BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nerede bu AIG?

Nerede bu AIG?

Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu, "Lucescu'nun bile parasının ödenemediğini" en yetkili yöneticilerin ağızlarından duydukça şaşkınlığımız (!) çığ gibi büyüyor!.



Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu, "Lucescu'nun bile parasının ödenemediğini" en yetkili yöneticilerin ağızlarından duydukça şaşkınlığımız (!) çığ gibi büyüyor!. Aslında "şaşkınlığımız" derken, "AIG - Galatasaray ilişkileri konusunda" taa başından beri "şüphe içinde olduğumuz, tereddüt içinde olduğumuz, cevapsız kalan sorular yumağı içinde olduğumuz için", kendimizi kastetmiyoruz; zira "olanlar" bizi hiç şaşırtmıyor!. Beklediğimiz ve tahmin ettiğimiz gelişmelerdi, bunlar!. "Şaşkınlığımız" derken, biz "AIG - Galatasaray ilişkilerinde" Süren ve arkadaşlarına nerede ise "körü körüne inananlar" içindi bu ifademiz!. Evet, "onların yerinde olsak" çok ama çok şaşırır ve Faruk Süren'e, Mehmet Cansun'a "ard arda" şu soruları sorardık: Soru bir: Arkadaş, bu AIG dünyanın en büyük fon ve kredi kuruluşlarından biri değil miydi? Soru iki: Bütün ikaz ve itirazlara rağmen bu çok büyük şirkete Galatasaray Sportif AŞ'nin yüzde 21'lik hissesini blok halinde satarken ve onu "stratejik ortak" ilân ederken, sözleşmedeki birçok maddeye itiraz edenleri "Galatasaray düşmanı" olarak göstermediniz mi? Soru üç: Ne diyordunuz: "Bu şirketle ortak olunca mâlî dertler bitecek. Bu şirket Galatasaray futbol takımının herşeyini pazarlayacak, onu dünyaya tanıtacak, Galatasaray Sportif AŞ'yi kârlı hale getirecek, hem kendi kazanacak, hem de Galatasaray'a kazandıracak!" Peki, Galatasaray'ın en bunalımlı, en kritik döneminde nerede bu stratejik ortak? Nerede bu dev şirketin fonları, kredileri, garantileri? Soru dört: İşte Emre, Okan... Bunlar derhal kaynak bulunamazsa, para bulunamazsa şimdi mukaveleleri yenilenip, uzatılmazsa, sezon sonunda üç-otuz paraya Avrupa kulüplerine kaptırılacaklar. Onların mukavelelerini uzatacak peşinat ise bek Fatih'i de katarsak 5 milyon doları bile bulmuyor!. Nasıl büyük bir devdir ki ve nasıl bir stratejik ortaktır ki, AIG bu 5 milyon doları Galatasaray'a, Galatasaray Sportif AŞ'ye bulamıyor? Hani, bu AIG hem kendi kazanacak, hem de Galatasaray'a kazandıracaktı? Hani, Galatasaray'ın futboluyla ilgili herşeyi pazarlayacaktı? Bu futbolcuların üç-otuz paraya gidebilmelerini önlemek için, Galatasaray'a 5 milyon dolar bile bulamayan, borç veremeyen bir "stratejik ortak", yıllardır anlattığınız "büyük dev" masallarına uymuyor, neden? Soru beş: Durmadan, dinlenmeden "Oradan şu kadar milyon dolar, buradan şu kadar milyon dolar, öteden o kadar milyon dolar, beriden bilmem ne kadar milyon dolar gelecek" diyorsunuz. Bu rakamların, üç aşağı, beş yukarı geleceği de ortada!. Peki, "Bu gelecek paraları da gördüğü halde, yani gelecekleri garanti olduğu halde", bu nasıl bir "dev" ki, bu nasıl bir stratejik ortak ki, Galatasaray'a "uzatılacak bonservisleri dolayısıyla" çok büyük paralar kazandırabilecek üç genç oyuncunun "bugün istedikleri peşin parayı bile" veremiyor, vermiyor, seyrediyor, adeta "bana ne, ne halin