BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yeşilköy Tayyare Meydanı’ndan İstanbul Havalimanı'na

İrfan Özfatura
Facebook

Yıl 1912. Harbiye Nezareti ordumuzun balon ve tayyare ihtiyacı için bir tesise lüzum duyar. ‘Kitaat-ı Fenniye ve Mevakii Müstahkeme Müfettiş-i Umumi”sine bağlı bir hava komisyonu kurar. İşte bu teşkilat Hava Kuvvetlerinin temeli sayılır ki, cumhuriyete 11 yıl vardır daha.
Yeşilköy Hava Mektebinde yetişen havacılarımız Balkan Harbi ve Çanakkale müdafaasında vazife alırlar. Hatta “Bahr-i Tayyare Mektebi” de eğitime başlar.
Şimdi gelelim sivil havacılığa...1933’te Amerika’dan iki King Bird alınır, Yeşilköy’e bir hangar yapılır, yanına da kâgir bina. Bilet satışı ofisi, bekleme salonu bir arada. Uçaklar Eskişehir’de yakıt ikmali yapar, Ankara Gazi Eğitim yanındaki bir tarlaya inip kalkarlar.
İlk asfalt pisti ve dişe dokunur yolcu terminali 1942 yılında inşa edilir ki, ayaktadır hâlâ.
Nuri Demirağ adını duymuş olmalısınız, bu iş adamımızın tayyare imali, gök okulu gibi hayalleri vardır ve bütün servetini bu uğurda harcar. Beşiktaş’ta bir AR-GE merkezi kurar (şimdiki Deniz Müzesi). Çekoslavak teknolojisi ile yaptığı  Nu.D. 38 hatasız bir uçaktır, testleri başarıyla tamamlar. THK’dan yüklü bir sipariş alır ve imalata başlar. Ancak pilotluk tecrübesi olmayan bir mühendis yaptığı izinsiz uçuşta inmeyi beceremez uçağı kırar. THK da tek taraflı olarak sözleşmeyi bozar. Mahkeme Nuri Demirağ’ın aleyhine karar verir, emekleri zayii olur hiç yoktan. Yeşilköy’deki arazisine de el koyulur ayrıca.



ALAMANCILAR
1956’da Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) hizmeti devralır. 1958 yılında Yeşilköy’e 7.445 iniş olur! Böl 365’e günde 20 uçak filan.
Almanya’ya işçi göçü ile charter uçuşları başlayınca, 8 pasaport kontrol ve 12 gümrük muayene bankosu eklenir binaya.
Derken günlük uçak sayısı 200’ü aşar, kazaların en acısı 30 Ocak 1975’te yaşanır. İzmir Cumaovası’ndan gelen Fokker F-28 tipi Bursa uçağı, iniş sırasında pist ışıklarının sönmesi yüzünden Marmara’ya düşer, 37 yolcu ve 4 mürettebattan kurtulan olmaz. Demek bir şeyler noksandır hâlâ.



YURTTAN SESLER
Çocukluğu 960’larda geçenler hava meydanını Türk filmlerinden görür anca. Sinema çığırtkanlarının ağzıyla Filiiii Zakın etek döpiyesle gelir, hıçkırarak mendil sallar. İspanyol paçalı yakışıklı (Cüneyyy Tarkın) kısık gözleriyle döner bakar ardına.
Tayyarenin merdivenlerinde sarılanlar kucaklaşanlar. Pilot hadi ama geç kaldık diye çıkışır kalabalığa.
O yıllarda yeriniz başkasına satılabilir, ya da “sen benim kim olduğumu biliyor musun” diyen bir hatırlı önünüze geçer rahatlıkla.
“Beyefendi sizi yedeklere yazdık, lütfen bekleyin kenarda!”
Diyelim işiniz rast geldi, uçmaya hak kazandınız, bavullarınızı bizzat taşıyarak getirirsiniz bagaj altına. Henüz X-Ray olmadığı için vazifeli “Aç bakayım” diyebilir,  karıştırabilir de icabında.

AH PAHALI OLMASA
Çok yolcu uğurladım, karşıladım lakin üniversiteden mezun olduktan 15 yıl sonra binebildim ilk defa. Yorucu bir çekimin ardından Gaziantep’ten dönüyorduk. Gözümüz yolu yemedi “Yapalım bir hovardalık” dedik, üç misli ödeyip yerleştik uçağa.
İçimizde bir korku, muhasebe parayı öder mi acaba? Otobüse nazlanmıyorlar da tayyare “lüks” sayılıyordu hâlâ.
Bayağı da rahatmış, iki saatte İstanbul’a indik. Birlikte yola çıkan Çayırağası Osmaniye’ye bile varmamıştı daha.
İç hatlar terminali âdeta kasaba garajını andırır, tavanı akar, her damlanın altında kova... Tuvaletler kelimenin tam manasıyla rezil rüsva.
Mescit şadırvan ne mümkün merdiven altında bir tahta bulursan öp de koy başına.



TEHİRLİ Mİ?
Henüz ışıklı paneller yoktur, bilgi aslanın ağzında. Hangi kapı, tehir var mı, ne kadar. Yakaladığın memuru esir eder, soru yağdırırsın bunaltırcasına. Sen bırakırsın öbürü yakalar, zavallılar burunlarından solurlar.
Yerler pis, duvarlar pis, camlar harita.
Havalandırma mı? O da ne ya?
Sabah uçağını kaçıran mecburen bekleyecek akşama. Zira havaalanı şehrin dışında, nasıl gidip geleceksin bir daha.
Öyleyse vur Bafra’nın dibine, “Yak hemşehrim bugün buralıyız nasıl olsa.”
O da birazdan Yenice’nin kapağını kaldırır. Yok ben almiym, değiştirince öksürtüyor da...
Yakıt pompasının yanı hariç, her yerde tüttüreilirsiniz, izmaritinizi de atabilirsiniz ortaya. Rötar ile duman arasında doğru bir orantı vardır, birlikte büyürler omuz omuza.
Tayyarede de sigaranızı içebilirsiniz, sadece iniş kalkış müstesna!.. Hostes hanım “Sayın yolcularımız, alçalmaya başlıyoruz, lütfen masaları kapalı, güneşlikleri açık, koltukları dik duruma getirin, sigaralarınızı söndürün’’ deyince izmaritler basılır kül tablalarına.



DEVLETİN RENGİ GRİ
Terminal binaları kuru tahtadan mamul çakılı oturma gruplarından ve iptidai check-in masalarından ibarettir. Bileti başkası da kullanabilir, kimse kimlik sormaz sana.
Tamam bina basık ve şekilsiz olabilir ama boyarsın beyaza ferah durur hiç olmazsa. İşte bu mütalaa devlet dairesi teamülüne uymaz, duvar zeminden itibaren bir buçuk metre griye boyanmalıdır. Kir nasıl kapanacak yoksa?
Köprü, körük yok tabii. Tayyareler terminalin yanına kadar sokulur, pervanelerin esintisini hissedersin, DC 8’ler camları zangırdatarak yanaşır, sağır ederler âdeta.
Sonra kapılar açılır ve tıpış tıpış merdivenlere yürürsünüz. Belli bir kilo haddiniz vardır, şemsiye taşıma izni de lütfedilir ayrıca. Bu detay biletinizde belirtilir hatta…
Bagaja ancak sahip çıkılan parçalar yüklenir. “Bu benim” “Tamam”
Onay vermeden oturan yolcular yüzünden anonslar verilir ardı ardına.
“Mavi valizin sahibi lütfen bagajınızın başına, tayyare hareket etmeyecek yoksa!”

UÇAK KAÇIRMAK
Uçağı kaçırırsanız hakkınız yanar ama uçağınız kaçırılırsa iş alırsınız başınıza. O devirde uçak korsanlığı pek revaçtadır, ASALA, FKÖ yetmez gibi bizim devrimciler de ayaklanırlar. Maksat anarşi olsun, insanlar yılsın bıksınlar. Çıkarırlar bellerinden emaneti, dayarlar pilotun kafasına. Uzun uzun bildiri okur, sabrınızı sınarlar.
Cezalar caydırıcı değildir, üç beş ay yatan çıkar Rahşan affıyla.
Biletinizde koltuk numarası yazmaz, boş bulduğunuz yere oturabilirsiniz. İçeri girince kafanıza uygun birini peylersiniz göz ucuyla.
Mehmet Barlas anlatıyor. “Bir gün Ankara’dan dönüyorum bir adam geldi, “Yanınıza oturabilir miyim?” “Aaa ne demek, tabii buyurun.” Laf lafı açtı, memleket meselelerini eşeledik, kartlarımızı aldık verdik. Ertesi akşam zırr telefon “Merhaba ben Nihat, başbakanlık teklif ettiler, Ankara’ya gelirseniz beklerim mutlaka.’’
-Nihat?
-Nihat Erim canım. Hani tayyarede tanışmıştık ya.

SEKTÖR UÇUNCA
Özel hava yollarına yeşil ışık yakıldığında “Ama bu THY’i bitirir” diyenlerin aksine THY alır başını gider, marka olur dünya çapında.
26 havalimanımız vardır, 55’e çıkar. Sabiha Gökçen de büyük eksiği kapatır bu arada.
Yap-İşlet-Devret usulüyle ihale edilen terminaller sektöre hız katar.
Yeşilköy’de 34 köprü, 224 check-in kontuarı, 11 bagaj bandı yetmez olur, bazı günler sadece içeri girebilmek saatler almaya başlar.
Yeni bir havaalanı mecburiyet olur sonunda. “İstanbul’a üç hava alanı fazla değil mi?” “Ama orası pek uzak!”
Bakın Londra’da altı havaalanı var. Heathrow, City, Luton, Stansted ve Gatwick (kuzey ve güney).  Evet onlar da merkeze mesafeli. Trene yaklaşık 20 paunt veriyorsunuz (140 lira), taksi tutmak ise 100 £ civarında (700 lira). 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
604994 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/604994.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT