Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necati Örmeci, “Gastrointestinal sistem(GİS) denildiğinde, ağızdan anüse kadar olan sindirim sistemi anlaşılır. Bu sistem tümüyle düz bir borudan ibaret değildir. En iç tabaka (mukoza), yemek borusu, mide, ince bağırsak ve kalın bağırsağın aktivitelerine uygun olarak farklı epitel hücreleriyle döşelidir. 

GİS; motilite(hareket gücü), duyu alma, yenilen gıdaların sindirilmesi ve emilimi, ince bağırsaklardan sıvı sekresyonu ve elektrolit alış verişi, mukozal bariyerin korunması gibi her birisi ayrı ayrı hayati öneme sahip fonksiyonları yerine getirir. Bu fonksiyonların yerine getirilmesi hücrelerin kendi aralarındaki yakın iletişim ve bilgileri biribirine devretme özelliği, hormonlar, otonom sinir sistemi ve santral sinir sistemi aracılığıyla daima denge halindedir. Bu denge sayesinde insan vücudu açlık-susuzluk, sıcaklık- soğukluk ve ağrı gibi hayatı tehdit eden unsurlara en uygun cevabı hazırlayabilecek yetenek ve kapasitededir” dedi. 

ORUÇ TÜM ORGANİZMAYI DİNLENDİRİYOR 

Yirmidört saatlik açlık GİS’de peristaltik hareketlerde azalmaya, bazal mide suyu salgısında azalmalara, sekretin, kolesistokinin ve pankreozimin gibi safra ve pankreas salgılarını uyaran hormon seviyelerinde azalmaya yol açtığını, yani bir başka deyişle organizmanın istirahate geçtiğini belirten Prof. Dr. Örmeci, bazal metabolizmanın yavaşladığını, istemli hareketler ve solunum sayısı azaltılarak enerji tasarrufu sağlandığını belirtti. Prof. Dr. Örmeci şöyle devam etti: 

“Yeniden beslenmeye geçilmesi durumunda ise bu durum fizyolojik seviyelere geri döner. Deney hayvanlarında yapılan çalışmalarda 24 saatlik açlığın bazal metabolizmada yüzde 50 azalmaya, pankreas bezi tarafından salgılanan lipaz, tripsinojen, aminopeptidaz-A gibi enzimlerde azalmaya, mide ve bağırsak mukozal kalınlığında azalmaya, karaciğer hücre büyüklüğünde küçülmeye, ince bağırsaklardaki tüysü uzantılarda (villus) kısalmaya yol açarken, ıslak karaciğer ve GİS organlarının ağırlıklarında azalma meydana gelmediğini göstermiştir. Beyaz seri hücrelerinden olan lenfositlerin ve miyelositer seri hücrelerin fonksiyonlarında artış ortaya çıkmaktadır. Bazal elektrolit sekresyonlarında değişiklik meydana gelmemektedir. Bu araştırmalar 24 saatlik açlık durumunda organizmanın dinlenmeye geçtiğini bize düşündürmektedir.” 

Oruç tutan insanlarda organizmadaki değişikliklerle ilgili yapılmış ciddi boyutta araştırmaların bulunmadığını belirten Prof. Dr. Örmeci, “Ancak, oruç tutmanın yılda hiç olmazsa bir ay tüm organizmayı dinlendirdiği ve istirahata çektiğini söylemek mümkündür. Oruç tutmak vucudumuzun sigortasıdır. İnsan iradesini güçlendirmekte, manevi huzur vermekte ve fakir insanların psikolojilerini anlamamıza, toplumda dayanışmaya ve barışa hizmet etmektedir” dedi. 

ORUÇ TUTARKEN AŞIRI YAĞLI VE KIZARTMALARDAN UZAK DURULMALI 

Prof. Dr. Necati Örmeci, oruç tutarken iftarda ve sahurda yağlı yiyeceklerden ve kızartmalardan kaçınılması gerektiğinin altını çizerek, “Mümkünse hafif, yoğurt veya yoğurt içeren gıdalar, salata, peynir çeşitleri, ceviz veya fındık gibi kuruyemişler, yulaf ezmesi, yumurta, yoğurt, tarçın, brokoli, avokado, çörek otu, böğürtlen, sardalya yenebilir. Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği tüketilmelidir. Pirinç yerine bulgur yenilebilir. Tatlı olarak güllaç veya dondurma, iftardan 2 saat sonra ara öğün olarak yenilebilir. Sıcak bir mevsim olması nedeniyle en az 2.5 litre su içilmelidir. Su tüketimi sadece iftara veya sadece sahura bırakılmamalı, iftardan sahura kadarki zamana yayılmalıdır. Yeterli elektrolit alımı için kompostolar ve hafif tuzlu ayran, yeşil çay, ıhlamur içilebilir” diye belirtti.