varsa gör" diyor? Soru altı: "Uzman, hukukçu ve hoca" olan bazı Galatasaray genel kurul üyelerinin, kurulan komisyonun bütün itirazlarına, "bu bir imtiyaz sözleşmesi, bu bir kapitülasyon sözleşmesi" uyarılarına rağmen, AIG ile yapılan sözleşme için o günlerde bizlere anlattıklarınızın hiç biri bugünkü tabloya ve ilgisizliğe uymuyor; sebebi nedir? Evvet, "şaşkınlık içinde" bu soruları sorması gereken "Süren'e ve onun istediği yetkilere devamlı oy vermiş, onlara inanmış" Galatasaray üyelerini bir yana bırakıyorum. Divan Kurulu Başkanı Bay Duygun Yarsuvat'ın ve "medyada Süren'e bu konuda sonuna kadar destek vermiş olan" spor yazarlarının, Galatasaray Başkanı'na bu soruları sormaları gerekmez mi? Şimdi geliyorum, benim sorularıma!. Soru bir: Galatasaray Sportif AŞ "gerçekten", dünya devi AIG ile mi anlaştı? Soru iki: Anlaştı ise, AIG gibi bir dev, Emre'lerin, Okan'ların, Fatih'lerin bonservislerini gerçek değerlerine yükseltecek bir operasyonun yapılması için şu anda gerekli olan 4-5 milyon doları neden vermez? Ya kredi bulamaz? Fon sağlamaz? Soru üç: Yoksa, size güvenmiyor mu? Soru dört: Yoksa, "Ben nasıl olsa mukavele ile kendimi garantiye aldım. Şirket kâr da etse, zarar da etse, ben verdiğim parayı geri alacağım, neden uğraşayım mı?" diyor? Soru beş: Yoksa... Yoksa... "Anlaşma yapılan şirket" gerçek ve de AIG değil de, onun "fonunu kullanarak" kurulan bir başka şirket mi? Ortak AIG değil de, onun şemsiye gibi görünmesini sağlayan bir "isim hakkı" mı var? Soru altı: Galatasaray Sportif AŞ'nin yüzde 21'lik hissesini blok halde alan şirketin, Galatasaray'a şu kritik ve sıkışık anda verecek 5 milyon doları bile yok, galiba!. Öyle mi? Soru yedi: Hadi parası yok, Galatasaray Sportif AŞ'ye bu parayı kredi olarak verebilecek bir kuruluşu bile bulacak kadar bir ağırlığı, itibarı olması gerekmez mi? Öyleyse neden bulmuyor? Soru sekiz: Artık açıklayın da herkes bilsin; bu şirketin gerçek ortakları kimler? Varsa, bu şirkette "gerçek AIG'nin hissesi ne kadar?" Hadi Süren'in bu sorulara cevap vermek gibi bir adeti yok! Ya başkan vekili Mehmet Cansun ne yapıyor? Cevap sevgili Cansun, cevap!. Galatasaray camiasının bu soruların cevaplarını bilmek hakkı değil mi? Verin cevapları, virgülüne dokunmadan sütunlarımıza koyacağız; hiç şüpheniz olmasın!. Anayasa suçu!.. İş döndü dolaştı geldi, üç büyükler başta, kulüplerin "katı sansür uygulamalarına!." Halkın haber alma hakkına, basın özgürlüğüne açıkça darbe vuran bu uygulamalar, aslında "sansürü yasaklayan" Anayasamıza da aykırı!. Açıkça Beşiktaş'ı da, Galatasaray'ı da, Fenerbahçe'si de ve onlara özenen diğer kulüp yönetimleri de Anayasa su işliyor!. Aslında bu noktaya gelinmesine "Bana ne, ona ceza vermişler" diye diye, "birlik ve beraberlik içinde" yapılanlara karşı çıkmayarak, bizler de yardım ettik! "Spor olarak" sadece "Üç büyüklerin futbolunun peşine takılmakla", bu üç kulübün yöneticilerini, "basın özgürlüğünü paspas gibi çiğneyecek" kadar şımarttık!. TSYD'nin dünkü bildirisi ve kınaması çok haklıdır ve sonuna kadar desteklenmelidir! Atatürk'ün ve Anayasa'nın "basın özgürlüğü için söylediklerini" unutacak kadar gözleri kararanlara "dikkatli ve hassas bir uyarıdır" TSYD bildirisi! Kendi beceriksizliklerini, yanlışlarını, eksiklerini, hatalarını gizlemek için uygulamaya koydukları "sansür" olayını, "gizli bir anlaşma ile yapmamış olmaları" dileğimizdir! Aksi halde "Anayasal suç", bir de "organize suç haline gelir!" Üç büyükler başta, bütün kulüplerimiz bu tip "çirkin ve kabul edilemez" uygulamalarından derhal vazgeçmeli, halkın haber alma hakkına ve basın özgürlüğüne saygı göstermelidirler! Kulüpler, Serdar Beyler'in, Faruk Bayler'in, Aziz Beyler'in malı değildir! Halkın malıdır! Bu böyle bilinmeli ve ona göre davranılmalıdır! Derhal yeni yönetim!.. Galatasaray'ın bugünkü yönetiminin, plânı yok, proğramı yok, parası yok, günlük rüzgârlara kapılmış, bir oraya gidiyor, bir buraya!. Göz göre göre, Emre'ler, Okan'lar, Fatih'ler üç-otuz paraya yuvadan uçup gidecekler! Tıpkı Hakan'ın gittiği gibi!. Yıllardır hep "cek'li, cak'lı" masallar anlatmaktan bıkmadılar, hâlâ da anlatıyorlar! "Yüksek faizlerle borçlanarak" kulübü batağa sokmanın adını da "başarılı yönetim" olarak koydular! Terim'in ve talebelerinin arkasına saklanarak bugünlere kadar geldiler! Ama "artık" deniz bitti! Borç da bulamıyorlar, ceplerinde de akrep var! Galatasaray'ın "taze para ile", plân ve programla iş başına gelecek yeni bir yönetime ihtiyacı var! Hem de acilen! Yeni yönetim "taze para, güven ve itibar konularında" camiaya da, çevreye de, ülke içindeki ve dışındaki kuruluşlara da "rahatlık" getirecek! Zira, görülüyor ki, Galatasaray gemisi "çabalama kaptan ben gidemem" sinyalleri veriyor! Galatasaray'ın ninnilerle uyutulan üyelerine duyurulur! Kim bu yetkili? Yer Almanya... Almanya - Türkiye milli maçı... "0-0 biten" karşılaşma... Yöneticilerin oturduğu tribündeyiz... Bir büyük kulübümüzün başkanı, bir-iki sıra ötede oturan zamanın Merkez Hakem Komitesi Başkanı'na dönüp diyor ki; "Burada yanımızda boş yer var, gelsenize!." Başkan cevap veriyor; "Efendim, UEFA bize burada yer ayırmış, başka yere oturmamız ayıp olur!." Ama "Merkez Hakem Komitesi'nin bir başka yetkilisi" kalkıp, kulüp başkanının yanına geliyor. Ceketinin önünü de ilikleyerek... Son derece nazik ve saygılı bir şekilde hal hatır soruyor, sonra dönüp zamanın MHK Başkanı'nın yanına dönüyor. O yerine dönerken, kulüp başkanı yanındaki arkadaşına diyor ki: "Bu arkadaş bizdendir!." .... Bu olayı, o sırada büyük kulüp başkanının arkasındaki sırada oturan ve sözüne güvendiğimiz bir kişi anlattı!. Olayın kahramanlarının isimlerini de verdi! Şimdi ben bugünün Merkez Hakem Komitesi Başkanı Bülent Yavuz'a diyorum ki: Kimdi bu kulüp başkanı? Kimdi bu, zamanın MHK'sında üye olan kişi? Bu üye, hâlâ MHK'da görevli mi? Aynaya bakınız, sayın Demirel!.. TSYD'nin Antalya Semineri'nde Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel'e, "tribün olayları konusunda, Karşıyaka'nın, evet sadece Karşıyaka'nın adını zikrederek, örnek verince", özetle demiştim ki: "Sayın Başkan bu konuda çifte standart uyguluyorsunuz. Aynı olaylar İstanbul'da olunca ceza yok. Olayları tahrik eden aynı oyuncuya bile ceza vermiyorsunuz, böyle çifte standartlı bir uygulama ile olaylar önlenemez. Karşıyaka'ya verilen cezanın aynısı İstanbul'dakilere de verilmeli!." Bu haklı uyarımıza karşılık, "bazıları" bizi "Karşıyaka'yı korumakla suçlamıştı!" "Ne dediğimizi" anlamak bile istememişlerdi! Şimdi, spor sayfalarına manşetler atıyorlar: "Basketbol tribünlerinde neler oluyor?" Eee! Fedarasyon da, anlı şanlı medyamız da İstanbul'daki salonların tribünlerinde olanları yıllardır görmezlikten gelir, "tribün terörünün palazlanmasını seyrederse", işte iş bugünkü tabloya kadar gelir, dayanır! Ver Karşıyaka'ya cezayı, Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın sırtını sıvazla! 5 kişilik aileyi, çoluk çocuk dövenleri görme!. Salon güvenliğini tamamen ortadan kaldıran olaylara dönüp bakma! İş çığırından çıkınca "neler oluyor" diye sor!. Hadi canım siz de!. Verildi mi, verilmedi mi? Bir savcı dostum var, geçen gün yolda karşılaştık, dedi ki: "Her şey gibi Fatih Terim olayını da çok abartmıyor muyuz? Medya işi nereye götürmek istiyor? Her zamanki gibi çok acul davranmıyor musunuz? Yarın Fiorentina'nın üst üste alacağı 4-5 kötü sonuç ortaya nasıl bir tablo çıkarabilir, düşüneniniz yok mu? Sokağa adı verildi diye haber yapıyorsunuz. Koyduğunuz resimlere bakıyorum, bir sokak tabelasının üzerine Terim yazılı bir kağıt parçası yapıştırılmış. Sokağa ad böyle mi verilir? Belediye gerçekten bu adı vermiş mi? Belediye Meclisi'nin kararı var mı? Ad değişse kağıt yapıştırılarak mı yapılır? Bir futbol teknik adamını Atatürk'le kıyaslayanlar bile çıktı, bu nasıl iş? Bence Terim'e iyilik etmiyorsunuz, ne dediğimi çok geçmeden anlayacaksınız!" Spora çok meraklı, yılların savcısının sözlerini aktardım! Düşünmenizde yarar var! RTÜK önlemeli!.. Bazı TV kanallarında, FIFA'nın talimatına ve futbolun gereklerine rağmen, "teknik ve yıldız futbolculara yapılan kasıtlı ve sert hareketleri teşvik eden, hakemler teknik ve yıldız futbolcuları koruma yönündeki FIFA talimatlarına aykırı hareket etmeleri için baskı yapan, hatta bu yönde ağır eleştirileri ile onları sindirmeye çalışan" futbol ve hakem yorumcularını, RTÜK çok yakından izlemeli ve gereken ikazları yapmalıdır!. Teknik ve yıldız futbolcular için adeta "sakatlanmaları yönünde" izin fermanı haline gelen bu yorumlar, maalesef her Pazar, her Pazartesi, her Cumartesi gecesi tekrarlanır hale gelmiştir! Hakemler, medyadaki bu baskıya karşı adeta savunmasızdır! Emre'lere, Hagi'lere, Rapaiç'lere, Mehmet'lere ve benzerlerine atılan insafsızca tekmeleri teşvik eden, hoş gören, bu tekmelere kılıf hazırlayan, hatta "iyi ki benim karşımda oynamıyordun" diyecek kadar ileri giden "bu yorumcuların" sırf kişisel ratingleri uğruna, sporu ne hale getirmek istedikleri ortadadır! Sporcuları, spor etiğini, sporu korumak RTÜK'ün sorumluluğu altındadır! Dizilerde, dizi kahramanlarının içtikleri sigaraya bile "haklı olarak" müdahale eden RTÜK'ün "bu ilkel yorumları" da önlemesi görevidir! Biz izleyecek ve devamlı olarak RTÜK'ü uyaracağız! TV yetkilileri de, "bu vahşi düşüncelerin ekranlardan yayılmasını " önlemek durumunda ve zorundadırlar! Aslında "sorumluluk" bu yorumları yapanlardan çok, onlarındır! RTÜK'ün vereceği cezalar da, zaten onları ilgilendirecektir!.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT