BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Öğrenciler eylemde! Rektörler nerede?

Öğrenciler eylemde! Rektörler nerede?

Cezaevi operasyonları ile noktalanan bu terör ağırlıklı hafta aslında yılların birikiminin sonucu.



Cezaevi operasyonları ile noktalanan bu terör ağırlıklı hafta aslında yılların birikiminin sonucu. Hele son aylarda, Ankara’da yaşayanlar başkent sokaklarının nasıl da eylem alanları haline getirildiğini gözleriyle görüyorlar. Başkent’in merkezi Kızılay’da çoğu günler “kavgasız” geçen fakat zaman zaman ekranlara Filistin’i aratmayan görüntülerin yansıdığı olaylara dönüşebilen gerginlikler yaşanıyor. Hayat mücadelesi, ekmek kavgası peşindeki onbinlerce insanın işyeri ya da geçiş yeri olan Kızılay aylardır çevik kuvvet polislerine, araçlarına ve özel eğitilmiş polis köpeklerine mekân oldu. Böylece sıradan her Türk vatandaşı anarşi ve terörün nefesini günlük hayatın olağan bir parçası imişcesine ensesinde hissediyor. Büyük şehirlerin sokaklarındaki bu gerginliğin üniversite kampüslerindeki anarşi ile paralel gitmemesi mümkün değil elbette. İçinde bulunduğumuz öğretim yılı özellikle İstanbul ve Ankara’daki üniversitelerde huzursuz geçiyor. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi otuz yıl önce olduğu gibi olayların öncülüğü görevini üstlenirken ODTÜ de yine “eski” günlerine yaraşır tavrını gösteriyor. Hayatı bütün ağırlığı ile sırtlamış ve mesleklerinin en verimli döneminde olması gereken orta yaş kuşağı ise bu “eskilikleri” yaşamak istemiyor. Bugün büyük çoğunluğu Amerikan hayranlığıyla sarhoş olmuş, her fırsatta pişmanlık ağıtları yakan “go home”cu 68 kuşağının yeşerttiği ortamın asıl kurbanı olan liseli-üniversiteli “78 kuşağı” gençliğini zaten harcamıştı, orta yaşlarınıda silahların gölgesinde değil, ülke kalkınmasında, üretimde, eğitimde, sağlık hizmetinde harcamak istiyor. Kamuoyuna romantik-marksist masallar anlatıp ardından terör yardakçılığı yapan, devletle savaşan teröristin haklarını müdafaa eden eskimiş marksistlerin “insan hakları” savunucuları kılığına girerek bugünün gençliğini esir almalarını da istemiyor. Oysa üniversiteler 70’li yıllara dönüş yapmak üzere! Şehir merkezlerinde büyük çaplı eylemlerin yapıldığı veya polisle çatışmalar çıktığı günler üniversitelerde talebeler ders esnasında sınıflara giren militanlar tarafından eyleme katılmaya çağrılıyor. O sırada dersini anlatmakta olan öğretim üyesi bu eylem davetinin yapılmasına izin verir “uslu uslu” dinlerse mesele yok, dersin cebren bölünmesine itiraz edecek olursa “şimdilik” hakarete uğruyor, gözdağı veriliyor, yarın-öbürgün bu kadarla yetinmeyip kaba kuvvet ve teröre başvurmaları uzak bir ihtimal değil. Başta İstanbul Üniversitesi’nin “Cumhuriyet bekçiliğinde” çok iddialı rektörü Kemal Alemdaroğlu olmak üzere, bütün rektörlerimize ve bölüm başkanlarına varıncaya kadar akademik kurumların idari mekanizmasında yer alanlara buradan sesleniyoruz ki, yılanın başını küçükken ezin! 1968’de boykot, yürüyüş, direniş, protesto şekillerinde başlayan sözde “öğrenci” olaylarının ülkeyi hangi noktaya getirdiğini tekrarlamaya gerek yok, yönetici öğretim üyelerimizin tecrübeleri bunları kavrayacak çaptadır. Üstelik o yıllarda eylemciler söze gelince “öğrenci haklarını” savunuyorlardı. Bugün yeniden başlanan noktada eylemlerin sebepleri açıkça dile getiriliyor, “açlık grevlerini destekleme eylemi”, “cezaevi operasyonlarını protesto eylemi” deniliyor. Maskeye de gerek duyulmuyor anlaşılan. Bu sebeple üniversitelerdeki idareciler, gençlerimizin ve dolayısıyla Türkiye’nin istikbalini tehlikeye atmamak için güvenlik ve istihbarat örgütleriyle sıkı işbirliği içine girerek, kampüsün, binaların, dershanelerin her köşesinde can emniyetini, eğitim hürriyetini, huzurlu akademik ortamı sağlamak zorundadırlar. Cumhuriyeti koruma ve kollama vazifesi öğrencilerini ve hocalarını terörün kucağına atmakla, örgütlerinden emir almış militanların kampüs içindeki kanlı eylemlerine göz yummakla yerine getirilemez.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT