fganistan denince aklımıza sefil şehirler, fakir insanlar, döküntü arabalar, harabe binalar geliyor. Tabii o biraz da nerede gezdiğinize bağlı, dairelerin milyon dolar ettiği semtleri de var. 
Afganlar geçmişte büyük medeniyetlere imza atmışlar. Gazneli Mahmud, Babürşah ve Hüseyin Baykara gibi cihangirler, Ali Şir Nevai, gibi edipler çıkarmış, Asya’ya meşale olmuşlar.
Bakın sadece bir şehirde (Herat’ta) kaç tane zirve insan var. Ahmed Nâmıkî Câmi, Abdullah ibni Mübarek, Müfessir Hüseyn Vaizi Kâşifi, Alaeddin Âbizî, Fahreddin-i Râzi, Molla Câmî, Muhammed Harezmî, Sa’düddin-i Kaşgârî, Seyfeddin ve Zahirüddin Halvetî, Zeyneddin Hâfî…
Ve “Ya Rabbi dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor, sana kavuşamayan onları tanımıyor” diyen Abdullah-ı Ensari Hirevi. (Rahmetullahi aleyhim ecmain) 
Mevlânâ hazretleri de biliyorsunuz Belh şehrinden gelmişlerdi. Nurlu belde Ahmed bin Hadreveyh, Dehhâk bin Müzâhim, Ebû Bekr Verrâk, Ebû Nasr Pârisâ, Feridüddîn-i Attâr, Hakim Tirmizî, Hâtim-i Esam, Hüsameddin Pârisa ve Muhammed bin Hamid Tirmizî gibi büyükleri de ağırlıyor.  
Çeşt’e sadece Muiniddin-i Çeşti hazretlerini yetiştirmesi yeter de artar.  
Cüzcan, Gazne, Kandehar, Kuhistan ve Nesef’te de en az onlar kadar veli var. 
Ve Mezar-ı şerifte, kerremallahü vecheh (yüzünü hiç putlara çevirmeyen) Hazret-i Ali’nin kabri ya da makamı bulunuyor. Değerli araştırmacı Numan Ünal’ın bir tespiti var: “İmam-ı Rabbani hazretlerinin mektuplarına bakın çoğunun bu coğrafyaya gönderildiğini göreceksiniz!” 

RAMAZAN İBADET AYI
Ramazan eğlence avunma ayı değil, böylesine büyük nimetler bahşedilirken uyanık olmakta yarar var. Afganlılar Ramazan-ı şerifi ibadet ile geçirmeye çalışıyor, her geceyi kadir biliyorlar. Teravih namazlarını hatimle kılıyor, her rekat bir sahife okuyup cüzü bitiriyorlar. Bu hesapla otuz ramazanda hatim tamam oluyor. Ancak haftada bir hatim indirilen camiler de var, bunlara daha ziyade hafızlar devam ediyor. 
Yine itiraf edeyim ki bizden daha fazla Kuran-ı kerim okuyor, daha fazla zikr ediyorlar. 

MİSAFİRE İKRAMDA SINIR TANIMIYORLAR
Afganlar cömert insanlar. Mihmana (misafire) çeşit çeşit yemekler, yemişler, meyveler çıkarsalar da yine de kendilerini eksikli hissediyorlar. Taaa ki “palau” çevrilmedikçe kazanda.
Haddi zatında Özbek pilavı, Türkmen pilavı, Afgan pilavı dedikleri hep aynı, Buhara pilavı, Kabil pilavı ona kezâ. Dilerseniz hiç bölüp ayırmayalım ‘’Türkistan Pilavı’’ diyelim 
biz ona.
Yemek tarifi yapmak için hiç değilse yamaklık etmek lâzım, bu yüzden sözü bırakıyorum ustalara. “Bir kere elinizde iyi bir pirinç olacak” diyorlar, “kuşbaşı doğranmış kuzu eti, domates, soğan, biber, sarımsak...” 

Bol sebzeli ve baharatlı pilavlar
Ortaasya’da pilavlar havuçsuz pişmez, zaten işin en zahmetli yanı da havuçların pirçiklerini kazımak, ince ince doğramak. Son zamanlarda bu işi de seyyarlar halletmiş, soyuyor, rendeliyor, poşetliyorlar. Size alıp tencereye atmak kalıyor. 
Pilavcılar (ki bunlar itibarlı insanlardır halk arasında) işe havuç öldürmekle başlıyor. Havuçları sıvı yağa atıp yumuşayıncaya kadar çeviriyorlar. Ayçiçek yağı, mısırözü, pamuk yağı da olur ama küncü (susam) yağı olursa ne âlâ.
Sonra soğan ve etle döndürülüyor. 
Afganlar baharatı ve yeşili seviyor. Birlikte de kullanıyorlar icabında. Pilava miktarı kafi taze ve kuru kişniş, nane, sarımsak, gök murç (yeşil biber), al murç (kırmızı biber), domates, karanfil, kakule, kimyon katıyorlar. Eh badem ve kuru üzüm de atalım derseniz kimse elinizi tutmuyor. 
En son pirinci ilave ediliyor ve iki tıkır aldırıp örtüyorlar. Şimdi sabır. 
Bırakın demlensin kuytuda. 
Afganlar buna “palau” diyorlar. Bizim yaptığımız beyaz pilav ise “çalau.” Bir de ıspanakla yaptıkları yeşil pilav var ki ‘zümrüt pilav’ diyorlar ona... 

BUYURUN MİHMANLAR
Bu arada evin gençleri bahçeye hasırları kilimleri seriyor. Zarafetle ibrik leğen dolaştırıyor, peşkir tutuyorlar. 
Anadolu’da unutulmaya yüz tutan âdetler bunlar. 
Pilav öyle her gün yenen bir şey değil, zaten onların öğün mantığı da bize uymuyor. Evlerde iki günde bir aş (çorba) pişiyor, çoğu öğünler çay nanla geçiştiriliyor. 
Afganlılar pilavı elle yemeyi, o sıcaklığı parmaklarında hissetmeyi seviyorlar. “Kaşıkla yemek tercümanla konuşmaya benzer” diyorlar “ne tadı kalıyor, ne tuzu oluyor.”
Tatlıları genellikle hamur işi, yağda kızartıyor üstüne şurup döküyor, ya da şeker serpiyorlar. Sütlü tatlılara gül suyu, tarçın, safran, şam fıstığı, badem, Hindistan cevizi katıyor, üstüne nar taneleri atıyorlar. 
Bay kişiler (zenginler) önemli günlerde (kandillerde bayramlarda) sebzeli et haşlatıyor, nan-i Afgani eşliğinde dağıtıyor halka.