Kızıl Elma nedir, Osmanlı kızıl elma, kızıl elma ülküsü nedir, Fatihin kızıl elması, kızıl elma ne anlama gelir? Her hafta izlenme rekorları kıran Diriliş Ertuğrul'da bu hafta Kızıl Elma vurgusu yapıldı. Dizi severleri ise Kızıl Elma nedir diye aratmaya başladı. Peki herkesin merak ettiği Kızıl Elma nedir? Diriliş'teki Kızıl Elma vurgusu ne demek, Kızıl Elma anlamı nedir,  Kızıl elma bir yer mi gibi merak ettiklerinizi sizler için bu haberde derledik. Kızıl Elma, Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisidir. Kızıl Elma ilkesini Ziya Gökalp, Turan Ülküsü ile birleştirerek ona yeni bir anlam kazandırmıştı. İşte Kızıl Elma ile ilgili merak ettikleriniz

Kızıl Elma, Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşleri simgeleyen bir ifadedir.

KIZIL ELMA NEDİR?

Türk milliyetçiliğinin önemli sembollerinden birisi olan Kızıl Elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler. Ulaşılması gereken bir yeri, fethedilmesi gereken bir beldeyi ifade ettiği gibi kimi zaman bir devlet kurma idealini, kimi zaman cihan hakimiyeti idealini, kimi zaman da Türk birliği idealini ifade etmiştir.

DİRİLİŞ ERTUĞRUL'DAKİ KIZIL ELMA VURGUSU - İZLE

Kızıl Elma imgesinin tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte yaygın anlayış, Osmanlı ile birlikte tarihe ve edebiyata mal olduğu, Osmanlılar döneminde özellikle Batı memleketlerine doğru yürütülen cihadın bir sembolü olduğu yönündedir. Kızıl Elma ülküsü özellikle yeniçeriler arasında yaygınlaştırılmış ve onların savaşma azmini yüksek tutmak için kullanılmış; Ziya Gökalp, bu imgeyi Turan Ülküsü ile birleştirerek ona yeni bir anlam kazandırmıştır.

KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ

"Kızıl", Türk kültüründe genellikle kıymetli sayılan bir renk; "elma" ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen bir meyvedir. Ancak Kızıl Elma sembolleştirilmesinin elmaya değil, Eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hakimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri ifade etmiştir.

Kızıl Elma imgesinin ilk kez Orta Asya Türkleri arasında doğduğu; Ergenekon Destanında Ergenekon’dan dışarıya çıkma ve kaybedilmiş eski yurdu geri alma idealini simgelediği kabul edilir.. Türkistan'dan Hazar Denizi'nin doğusuna gelen Oğuzların ise Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hakimiyetinin ifadesi olarak bulunan altın topu yani Kızıl Elma'yı ele geçirmeyi ülkü edindikleri düşünülür.

OSMANLI'DA KIZIL ELMA ÜLKÜSÜ

Öte yandan Türkiye gazetesi yazarı Ahmet Şimşirgil, Kızıl Elma hakkında bilgilere yer veren bir yazı kaleme aldı. İşte o yazıdan bir bölüm;
 
"Devletler de bir anlamda insanlar gibidirler. Hatta devletlerin hedefleri, bütün bir milletin geleceğini belirleyeceğinden çok daha yüksek olmalıdır.
Osmanlıyı Osmanlı yapan en büyük etkenlerden birini, hedefin yüceliği olarak düşünürüm.
Osman Gazi’nin oğullarına söylediği şu ifadeler ne kadar manalıdır:
 
Ertuğrul Osman oğlusun
Oğuz Karahan neslisin
Hakkın bir kemter kulusun
İstanbul’u aç gülzar yap

 
Osman Gazi, “babanı, atanı sev ve say, tarih şuuruna sahip ol, sakın kibre ve gurura kapılma”, diyerek güzel hasletleri ona tavsiye ettikten sonra bir hedef çiziyor. Ve “İstanbul’u aç gülzar yap” diyordu.
Aslında İstanbul’u almak Osman Gazi’den yedi asır önce Peygamber Efendimizin ümmetine bıraktığı bir ideal ve hedef idi. İşte Osman Gazi’de devletinin kuruluşunda hedefi o kadar yüksek tuttu ki Peygamber Efendimizin bu müjdesi evlatlarına Osmanoğullarına nasip oldu.
İkinci Viyana bozgunundan sonra hep savunma durumunda kalan milletimiz son vatan parçasını da kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya kalınca 15 Temmuz yürüyüşü ile silkindi kendine geldi. Tarihini ceddini ecdadını hatırladı kendisini yok etmek isteyenlere ölmedim mesajı verdi. Ordumuz da Afrin Harekâtı ile dünyanın kabadayısı benim deyip sınırına silah ve terörist yığanlara, “orada dur bakalım” diyerek haykırdı.
Asker, asırlar öncesindeki hedefi sanki dün kaldığı yerden devam ediyormuşçasına şiir gibi terennüm etti:
“Kızılelma’ya hey Kızılelma’ya”
Cumhurbaşkanımız da “bizim bir Kızılelma’mız var” dedi.
İşte devlet-millet, işte lider-asker birlikteliği budur.
Kızılelma ülküsü ve hedefine böyle ulaşılır…


 
FATİH'İN KIZL ELMA'SI
 
Kızılelma, eski Türklerden beri yaşayan bir idealdi. Bizim eski atalarımız hedefsiz ve idealsiz insanlar değildi herhâlde. Kızılelma da Türkler arasında cihan hâkimiyetinin ve güçlü bir fetih idealinin sembolü olmuştur.
Türkler hangi yöne giderlerse gitsinler ulaşacakları zafere, ulaşmadan önce Kızılelma adını verirlerdi. Oğuzlar’da yaşayan bu gelenek aynen Osmanlılarda da görülmüştür.
Osmanlı padişahları tarihi Türk cihan hâkimiyeti mefkûresine eskiden daha kuvvetli olarak bağlanmışlardı. İstanbul’u bunun ilk merhalesi sayıyorlardı. Zira o hedefi Peygamber Efendimiz belirlemişti.
Kızılelma şartlara göre değişiyordu. İstanbul’un fethinden sonra Türklerin yeni hedefi İslam dünyası için devamlı haçlı seferlerinin tahrikçisi olan Roma olacaktır.
Nitekim Yahya Kemal, Otranto Kalesi’ni alan Gedik Ahmed Paşa için yazdığı gazelinde Sen Piyer Kilisesi’ne ve Kızılelma idealine gönderme yaparak şöyle sesleniyordu:
 
Çıktı Otranto’ya pür-velvele Ahmed Paşa
Tuğlar varsa gerektir Kızılelma’ya kadar
Ra’d-ı tekbîr kopup gitmelidir bank-i ezan
Dâr-ı küffârda meşhur kenîsâya kadar

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN
 
Diğer taraftan cihangirlik idealleri yüksek ve azmi yüce  padişah Fatih Sultan Mehmed, kendisinin bir Kızılelma ülküsünü de şöyle belirtiyordu: “Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır…”
Öte yandan Roma’nın fethedileceğine dair hadis-i şerif rivayeti sebebiyle Müslümanlar Roma’nın fethini de çok önceden hedef edinmişlerdi. Bundan dolayı Kızılelma tabiri Roma için de çokça kullanılmıştır. Bu itibarla Yıldırım Bayezid Han, cülûs tebriki için gelen ecnebilere, “Roma’ya kadar gidip, atımı San Pietro mihrabında yemleyeceğim” demişti.
Kanuni döneminde Roma tehir edilerek Papalık dünyasının siyasi lideri Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu hedef alındığından sırasıyla Belgrad, Budin ve ardından Beç yani Viyana Kızılelma oldu.
Bu cihangir padişah kışlaları ziyaret eder, askerlerin şerbetini içer ve o bardağı altın doldurup hediye ederek ayrılırken de “Kızılelma’da buluşuruz” cümlesiyle, onları okşar ideallerini canlı tutardı.
Kızılelma ülküsü Yeniçeriler arasında da çok yaygındı. Talimlerinde:
“Destiye kurşun atar, keçeye kılıç çalar, Kızılelma’ya dek gideriz”, sözü onların ideal ve fedakârlıklarını gösterirdi. Hacı Bektaş Veli ocağına ve ananesine bağlı bulunan Yeniçeriler asırlar sonra bu ocağın yoldan çıkması karşısında:
“Kızılelma kapusun fethederken nacağı
Ne revadır bozula Hacı Bektaş ocağı”
diyerek üzüntülerini de ifade edeceklerdir.
 
"BİZİ BEKLEMESİNLER"
 
Kızılelma Türklerde sadece muayyen bir şehir hedefi değildir. Akşener, FETÖ’cülerle gönül birliği edince işin bu yönünü unutmuştur. Zira onlar bunu unuttururlar. Onlar gençlerine kendi vatanına silah çevirtir, düşmanla seviştirirler. “Ülkenizi ve milletinizi haçlılara teslim edin”, derler.
Kızılelma’nın ikinci manasını bize en müşahhas bir biçimde akıncılar işaret ederler. Düşman ülkesine toplu bir hâlde giren akıncılar önemli ve stratejik noktalara geldiklerinde küçük birliklere ayrılarak yollarına devam ederlerdi. Her birliğin vuracağı şehir ve kasabalar önceden belirlenmişti. Her kol harekete geçerken, “Kızılelma’da buluşalım” diyerek birbirlerine veda ederlerdi.
İşte Kızılelma için İstanbul, Budin, Roma, Viyana denildiği gibi burada kastedilen ve belki asıl olan da Cennet-i A’ladır. Belki maddeden manaya dönüştür. Zira o artık ölümü göze alarak, geri dönmeyi düşünmeyerek şehadete gitmektedir. Bu ideal, Türk’ün İslam dairesine girmesiyle birlikte cihad aşkı ve sevdası neticesinde gelişen, yüzlerce yıllık dinî ve millî şuuru olmuştur.
Türk’ün ortak bilinçaltında efsanevî bir şekilde yaşamaktadır. İşte o şuur genlerine öyle bir işlemiş ki Afrin’e giden Mehmetçik “Kızılelma’ya gidiyoruz” dedikten hemen sonra bir mesaj daha veriyordu:
“Bizi beklemesinler!”
Mehmetçiğin mesajı “İnşallah Cennet’te buluşuruz” demektir. “Biz onları orada bekleyeceğiz” vakur ifadesidir.
Akıncıların bu hayat düsturunu, yaşama maksadını ve sefer niyetini bir akıncı şairi şu ifadeleri ile terennüm etmiştir:
       
Yöneldi fi sebilillah gazaya
Tevekkül kıldı canıyla Hüdaya
Ne can endişesi ne nan ümidi
İki cihanda bir canan ümidi
Zehi aşık zehi gazi-i sadık
Bu gazidir olan didara layık
"