BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Erdal İnönü'ye kuşatma

Erdal İnönü'ye kuşatma

Önce bir şeyin altını çizmemiz gerekiyor. Türk solu, Türk sağından daha duyarlı.



Önce bir şeyin altını çizmemiz gerekiyor. Türk solu, Türk sağından daha duyarlı. Deniz Baykal’ın istifası da bunun göstergesi. Benzerlerini geçmişte de görmüştük. Mesela Sayın Ecevit 87 seçimleri sonrasında istifa etmişti. Buradan bakınca sol sağın önünde. Bu vesile ile Sayın Baykal’ı kutluyoruz. Gerçekten kendine yakışanı yapmıştır. BARAJI NİÇİN GEÇEMEDİ? Burada sorulması ve üzerinde titizlikle durulması gereken soru CHP’nin neden baraj sınırını geçemediğidir? Hayır bize göre bunun öncelikli müsebbibi Sayın Baykal değildir. Son seçim ikliminde CHP’nin başında kim olursa olsun sonuç değişmeyecekti. CHP’nin sorunu daha önce de defalarca yazdığımız gibi Baykal’ın hizipçiliği değil, jakoben yapılanmadır. CHP ne yazık ki “değişim” denen olguyu fark edememiş, kendini hep cebri değişimlerin “truva atı” olarak görmüştür. Öyle olunca da parti halktan kopmuş, küçük bir azınlığın “dayatma aracı” kimliğine bürünmüştür. Bırakın onu bunu işte Ecevit ya da DSP’nin yükselişi de bu tespiti doğrulamaktadır. Toplum ve onun geleneksel değerleriyle uzlaşan Ecevit tek başına koskoca CHP’yi neredeyse üçe katlamıştır. Ortaya çıkan bu tablo CHP’nin tepeden inmeciliğinin ve dayatmacılığının yani politik bakışının yanlışlığını teyid ediyor. SOLCULUK CHP az solculuk yaptığı için değil, günün realiteleri ile çatıştığı için küme düşmüştür. Eğer sorun solculukta zafiyet olsaydı medyadan müthiş bir destek alan ÖDP yüzde bir oy alırdı. Şu halde CHP kendini var olan halk temayülleri doğrultusunda yapılandırma durumundadır. Bir süre önce büromda solun düşünebilme yeteneği olan gerçek entelektüellerinden Ertuğrul Günay’la sohbet ediyorduk. Ertuğrul bey 90’lı yılların başlarında Baykal ile dizayn etmeye çalıştıkları CHP’nin bugünkü CHP ile taban tabana çatıştığını söylüyor ve bunun da CHP’nin sonunu getireceğini dillendiriyordu. Günay’a “Peki Deniz Bey neden makas değiştirdi” dediğimde Ertuğrul Bey’den şu karşılığı almıştım: “Hatırlayın 90’lı yıllarda SHP öncesindeki CHP ve Baykal Bosna’ya yaşmak götüren ve toplumun özlemlerine cevap veren bir kimlikte idi. Ancak SHP ile birleşme, yeni yeni kazanmaya başladığımız bu kimliğimizi geri aldı. Deniz Bey’i yanıltan da Uğur Mumcu’nun cenazesindeki coşku oldu. Baykal o tabloyu görünce herşeyi silip CHP’nin o eski ve tek parti dönemini çağrıştıran kimliğine geri döndü.” Peki döndü de ne oldu? CHP küme düştü. Yukarıda da söyledik, bu tablonun müsebbibi Deniz Bey’in dar kadroculuğu ya da kendi bireysel zihin travması değildi. Tersine Deniz Bey “inanç” ve “aile” gibi konularda pek çok merkez sağ liderden daha tutarlı ve samimiydi. Öyle ki sağdaki bazı liderler “vitamin hapları oruç bozmaz” deyip yuttukları vitamin sonrasında oruç tutar pozlarını verirken, Baykal istismar etmeksizin samimi bir inanç sahibi olarak orucunu bile tutmuştur. Evet sorun kişisellikten ziyade kurumsaldı ve CHP bunun kurbanı olmuştur. Biz etrafına pozitif enerji yayan tutarlı Baykal’ın bu hezimetten çok büyük bir sorumluluk taşıdığına inanıyoruz. Diyeceksiniz ki “CHP’yi değiştirseydi?” Evet buna katılıyoruz ama CHP gibi bir yapıda bu çok kolay da değildir. CHP bugün Türkiye’de zihinsel istibdat özlemi ya da hedefinin kurumsal adıdır. YENİ LİDER Gelelim bugüne. CHP’de olağanüstü kurultay kararı alındı ve Mayıs ortasında CHP yeni liderine kavuşacak. Liderliğe adı geçenler şunlar: Fikri Sağlar, Hikmet Çetin, Zülfü Livaneli, Ercan Karakaş, Hasan Fehmi Güneş, Murat Karayalçın, Celal Doğan, Yekta Güngör Özden ve Mümtaz Soysal. Peki ağırlıklı hangisi mi? Ankara’da solu zirveye taşıyan Karayalçın’ın şansı var, ancak var olan delegasyon yapısı büyük bir handikap. Ayrıca Murat Bey’in geçmişte genel başkanlığı kaptırmış olması da önemli bir eksiklik. Fikri Sağlar gençliği ve tutarlılığı ile kabul görebilir. Lakin Fikri Bey daha ziyade Talebe Cemiyeti Başkanı’nı çağrıştırıyor. Yekta Güngör Özden asla tutmaz ve CHP’yi ÖDP’nin konumuna düşürür. Hasan Fehmi ve Ercan Karakaş Bey’lere de sol çizgide ısrarlı oldukları için pek şans tanınmıyor. Mümtaz Hoca CHP’den ayrılmıştı ve bugün milletvekili bile değil. Celal Doğan ise belediye başkanı ve ağırlıklı bir ihtimal değil. Hikmet Çetin de daha önce denendi. Görüldüğü gibi “banko” aday yok... Eğer bu isimlerden biri genel başkan olsa bile -ki bu mutabakatla olmayacak- CHP yine paramparça olacak. Peki ya Zülfü Livaneli? Kalitesine bir itirazımız yok ama CHP bünyesinin onu sindirmesi de güç? Peki o zaman kim? KUŞATMA Başkentte iki gündür bu bağlamda dillendirilen tek isim Erdal İnönü’dür. Kime sorarsanız nihai çıkışın Erdal Bey’le olacağını söylüyor. Efendim “SHP İnönü’yü denedi ve gördü CHP’yi zor toparlar mı” dediniz? Seçmen bağlamında belki öyle ama partinin bütünlüğü için Erdal Bey yeni yeni parçalara ayrılmamak için tek çıkış yolu olarak görülüyor. Eğer İnönü olmazsa CHP kendi içinde bile bölünebilecektir. Evet maalesef CHP heyeti bugün yapısal bir dönüşümü değil, var olan yapıyı muhafazaya uğraşıyor. Bunun için de Erdal İnönü’yü tutkal olarak olmazsa olmaz görüyor. Erdal Bey kabul eder mi dediniz? Duyumlarımıza göre şu ana kadar kesin bir dille “hayır” diyor. Ancak İnönü daha şimdiden ablukaya alınmış durumda. Erdal Bey’e olmadık yerlerden baskı yapılıyor. Direnirse mi? Evinin önünde gösteriler ve hatta açlık grevlerinin yapılması düşünülüyor. Evet CHP cenahında şimdi herkes İnönü’yü ikna için taktik geliştiriyor. Tabii Erdal Bey akşamdan sabaha aday olmayacak ve kurultayın arefesinde koro halinde çağrıyı bekleyecek. CHP’de nihai hedef böyle bir ortamın sağlanmasıdır. Yukarıda da söyledik ya değişen hiçbir şey olmayacak. CHP bir süre önce çıkardığı eski şapkasını tekrar kafasına geçirecek. Seçim mağluplarının istifası güzel de sonrası tufan olmamalı. CHP’de bugün sanki böyle bir iklim var. Dileriz CHP bir an önce toparlanır ve ilk seçimle Parlamentoya geri döner...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT