba devam edersek, Türkiye’nin nüfusu acaba kaça çıkar? “Takım tutmayanları bir yana bırakırsak”, takım tutanların sayısı bile “100 milyonu aşmış görünüyor!.” Bilmem ki, “Meşhedi bile” böyle atar mıydı? AIG nerede? Galatasaray yönetim kurulu, AIG ile “stratejik şirket ortaklığı yapmak için bütün itirazları, direnişleri, eleştirileri” nasıl karşılıyordu? “Bu AIG, Dünya’nın en büyük finans kuruluşlarından biri.. Büyük fonları var.. Galatasaray’ın şirketine ortak olursa, Galatasaray’a büyük imkânlar getirecek. Dünya Kulübü olmanın yollarını açacak! Peki ne oldu? Galatasaray gibi bir kulüp, Şampiyonlar Ligi’ndeki çok kritik bir maçtan önce, “Paramızı verin, yoksa kampa girmeyiz” diyen futbolcuların direnişi ile sarsıldı! Dünya’nın en büyük haber ajansları, “bu para direnişini” bütün Dünya’ya yaydı; yabancı gazetelere haber oldu! Altı üstü “1-2 milyon dolar” için, Galatasaray bu hale düştü! Nerede “stratejik ortak?” Nerede o “dev fonlar?” Nerede o “büyük kredi imkânları?” Hımmm!. Futbolcuları, “100 milyon dolarla geliyoruz” diyerek kandıran ve direnişe sürükleyen “kimliği belirsiz kişiler” bir yanda Koskoca AIG bir yanda!. Eğer AIG “böyle bir durumda” kılını kıpırdatmıyorsa!. Eğer bunca Galatasaraylı futbolcu “AIG yerine, bu kimliği belirsiz kişilere inanıyorsa..” Yandı gülüm keten helva!. Galatasaray Kulübü yönetiminin “aynaya bakarak” kendi kendine sorması gerekmez mi? “Biz kendi futbolcumuzu bile AIG’ye inandıramamışız, kim olduklarını söyleyemediğimiz, bir seçim genel kurulu toplayabilecekleri bile çok şüpheli, toplasalar bile seçilme garantileri hiç olmayan insanlara inanarak direniş yapan futbolcuları da, bu belgelerini, tanıklarını ortaya koyamadığımız iddia ile aşağılamış olmuyor muyuz?” Şu “hazin” paradoksa bakın!. Konuşmak, ama nasıl? Teknik adamların bir hastalığı var: “işten çok, konuşmak!.” Hele hele takımları “birkaç maç iyi sonuçlar aldı mı” hiç ama hiç durmadan konuşmak!. İşte Denizli!.. İşte Arıca!.. İşte Giray!.. Tabii, “bir-iki güzel oyun ve bunun sonucunda gelen bir-iki galibiyetten sonra”, ülkenin en iyileri arasında olan bunlar ve benzerleri hocalarımız, TV’lere çıkıp, gazete sayfalarının manşetlerine oturup “mangalda kül bırakmazlarsa” ve spor kamuoyunu, kendi taraftarlarını yanlış yönlendirirlerse, gelecek “bir-iki kötü sonuçta” tefe konup çalınmalar normaldir!. Elbette ki, “gücünü bilen” takımların, “takımlarının gücüne güvenen hocaların” hedefi “şampiyonluk” olacaktır! Ama “Şampiyonluk olmazsa”, gene de “güzel” hedefler vardır: “Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı elde etmek gibi, UEFA Kupası’na katılmak gibi!.” Daha bir-iki maç kazandığında “Ligi de, Kupayı da götüreceğiz” dersen, işte olacaklar bunlardır! Havayı geren sizlersiniz, zararı görenlerin arasında da sizler oluyorsunuz!. Fatih Terim gibi “yaparsanız”, sonra konuşursanız; başımızın üstünde yeriniz olur!. Ama ortada fol yok yumurta yokken, rakipleri tahrik etmek, taraftarlara “sonsuz” umutlar vermek, zaten “fair play’de sınıfta kalmış” bir ülkede hangi tahribatları yapıyor; ortada! Ve daha açıkcasını söylüyorum: Bol bol atıp da, sonra “birdenbire” çıplak kral gibi ortada kalan teknik adamlara hiç acımıyorum! Hak ettiklerini buluyorlar!. Yazık!.. Geçen hafta “Uluçmarket kapalı olduğu için” yazamadım! Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu çok büyük bir fırsatı kaçırdı! Galatasaray-Fenerbahçe maçındaki olaylar sebebiyle Disiplin Kurulu’nun verdiği “birer maçlık seyircisiz oynama cezası”, Tahkim Kurulu tarafından değiştirildi! Eğer Disiplin Kurulu Galatasaray’a 2 maç, Fenerbahçe’ye 1 maç ceza verebilseydi, Tahkim Kurulu da “buna uyacak” ve Disiplin Kurulu’nun “adalet dağıtımındaki hatasının yerini” verilmiş olan “adil bir karar” alacaktı! Türk futbolu da “rahat bir nefes almış olacaktı!” Olmadı, becerilemedi; yazık oldu! Ama gene de devam!. “Seyircisiz maç” baskısı, “en caydırıcı ceza olacaktır!” Tesirini göreceğiz; sakın bu yoldan dönülmesin! Mesaj!.. Sevgili Zeki Çol.. Stop.. Yıldız krallığınızın başında Rüştü var!. Stop.. Mevsim başından beri, kendi taraftarları ve Fenerbahçeli yorumcular tarafından bile ağır şekilde eleştirilen Rüştü.. Stop.. Şampiyonlar Ligi ikinci turunda grubunda lider, Türkiye Ligi’nde, lider, ligin en az gol yiyen birinci, bir maç eksiği ile en çok gol atan ikinci takımı, gol krallığı yarışında santrforu açık ara önde gidiyor.. Stop.. Bu takımdan yıldız krallığı tablonuzda kimler yer alıyor?. Stop.. Kaçıncı durumdalar?. Stop.. Sevgilerimi sunarım.. Stop.. Öcal Uluç.. Stop.. Necdet Çobanlı!.. Belki de 20 yıldır hiç karşılaşmadığım, elini sıkmadığım Necdet Çobanlı’nın “herşeyi göze alarak yaptığı mücadele”, inançları, doğru bildikleri için “sonuna kadar giden”, gidebilecek olan herkese örnek olmalıdır!. Ağır baskılara, hakarete varan tarizlere, mahkeme tehditlerine, açılan davalara disiplin kovuşturmalarına rağmen adeta “tek kişilik ordu” gibi mücadelesini sürdürüyor!. Bu mücadelede onu “şu veya bu sebeple yarıyolda bırakanlar oldu!.” Bunların içinde, “onu böyle bir mücadeleye itenlerden bazıları bile var!.” Bugüne kadar çok yara aldı, ama aldırmadı! Onun ve arkadaşlarının mücadelesi Galatasaray’a çok şey kazandırdı! AIG ile yapılan anlaşmanın ilk taslağındaki şartlarla, bugün imzalanmış olan metnin arasında büyük fark bile, Çobanlı’nın Galatasaray’a nasıl büyük bir hizmet yaptığını gösteriyor! Çobanlı ve arkadaşları karşı çıkmasalardı, AIG anlaşması adeta bir “kapitülasyon belgesi halinde” kalacak ve Galatasaray’ın geleceğinde büyük problemler çıkaracaktı! Gerçi “tam olarak düzeltilemedi” ama, gene de “çok madde ve şart değişti!.” Daha da önemlisi “Cayman Adaları gibi” Bütün Dünya’nın “ne mal olduğunu bildiği” bir karanlıklar diyarında kurulan bir şirketin “ne kadar temiz olursa olsun”, Galatasaray’ın geleceğinde yapacağı tahribatı iyi bilen Çobanlı ve arkadaşları “O adalarda kurulmuş AIG Blue Voyage Advisor Şirketi’nin Galatasaray Sportif AŞ’nın blok halde yüzde 21 hissesini almasını önlediler!” “Advisor” gitti, yerine “AIG Blue Voyage Found Şirketi” getirilmek zorunda kalındı! Cayman Adaları “aradan çıktı!.” Galatasaraylılar Çobanlı’ya teşekkür edeceklerine, neden eleştiriyorlar, anlamak mümkün değil! Bugün ona kızanlar, yarın Galatasaray Tarihi’nde Galatasaray’a neleri “kaybettirmediğini” okuyacaklardır!. Evet; “neleri kaybettirmediğini!.” Bu sözün altını çizin ve unutmayın!. Birkaç yıl içinde “ne demek istediğimi” çok daha iyi anlayacaksınız! Bekleyelim!.. Lucescu!.. Galatasaray Teknik Direktörü Lucescu için “eleştiri dönemi kapandı”, şimdi “onu övmek için yarış dönemi başladı!.” Bakıyorum önüne gelen “özür diliyor!.” Aslında “ortada hiç de öyle garip bir durum yok!.” Elbette, Lucescu Galatasaray takımının içinde, etrafında onca “olumsuz olay olurken”, ortalıkta “süklüm püklüm dolaşıyorsa eleştirilecekti!. Romanya Milli Takımı’na, Hagi’ye, Popescu’ya hocalık etmiş İtalya gibi bir futbol cehenneminde “uzun yıllar teknik direktörlük yapmış” bir teknik adam, Türkiye’de “böyle bir görüntü verirse elbette eleştirilecekti! Bundan tabii bir şey olamazdı! “Yapamadığı”, hatta “aciz kaldığı” öyle şeyler oldu ki, ona en hafif tabiri ile “memur hoca” demek, çok ama çok normaldi! “Ben antrenmandan ve maçtan başka hiç bir şeye karışmam” diyerek işe başlayan, Terim’in gölgesinde kalan, inisiyatif kullanmayarak “disiplinsizliklere göz yuman”, sesini çıkaramayan bir Hoca’ya çıkıp da “Aman.. Aman.. Ne iyi.. Ne iyi..” demek mümkün müydü? Peki, eleştirilere kulak vererek, yanlışlarını düzelten, eksiklerini gidermeye başlayan, “ipleri yavaş yavaş eline alan”, futbolcularına kendisini sevdirmeye ve daha da önemlisi “saydırmaya başlayan” Lucescu, taktik ve tertip olarak “doğruları bulunca”, iyi sonuçlar almaya başlayınca ne yapılacaktı? Elbette, “yerden yere vurulmaya devam edilmeyecek”, Sezar’ın hakkı Sezar’a verilecekti! İşte şimdi öyle yapılıyor! Anlayamıyorum; “Kötüyü yanlışı eleştirmek, iyiyi, güzeli alkışlamak” neden “özür dilemek zorunluluğunu” ortaya çıkarsın? Bir zamanlar, “aynı çizgiyi” Fatih Terim için sürdürdüğümüzde bize nerede ise hakaret edenlerin arasında olup da, şimdi Lucescu önünde ezilmeye başlayanlaradır, sözüm: “Hiç ezilmeyin! O gün de yaptığınız, yazdığınız, söylediğiniz doğru idi, bugün de doğru!.” Peşin fikirlerle değil, “yapılan işe göre” yazmak, konuşmak yorumlamaktır, bizim meslek ilkemiz! Öyle de kalmalıdır!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT