Şair Feyzi Halıcı ile Âşık Veysel arasındaki bir konuşma, aklımın bir köşesinde boy veriyor:
"-Halk şiirimizin son gerçek halkası sensin. Senden sonraki halk şiirimiz hakkında ne düşünüyorsun Âşık?
-Türk milleti sağ olsun. Analar ne aslanlar doğurur. Benim şiirden kısmetim şu: Bir tabağın içinde bal dolu imiş. Onu bizden önce gelen şairler yemişler. Biz kâsenin dibini yalıyoruz. Bize söylenecek söz bırakmamışlar.
-Âşık, kâsenin dibindeki balı da sen yaladığına göre, bundan sonra kimsenin nasibi olmayacak mı yani?
-Arı yok değil ya! Tabağı yeniden doldururlar. Dünyada ne arı ne çiçek ne bal tükenir!.."
İkinci Yeni şiirinin vezinsiz, kafiyesiz ve anlamsız örneklerini okuyunca, beni hafakanlar basıyor. Klasik şiirimizin ve halk şiirimizin yeni örneklerine dönüyorum. Genç şairlerimizden Hüsamettin Soylu, Âşık Veysel'in ifadesiyle "Anaların doğurduğu yeni aslanlardan biri." Onun ÇİLE şiirini, inanıyorum ki siz de seveceksiniz:
Balkanlar'da Karadağ'da
Kafkaslar'da Karabağ'da
Türkistan'da altın çağda
Müslümanlar vuruluyor.
Nerde zulüm bir can yaksa
Nerde mazlum kanı aksa
Kefensiz bir şehid kalksa
Elim kolum kırılıyor.
Zulüm, vahşet dört bir yanda
Miyanmar'da Arakan'da
Her akan mübarek kanda
Toprak nurla karılıyor.
Evsiz salıncaksızlara
Yoksul oyuncaksızlara
O yetim kucaksızlara
Sordun mu kim sarılıyor ?
Feryadıma dünya şahit
Rahat uyumuyor şehit
Soysuz köpek sahipsiz it
Gerildikçe geriliyor.
Artık tutmuyor kınalar
Ağlıyor nazlı sunalar
Yavrum diyerek analar
Ölüp ölüp diriliyor.
Baban şehit, atan şehit
Her cephede zaman şehit
Kutlu Turan vatan şehit
Akan sular duruluyor
Şair soylu alperenler
Şarktan garba yay gerenler
Vatan için can verenler
Öz yurdundan sürülüyor.

