Amman’a iftar vakti giriyoruz, ortalık boşalmış adeta. Ürdünlünün biri trafik polisi gibi kavşakta durmuş, gelen geçen arabalara hurma ile şişe suyu uzatıyor.
Kırmızı yanıyor tam da önünde duruyoruz. Bana da veriyor. Tipimiz yabancı mı geliyor ne “Ente Saim” diye soruyor.
“La” diyorum “Saim değilim adım başka.”
Şoför gülüyor “oruçlu musun diye soruyor.”
Öyle ya savm oruç ise saim oruçlu olabilir pekala. 
‘Yes neam’ karışımı bir şeyler geveliyorum, ‘ene Türki’ diye ekliyorum ayrıca
Ooo maşallah! Teşerrefna!
HOŞGELDİN YA RAMAZAN
Ürdün’de Ramazan-ı şerif hasretle bekleniyor olmalı, hilal göründü mü, ilan ediliyor.  Hemen o saat ay yıldızlı levhalar asılıyor. Allı yeşilli ışıklandırılıyor, sokaklar başka bir havaya bürünüyor. 
Benim gördüğüm kadarı ile Ürdünlüler rahat insanlar. İftarlarını sükûnetle yapıyor, namazlarını huşu ile kılıyorlar. Camiler serin ve ferah, imamlar uzun okuyor ama tecvidleri tertilleri yerinde, haz alarak dinliyorsunuz kıyamda.
Şafii oldukları için ikişer rekatta bir selam veriyor, arada vaaz-ü nasihate geçiyorlar. Hiç aceleleri yok, ne bileyim hoşuma gidiyor. 
Bİ BEREKET VAR 
Ürdün beni şaşırtan ülkelerden biri, petrolü yok, tarımı yok ama halk rahat yaşıyor. Evleri geniş ve neredeyse kişi başına bir otomobil düşüyor. Hem de ciddi arabalar, öylelerini oto mecmualarında görebilirsiniz anca.
Halbuki etrafı ateş çemberi, o kargaşada huzur adası gibi duruyor. 
Kadınları bizimkiler gibi giyiniyor bildiğiniz eşarp manto ile örtünüyorlar. Baş kapama hususunda genç kızlar da gayretli ama kot virüsü de yayılmış bu arada. 
Onlar da bizim gibi Suriyelilere kucak açmışlar. 6 küsur milyon nüfusları var, 620 bin muhacir ağırlıyorlar. 
Devlet Suriyeli mültecileri yer yer kamplara almış, önceleri hep çadırdı, şimdi tuğla briketten şehirler kuruluyor. Lakin altyapı zayıf, elektrik verilemiyor. Yemek iaşe dağıtılsa makbule geçiyor.
BİL AFİYE…
Ürdünlüler yemeyi içmeyi seviyorlar. Amman lokanta zengini ama yer ayırtmazsanız boş masa bulunmuyor. Bilhassa Er-Rinbu mıntıkası ışıl ışıl. Dükkânlar sahura kadar açık, çaylar gidiyor kahveler geliyor, ortalık nargile kokusundan geçilmiyor. 
Ürdün mutfağı bize yakın aynı Türkiye’deki gibi etli, peynirli pideler, şişler, köfteler yapılıyor. Izgaralar lavaş ve pilav eşliğinde sunuluyor. Humus, ful (bakla), mensef (safranlı bademli pilav üstü kuzu), maklube ve tabulet tadılası lezzetler. Kıtır pidelerle yaptıkları fettuş salatası da doyurucu. Baklava kadayıf hususunda da mahirler. Mırraları keskin tek yudumda gözünüz açılıyor. Çaylar genelde kakuleli ikaz etmezseniz şekerli geliyor. Limonataya nane katıyorlar, çok yakışıyor. 
Eğer vaktiniz sıkışıksa şavurma (döner ekmek) ve felafelle de geçiştirebilirsiniz pekala. 
AKLINIZDA OLSUN
Eğer bir gün yolunuz Ürdün’e düşerse vaktinizi iyi kullanın. Organizatörler sizi Vadi-yi Rum’a, Akabe körfezine , Antik Petra’ya, Kerak Kalesine ve Bahrel meyt’e (Ölü Deniz’e) götürecektir ihtimal. Lâkin siz ısrarcı olun Mute ve Şeria Nehri boyunu da (Rift vadisi) dahil edin programa. 
Mute’de Zeyd bin Harise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revaha hazretlerini, Rift vadisinde ise Ebu Ubeyde bin Cerrah, Amr bin Ebi Vakkas, Şurah bin bil Hasene, Muaz bin Cebel ve oğlu Abdurrahman (Radıyallahu anhüm) medfun bulunuyor zira.
Yuşa ve Şuayb aleyhisselamların kabirleri de (ya da makamları) Amman yakınlarında.
Salt şehrindeki Türk şehitliğini de atlamasanız ne iyi olur ama…
BİRAZ DA TARİH
Filler tepişirken fareler ezilirmiş, Ürdün de, Sasani - Bizans mücadelesinde arada kalıyor. 
İslamın yayıldığı yıllarda Gassaniler de burada hüküm sürüyor. Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) Sahabe-i kiramdan Şucâ Esed’i (Radıyallahü anh) Hükümdar Haris’e (Ebû Simr Gassani) gönderiyor. Elçiye zeval olmaz ama hiç kibar davranmıyor. Mektubu yırtıp yere atıyor.
Efendimiz çok üzülüyor “Allahü Teâlâ mülkünü elinden alsın” buyuruyor. Öyle de oluyor. 
Müslümanların Arabistan’dan taştığı yıllarda Ürdün’de Doğu Roma ile Sasani çekişiyor. Server-i Kâinat İran şahını da, Bizans imparatorunu da İslam’a davet ediyor. 
Herakl Efendimizin ahir zaman peygamberi olduğundan emin ama halkına söz geçiremiyor. Taht taç endişesi ile mânâsız bir mücadeleye giriyor. Tebük ve Yermuk gazveleri açık birer işaret ama anlayamıyor. Mute’de aklı başına geliyor da iş işten geçtikten sonra. 
Ürdün Hazret-i Ömer devrinde fethediliyor Hazret-i Osman müesseseleri oturtuyor. Hazret-i Muaviye baştan başa imar ediyor. 
Ürdün bir ara Fatımilerin eline geçiyor, sonra haçlı saldırılarına maruz kalıyor. 1. Baldwin, Kudüs yolunu korumak için havalide muhkem kaleler yaptırsa da Hıttin zaferinin ardından  barınamıyor bu coğrafyada. Eyyubiler ve Memlûkler Ürdün’ü hanlar hamamlar kervansaraylarla donatıyor, hac yolunu emniyete alıyorlar. 
Yavuz Sultan Selim Han Memlûkleri yenince Ürdün de Osmanlı Devletinin parçası haline geliyor.