İslam büyükleri, sadakayı gizlice bir â’mânın eline bırakır veya fakir uyurken cebine koyar veya bir çocuk vasıtasıyla fakire gönderirlerdi. Fakiri şükran borcu altına sokup incitmek istemezlerdi. Bizim kültürümüzde; “sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması” anlayışı vardır, bunda gösteriş ve riyadan uzaklaşıp, ihlasla yardım etme gayesi yatar.
İstemeyi meslek haline getirenler hariç, bir fakire herkesin gözü önünde yardımda bulunmak, sadaka vermek onun haysiyetine dokunabilir. Muhtaçların gönül rahatlığıyla yapılan yardımı alabilmeleri için hayırlar gizli verilmelidir.
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: “İyi bir amel yapanın amel defterine gizli yapılmış salih amel olarak yazılır ve sevabı 70 kat artırılır. Kişi bu ameli açıklarsa, aşikâre amel sevabı yazılır. Artırılan sevapları silinir. Bu amelini tekrar herkese söyler, adının anılmasından ve övülmekten hoşlanırsa, aşikâre amel sevabı da silinir, gösteriş, riya olarak yazılır.” 
Maksat riya ve minnetten sakınmaktır. Fakir vereni görürse, riya ve minnet karışabilir. “Gösterişe ve minnete sebep olan hayır kabul olmaz” buyurulmuştur. 
KARANLIKTA DAĞITIN!
Fatih Sultan Mehmed Han vasiyetnâmesinde, “Aşevlerine bizatihi gelemeyenlerin yemekleri, güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle” emrini vermişti. Maksadı fakir fukarayı deşifre edip rencide etmemekti. Bu hassasiyet halk arasında da yaygındı. İhtiyaç sahibi olup da derdini kimseciklere açamayanlar için düşünülmüş bir şey vardı ki o, “sadaka taşı” denen bloklardı. Fakir dilenmekten, zengin riya ve gösterişten çekindiği için sadakalarını buraya koyar, fakir de gece vakti gelip ihtiyacı kadarını buradan alıp, geriye kalanını kendisi gibi bir başka fakire bırakırdı. 
“Yap iyiliği at denize, balık bilmezse Hâlık bilir” diyen zenginler de kılık değiştirip hiç tanımadıkları mıntıkalara giderler, bakkal ve manavların borç defterlerini isterdi. Meçhul şahıs, cebine göre belirlediği fakirlerin borcunu siler, “Allah kabul etsin” der, çeker giderdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren de kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.
FARZLAR MÜSTESNA
Buna karşın farz olan zekâtın aleni olarak verilmesi efdaldir. Bunda riya olmaz. Zekâtın böyle alenen verilmesi, insanı töhmetten kurtarır, başkalarına da örnek teşkil etmiş olur.