BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

'Söz'ün bıktırıcı tekrarı şiddet etkisi üretir

Alper Görmüş
Facebook
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) sözcüsü Hüseyin Çelik'in "dekolte" eleştirisinin bu kadar büyük bir tepki toplamasının en önemli nedeni, Çelik'in sözlerinin, AK Partili siyasetçilerin benzer sözlerini izlemiş olmasıydı...
Böyle durumlarda her ilave söz, her tekrar bir öncekinden çok daha büyük bir etkiye yol açar... Nihayet "bardağı taşıran" o son söz gelir ve sözün sahibinin şaşkın bakışları arasında birikmiş tepki infilak eder.
Sözün sahibinin şaşkınlığı samimidir; çünkü söylenenin benzerleri önce de söylenmiştir ve onlar bu kadar yoğun bir tepkiye yol açmamıştır.
Problem şuradadır ki, sözün sahibi, bıktırıcı "tekrar"ın bir noktada şiddet etkisi üreteceğini bilmemektedir.
***
Bu etkiyi anlatan, psikologların sıkça kullandığı bir hikâye vardır...
Eski yüzyıllarda, Roma'da kendi halinde yaşayan bir kambur varmış. Roma'nın en sevilen gençlerinden biri, ona "N'aber pis kambur" diye takılmayı huy edinmiş.  
Böyle böyle aradan tam yirmi yıl geçmiş... Yine bir takılmanın ardından kambur adam bıçağını çekip genci öldürmüş.
Cinayet kentte o kadar büyük bir infiale yol açmış ki, kambur adamın savunmasını sadece bir avukat göze alabilmiş.
Duruşmada, söz savunmaya gelince avukat yerinden kalkmış ve tek tek mahkeme başkanına, yargıçlara, savcıya saygılarını sunmuş... Sonra tekrar başkana dönüp onu övgülere boğmuş... Seremoninin yargıçlar üzerinden devam edeceğini anlayan başkan durdurmuş avukatı... "Yeter" demiş, "siz buraya mahkemeyi bloke etmeye mi geldiniz, müvekkilinizi savunmaya mı?"
Avukat gülümsemiş, "Elbette müvekkilimi savunmaya geldim. Fakat düşünün bakalım bana neden kızdınız? Çünkü durmadan aynı sözleri tekrarladım. Demek insan sürekli tekrar edildiğinde selam ve saygıya bile kızabiliyormuş. Oysa müvekkilimin öldürdüğü genç tam yirmi yıldır ona 'pis kambur' diye hitap etmiştir... Savunmam bundan ibarettir, takdir yüce mahkemenindir."
***
AK Parti sözcüleri sürekli olarak insanların hayat tarzlarına karışmadıklarını söylerlerken, bu yönde kısıtlayıcı düzenlemeler yapmadıklarını, "eyleme geçmediklerini" hatırlatmış oluyorlar.
Fakat farkına varmıyorlar ki, "eyleme geçmeseler" de toplumsal yaşamda hangi "tarz"ı beğendiklerini, hangisini beğenmediklerini sık sık tekrar etmeleri, yukarıda izah etmeye çalıştığım psikolojik algı üzerinden toplumun bazı kesimlerinde olağanüstü bir sinirliliğe, gerilime yol açıyor.
Ayrıca, hayat tarzlarına karışmadıklarını ve fakat hangi tarzlardan hoşlanmadıklarını birlikte telaffuz ettikleri cümleler, vurgunun "hoşlanmadıkları" üzerine yapılması nedeniyle, bu etkiyi daha da artırıyor.
Hüseyin Çelik de öyle yaptı... Kimsenin hayat tarzlarına karışmadıklarını söyledikten sonra, "ama" bağlacıyla neyin kabul edilemeyeceğini bildirmiş oldu.
"Ama"lı cümlelerde "ama", kendisinden önce gelen cümle öbeğini önemli ölçüde hükümsüzleştirir, kendisinden sonra gelen cümle öbeğinin etkisini ise misliyle artırır.
Çelik'in sözlerine dönelim: Tam tersini yapsaydı, cümlesinin birinci bölümünde dindar, muhafazakâr bir insan olarak rahatsızlık duyduğu "tarz"a işaret etmiş, ardından da "ama" diye ekleyip "kimsenin tercihlerine karışmayız, karışamayız" deseydi, cümlenin vurgusu "tercihlere saygı" üzerine yapılmış olacaktı.
Fakat: Hüseyin Çelik'in bunu dahi yapmaması gerekirdi.
Perşembe günü bu noktadan devam edeceğim.
İyi bayramlar... 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
576256 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/alper-gormus/576256.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT