İhlas Vakfı Uganda Temsilcisi Ahmed Ertürk anlatıyor: Yıllar evvel birkaç Ugandalı talebe ile tanışmıştım, “gelmezsin ama” deyip davet ettiler. Atlayıp gittim, onları çok sevdim, dertleriyle dertlendim. 
Sağ olsun İhlas Vakfı da destek verdi, kâh kurban kestik, kâh iaşe dağıttık. Sağlık ekipleri götürdük. Muayeneler yapıldı, ilaçlar verildi, sünnetler, ameliyatlar…
Ramazan-ı şerifin ilk 15 günü yine Uganda’daydım. Bu defa Kampala Jinja gibi bilinen uğranılan yerleri değil, gidilmemiş bölgeleri dolaştım.
Sağ olsun Uganda İslam Cemiyeti Başkanı. Dr. Abdülkadir Bey mihmandar oldu bana. Bu Cemiyet çok tesirli, belki maaşları bordroları yok ama yetkileri var. 
HAREKET BEREKET
Dolaştığım bölgelerde ramazan sakin geçiyordu. İftarlarda buluşma gibi bir alışkanlıkları yoktu zira. Her gittiğimiz yerde hayvanlar kestik, kazanlar kurduk, elimizden geldiğince şenlik kattık havaya. 
Hayvan fiyatları makul, yalnız taşıyacak kamyonet yok burada. Nasıl olmaz diyorsun. “Here ise Africa!” 
Yokları saymaya başlarsak yazı biter. Elektrik yok,  tüp yok, ocak fırın hiç arama. Bir çeki de odun alıyorsun, sürüyorsun kazanın altına. Ağaç kokusu yemeği leziz yapıyor o başka.
Kendi pirinçleri de var ama kırıklı, çorba yaparsan iyi de pilava gelmiyor. Üç beş çuval Pakistan pirinci alıyorsun, patates, soğan salça… Kadınları becerikli maşallah, toplandılar mı hakkından geliyorlar evvelallah!
Emeklerinin karşılığında para teklif ediyorum mahcup oluyor, almıyorlar. Yerlilerden biriyle yollayınca nazlanmıyor, ellerini açıp dua ediyorlar. Demek ki muhtaçlar.
Tatlı işini meyve ile hallettim, dağıtıyorum birer tane ananas, ağızları tatlanıyor.
Uganda’da etli pilav en ağır ikram. Tepsiler on dakika içinde bitiyor, yağ lekesi bile kalmıyor. Al kaldır rafa. Yani o kadar.
BİR ÖMÜR BULAMAÇ
Dedim isterseniz mahalli yemeklerinizi de yapabiliriz, yok dediler pilav olsun pilav.
Uganda yağışlı bir ülke o rutubette buğday başak tutamıyor. Ama mısır dedin mi duracaksın, tarlalardan taşıyor. Fakir fukara mısır ununu ıslatıp bir bulamaç (paşo) yapıyor, çoluk çocuk parmaklıyor. Boğazdan zor geçse de midede şişiyor tok tutuyor. Ya da muz püresi yapıyorlar. Bu da yutması zor bir taam. Tek başına gitmiyor. Bu yüzden yanında sulu salçalı bir yemek aranıyor.
İnsan baklava börek yese bıkar, onlar bir ömür lapa bulamaçla yetiniyorlar.
İftara oturunca önce kahvaltı tabağı konmuyor sofraya, ardından çorbalar, salatalar, zeytinyağlılar, su börekleri, serinler, ara sıcaklar, etliler, sütlüler, tatlılar gelmiyor. Onlar tek çeşit bulunca şükrediyorlar.
İstanbul’da verilen hatır iftarlarını düşünüyorum da, ah o el değmeden atılan yemekler orada olsa… Kırıntı kalır mı acaba.
FENE, ÇAY, KAHVE
Tatlı ihtiyacını şekerkamışı dişleyerek körletiyorlar. Fene (jack fruid) diye bir meyveleri var belki on kilo. Altından geçmeye korkuyorsunuz, hani kopacak olsa var ya… Kabuğu biraz yapışkan ama içi şerbet gibi. Ben bu tadı nereden hatırlıyorum. Çocukluğumuzda çiğnediğimiz çikletler geliyor hatırıma, tabii ya bu aroma…
Uganda hem çay, hem kahve üretiyor. Ama halk ne çay demlemeyi, ne kahve pişirmeyi biliyor. % 90’ı ağzına koymamış, güzelim mahsul ihraç oluyor dışarıya.
Tiryakiler Uganda kahvesini fındıksı buluyor, yumuşak içimden hoşlananlara hitap ediyor, süt şeker istemiyor yanında.
Bizim gibi sahurda top patlatmıyor, davul çalmıyorlar, ortalık ıssız sessiz, müezzinin sedası odayı dolduruyor. Kalk ezanı okundu mu kalkıyor, bırak ezanı okununca yemeyi kesiyorlar.
Köylerde gençler araba jantına vura vura arkadaşlarını uyandırıyor.
EVİM EVİM GÜZEL EVİM
Gittiğimiz bölgeler elektrikten mahrum. Çatılar ottan sazdan. Peki su sızdırmıyor mu diyorum? Gülüyorlar, sızdırmıyor da sızdırsa ne olacak? Sanki içeride ıslanacak eşya mı var?
Eh börtü böcek oluyor tabii, sen ne kadar temizlesen de örümcek çalışıyor. Gece sivrisinekler filolar halinde dalış yapıyor. Yok emeceği yarım gram kan da, sıtma riski olmasa.
Herkesin iyi kötü başını sokacağı bir evi var, tabii ev dersen ona. 
Mutfakları da var ama kiler boş olduktan sonra. 
Ellerinde solar fenerler, Power Bankları gündüz güneşe bırakıp dolduruyor, aktarıp telefonları şarj ediyorlar.
İftara doğru sokaklar şenleniyor, ampuller akülere bağlanıyor, mangallar yanıyor. Talipa diye bir balıkları var, ihraç da ediliyor. Tuzlaması da hoş, ekmekle iyi gidiyor. Tavuk yemeyi seviyor, içi kıymalı baharatlı muska börekleri (sembuse) yapıyorlar.
Tamam para yok, hayat pahalı ama iftar bereketi hissediliyor.