İhlas Vakfı Uganda temsilcisi Ahmet Ertürk anlatıyor: Ben iki Ugandalının yalnız namaz kıldığını görmedim daha, biri müezzin biri imam oluyor mutlaka. Takke giymekten çok hoşlanıyorlar, medreseliler hafif dik sarı ibrişimle işlenmiş takkelerden takıyor. Elbiseleri temiz ve beyaz, misvak kullanıyor, güzel kokuya bayılıyorlar. 
Camiler ortadan ikiye bölünmüş arada bir duvar camekan, ön taraf erkeklere ayrılmış, arka taraf kadınlara.
Bizdeki Diyanet işleri gibi teşkilatlanmışlar. (Uganda Müslim Consil) 60 bölgede kadıları var, mektep, medrese açıyor, talebe yurtlarını, yetimhaneleri, klinikleri deruhte ediyorlar. Kadılar liderlik vasfı olan insanlar, hürmet ediliyor. Maaşları var mı peki? Hayır, meccanen çalışıyorlar.
Mektepler-de kapı yok, baca yok, rüzgâr bir taraftan giriyor öbür taraftan çıkıyor. Ekseriyetle yere oturuyorlar. Gelgelelim el kadar çocuklara bile hem İngilizce hem Arapça öğretiyorlar. Zaten çok zekiler ve lisana karşı ayrı bir kabiliyetleri var. Yanımda Elif Ba götürmüştüm çok makbule geçti. Miniklerin ilk defa kitapları oldu, nasıl sevindiler anlatamam.
İYD-İ EMİN ÖZLENİYOR
 Müslüman gençler onca yıl okuyor ama diploma alsalar da memur olamıyorlar. Devlet dairelerine Hristiyanları alıyorlar. Düşünün Türkiye’den Cumhurbaşkanı gelmiş, İslam Cemiyetini protokole bile sokmamışlar. Bayram Emin’i (Bizimkiler İdi Amin derlerdi) nasıl özlemesinler di mi ama?
Ugandalılar abid (ibadet ehli) müminler, sadakatleri samimiyetleri bizden fazla, biraz da fıkh öğrenseler evliya olurlar. 
Her kabilenin dili ayrı, komşu köyler dahi birbirini anlamıyor, lehçe farkı da değil farz et biri Hintçe biri Fince...
Uganda İstanbul gibi sıcak değil, nem, rutubet yok. Hava bunaltmıyor. Oruca iki saat geç başlıyor, iftarı iki saat erken yapıyorlar. Ben bildim bileli beşte başlayıp yedide bırakıyorlar. Ekvator yakın ya, namaz vakitleri pek değişmiyor.
Kongo sınırından Arua  şehrine, Güney Sudan sınırında Kitgum’a gidiyorum. Moyo’dan on dakika daha yürüsen Sudan toprakları. Gulu ve Lira hiç benzemiyor Kampala’ya.
YIRTICILAR ARASINDA 
Millî parkın içinden geçerken maymunun biri yanaşıyor, meyve veriyorum büyük bir keyifle yiyor. Zararlı mıdır? / Yooo bi şey yapmaz./ Dur inip seveyim o zaman.
“Sakın ha” diye önüme geçiyorlar, “arabadan inme asla. Bir panter tarafından izlendiğini bilemezsin şu anda!”
Feribotla nehirleri geçiyoruz, su üstünde görmediğim çiçekler, zambaklar. Düşünün dünyanın en büyük göllerinden Viktorya ve Nil Uganda’dan besleniyor. Ama su şebekesi olmayınca.
Taşıma su, hâliyle kıymetli, abdestlerini bir oluk boyunca oturup alıyorlar. İbrikten azar azar döküyorlar, bu da Afrika usulü şadırvan.
MZUNGU MUYUM BEN NEYİM?
 Bugüne kadar Beyaz Müslüman gelmemiş, görmemişler. Beyaz adama Mzungu diyor ve ihtiyatlı yaklaşıyorlar. Sömürgecilerden çok çekmişler zamanında. Türk’ün samimiyetini çabucak fark ediyor, kaynaşıveriyorlar.
Minikler gelip kolunuzu tutuyor, sokuluyor, ellerini omzunuza atıyorlar. Haydi gel de başını okşama.
Afrika’da her çocuğun başını okşayın, velev ki tutar. Çünkü o kadar yetim var ki aralarında.
Malum Efendimiz Sallallahü aleyhi ve sellem yetim başı okşayanlara müjdeler veriyor.
Hatta anlatılır adamın eline balçık bulaşmış, geçerken bir sabinin kafasına sürüveriyor. O gün işleri rast gidiyor, hayret bir iyilik de yapmadı oysa… Meğer elini başına sürdüğü çocuk yetimmiş, okşandığını sanmış, sevinmiş fukara.
AYNI ŞEYE İNANINCA
Afrikalılar cami avlusuna kesinlikle ayakkabı ile basmıyorlar. Biz de onlara uyuyoruz, çorapların tabanları toprak oluyor.
Onlar elle yerken kaşık isteyecek değilim, iyi de beceremiyorum, üstüme dökülüyor, acemiliğime gülüyorlar. İnanın hiç batmıyor. Kardeşlik denen şey bu, muhabbet olunca arada...
O gün İganga’da eşraftan biri Müslüman olmuş. Ateşler yandı, ilahiler okundu, sabaha kadar şenlik yaptılar. İstanbul’da ihtida merasimlerine şahit oluyoruz ama heyecanlanmıyoruz onlar kadar.
Kaddafi bunlara çok yardım ediyormuş zamanında, şimdi eksikliğini hissediyor, çok arıyorlar.
İran ise aksine faaliyetlerini artırıyor. Devlet desteği ile şii camileri açıyor, 
Yapacak iş çok da, 
Türkiye yok ortalıkta.