BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cezayir'de Fransız Dehşeti -5-

Cezayir'de Fransız Dehşeti -5-

Fransızlar’ın kontrolünde bulunan bazı bölgelerde Cezayir bayrağının dalgalandığı söylentileri kulaktan kulağa yayılır ve insanlar sokaklara dökülür. Ancak bu coşkulu sevinç fazla uzun sürmez, açılan makinalı tüfek ateşleri sonucu ortalık bir anda kan gölüne dönüşür...



Yaşasın bağımsızlık! Fransız vahşeti karşısında artık başta Arap ülkeleri olmak üzere Batı, bigâne kalmak istemiyordu... Bazı Fransız gazeteleri bile vahşete geniş yer vermekten kendilerini alamıyorlardı... Fransa’ya açık ve kapalı baskılar yapılmaya başlanmıştı bile... Ama ne var ki, sömürgecilik ruhu her seferinde galip çıkıyor ve zulme zulüm ekleniyordu. Göklerde dolaşan her uçak, sokakta ilerleyen her zırhlı araç, sömürgecinin sıkıntılı ve kararsız dünyasında kara lekeler gibiydi... Yıllardır özlemi duyulan bir haber dalga dalga yayılıyordu Cezayir’e... Kostantin’de, Cezayir şehrinin milliyetçilerin eline geçtiği, Cezayir şehrinde ise, Kostantin, Batna gibi yerlerde Cezayir bayrağının dalgalandığı söylentileri yayılır... Eski kaba bir deyim olan “Arap telefonu”nun hemen hemen gerçek bir önem kazandığı bir dönemdir bu... Magrip ülkelerinde Avrupalılar’ın “Arap telefonu” dedikleri, halk arasında haberlerin kulaktan kulağa büyük bir hızla yayılması olayıydı... Kendinden geçen, coşku içindeki insanlar sokağa dökülürler... Kiminin elinde kör bir bıçak, kiminde sopa... Yüzlerce insan heyecan dolu... Coşku yumağı çoğu zaman olduğu gibi, makinalı tüfek sesleri ile bir anda kan gölüne dönüşür... Bir şaşkınlık sarar ortalığı... Kimse gerçeği kabullenmek istemez. Hürriyeti su gibi içmek isteyen insanların ölürken bile gönüllerindeki umutları gözlerinde ışıl ışıl... “Ezeceğiz sömürgeciliği” “Şu sözler dökülür son nefeslerinde: “Bizimkiler geliyor... Biz kuvvetliyiz, inanmayın onlara. Ezeceğiz sömürgeciliği... Güçlüyüz... İnanmayın onlara...” “Arap telefonu”nun harekete geçirdiği insanlar, sırf bağımsızlık türküleri söyleyebilmek, Fransız’ın yüzüne haykırabilmek için diyet olarak ölümü, işkenceyi seçiyorlardı... Cesetler toplu mezarlara, yaralılar ve yakalananlarsa polis merkezlerine işkenceye götürülüyordu... Fransız vahşeti bitmek bilmez... Ya kaçarken vurulur insanlar, yahut da işkence yaralarından ölür... Bir basın bildirisi, hastalıktan öldüğünü bildirir filancanın... İşte Kostantin’in düşmesi, Cezayir’de bayrağın dalgalanması gibi sevindirici haberler de gerçek ve hayal arasında dolaşıyordı... “Cezayir’in Sesi” radyosu “Arap telefonu” yüksek tiraja ulaşırken, ülkede 1956 yılının sonunda “Hür Cezayir’in Sesi Radyosu”nun kurulduğunu bildiren kitapçıklar dağıtılır ve anında binlerce onbinlerce radyo kısa sürede tükenir... En revaçta olanları ise pilli radyolardı... Fransızlar, Cezayir toplumunda radyoya karşı meydana gelen değişikliğin önemini o zaman pek iyi değerlendiremezler... Cezayir toplumunda da o eski direnişler terkedilir. Ana-baba kız, çoluk çocuk “Hür Cezayir’in Sesi”ni bekler.. Böylelikle radyo, düşman âleti olmak özelliğini sihirli bir şekilde kaybeder... Bu sıralarda, Fransız otoriteleri durumu kavrar ve askeri güvenlikten iyi hal kâğıdı getiremeyenlere radyo satışı yasaklanır... Pilli radyolar ise mutlak surette yasaklanır ve piyasadaki bütün piller toplatılır... İşte, “Fransız mezalimi”nin bir başka örneği... Yine kadınlar... 1955’ten sonra Cezayir’de kadınların modelleri vardır artık... Bağımsız Cezayir için ölen veya hapsedilen sayısız kadın hikâyeleri ağızdan ağıza dolaşır... Cezayir kadınlarının hayalleri, bu militan kadınların kahramanlıklarıyla süslenir... “Evlilik için kadın” görüşü yerini “eylem için kadın” görüşüne bırakır... Genç kız militan, sıradan kadın bacı sayılır... Savaşan ve mukavemetçiler arasında evlenen kadın, Cezayir kadınlarında köklü değişikliklere sebep olur... Hücreler kurulur toplama kamplarında... Yılların yalnızlığı, suskunluğu atılmıştır artık... Bir kitabın başında, bir iğnenin ucunda umutlar dile getirilir... Ağlamaz, yüzünü de tırmalamaz, eli tetikte, siperdedir şimdi Cezayir kadını... Yıllardır erkeğinden ayrıdır... Babası, kardeşi, kocası ya toplama kampındadır ya da öldürülmüştür... Gözaltına alınamayan erkeklerse, mukavemete katılmıştır mutlaka... Koruyucusu olmadan yaşamak, çoluk çocuğunu yaşatmak zorundadır Cezayirli kadın... Beruaci, Lodi veya Paul Cazelles kampındadır ya kocası, ya kardeşi... Kamplara 200-300 metre mesafedeki eviyle erkeğinin arasına Fransız vahşeti girmiştir... “Fransız askerleri tarafından götürülen ve 8 gün sonra geri gelen kadının defalarca iğfal edildiğini anlamak için onu soru yağmuruna tutmak gerekmez.. Perişan hali, yırtılan elbiseleri ve gözlerinin altındaki morluk, hiçbir soruyu gerektirmeyecek kadar açık...” Bir tek şeyi arzuladı Fransız sömürgeciliği; halkın direnişini kırmak, iradesini yok etmek, umutlarını suya düşürmek! Tankı, topu, uçağı, makinalı tüfeği ile Fransız vahşeti!... Yarın: Fransızlar’ın hastanelerdeki işkenceleri İşte Bin Bella “Kutsal topraklar”da yakından tanımak fırsatını bulduğumuz Ahmet Bin Bella, Fas sınırına yakın bir köyde doğar. Gönüllü olarak Fransa’ya karşı savaşmak üzere Fas birliklerine katılır. 2. Dünya Savaşı’nda Fransız ordusunda çavuş rütbesiyle savaşır... İtalya cephesindeki kahramanlıklarından dolayı 4 madalya ile ödüllendirilir... 1945 yılında bağımsızlık mücadelesine katılmak üzere de Cezayir’e döner... Millî Cephe saflarında mücadeleye militan olarak katılır. Teşkilâtın malî sıkıntısına çare bulmak için Oran Postanesi’ni basıp önemli miktarda para alarak kaçan Bin Bella, 1950 yılında yakalanarak hapsedilir. Artık adı bağımsızlığa işlenmiş olur... İki yıl sonra cezaevinden kaçmayı başaran Bin Bella bir süre Fransa’da saklanır... Ülkesine döndükten sonra yakın arkadaşlarıyla birlikte Mısır’a giden Bin Bella bağımsızlık mücadelesini oradan yönetmeye çalışır. Rabat’ta bulunan Bin Bella ve arkadaşları, Tunus’ta düzenlenen bir konferansa katılmak üzere bir Fas uçağıyla giderken, Cezayir hava sahasında uçakları, Fransız savaş uçaklarınca mecburî inişe zorlanır... 1956 yılında Hıdır, Ahmet Bitat ve Hidda’nın da içinde bulunduğu dört arkadaşıyla birlikte, bir hava korsanlığı sonucu Fransızlar’a esir düşen Bin Bella, 6 yıl süren bu mahkûmiyet döneminde açlık grevine giderek, cezaevlerindeki diğer Cezayirli mahkûmların da açlık grevine gitmelerine önderlik eder... Dünya kamuoyunu günlerce ilgilendiren açlık grevleri Cezayirli mahkûmların, “siyasî suçlu” muamelesi görmesini sağlar... “Hür Cezayir Hükûmeti”nin Fransızlar’la anlaşmasından sonra ülkesine dönen Bin Bella, Millî Cephe saflarında mücadelesine kaldığı yerden devam eder. Bin Bella, Cezayir Bağımsızlık Direnişi’nin 1950’li yıllarda ortaya çıkardığı kahramanlardan biri... Cezayir halkının kurtuluş mücadelesini çok güç şartlarda uzun yıllar sürükleyip getirmiş bir lider... Fransız hapishanelerinde geçirdiği acılı ve dayanılmaz günlerin, düşüncelerini sol doğrultuda etkilediği söylenebilir. 1962 yılında bağımsızlığına kavuşan Cezayir’in ilk devlet başkanı seçilen Ahmet bin Bella, ılımlı bir sosyalist çizgi doğrultusunda bir politika takip etti. 3. Dünya ülkeleriyle sıkı bir işbirliği içinde, Cezayir’i yönlendirmeye çalışan Bin Bella, programını tam uygulayamadan 1955 yılında, askerî darbeyle görevinden alınır... Uzun yıllar sürecek bir göz hapsine mahkûm edilir... 15 yılı aşkın bir süre toplumdan ayrı, yalnızlık içinde geçirdiği hapis hayatı ve suskunluk onun, İslâmiyet’le yeniden ve daha köklü bir şekilde yüz yüze gelmesine sebep olur... 1980 yılında hürriyetine kavuşan Bin Bella bu arada “Kutsal Topraklar”a giderek “Hacı” olur...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT