Şafii âlimlerinden Nevevî hazretleri, günde bir defa, yatsıdan sonra yemek yerdi. Bunu, ibadete daha çok vakit ayırabilmek için ve daha çok eser verebilmek için yapardı. Hiç evlenmedi, Geceleri uyumaz, kitap okur ve yazardı.
Ebul-Vefa hazretleri, “Yemek saatini kısaltmak için çöreği ufalayıp tirit şeklinde yemeği, ekmeğe tercih ediyorum. Zira ikisi arasında çiğneme için kaybedilecek zaman farkı vardır. Böylece yazmaya daha çok zaman ayırabiliyorum” derdi.
İmam-ı Veki hazretleri yemek yer, ekmek yemezdi. Sebebi sorulunca; “Ekmeği çiğneme zamanlarında, günde 50 tane ayet veya hadis öğrenirim” der, hep okurdu.
İmam-ı Malik hazretleri, tuvalette geçen zamanına bile acıdığı için üç günde bir def-i hacet edecek şekilde yerdi. “Yeme, içme ve uyku ihtiyacı olmasaydı da bu zamanlarımızı ilimle ve ibadetle geçirseydik” derdi. 
Fahreddîn-i Râzî hazretleri yemek yerken de bir şey okumak, öğrenmek ister, çare bulamaz, buna üzülürdü. Çok defa sofrada bile kitap okurdu. Evinden mescide giderken binek sırtında 300 talebesine ders verirdi. Sadece tefsire dair yazdığı eser (Tefsir-i Kebir) 20.000 sayfaydı. Beş dakika boş durmaz, her gün ortalama 15-20 sayfa eser yazardı.
İmam-ı Gazali hazretlerinin hayatı da kitap yazmakla geçti. Kaleme aldığı 1000 eserden 400 kadarı bugüne ulaştı. Günümüze kadar gelen kitaplarının sayfa sayısı ömrüne bölündüğünde bir güne 18 sayfa düşer.
Kezâ İbn-i Kemâl Paşa da 300 civarında eser yazdı. Sayfa sayısını bölünce o da günde 20 sayfadan ziyade kitap kaleme aldı.
Tabiinden Kahmes bin el-Minhal, bir ayda Kur’an-ı kerimi 90 defa hatmedip, anlamadığı ayetleri dönüp tekrar okurdu.
İsmail Hakkı Bursevi hazretleri zamanının çoğunu kütüphanelerde geçirirdi. Bazen kendisini kitapların cazibesine öyle kaptırırdı ki, yemeği içmeyi unuturdu.
Yavuz Sultan Selim Han da o kadar çok okurdu ki, gözleri kan çanağına dönerdi. Kur’an-ı kerim ve fıkıh ilmi başta olmak üzere günde 8 saatini kitaba veren sultan, Mısır seferine giderken üç katır yükü kitap götürmüştü.