BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Siyaseti savunmak...

Alper Görmüş
Facebook
Gazeteci-yazar Serge Latouche, Dünyanın Batılılaşması adlı kitabında, Batı'nın gerek iktisadi-siyasi, gerekse de hegemonik gücüyle kendi yaşam tarzını nasıl bütün dünyaya dikte ettiğini, bu yolla dünyayı nasıl standartlaştırdığını anlatır.
Yıllar önce okuduğum kitapta beni en fazla, Batı'nın kaba gücüne direnen Afrika'nın yerli halklarının, onları kendilerine benzetmek, "modernleştirmek" üzere yardımlarına giden Batılı sivil toplum kuruluşları karşısındaki çaresizliklerine dair bölüm etkilemişti.
Afrikalılar, Latouche'a, dedelerinin çıplak sömürücü duygularla kıtaya gelen Batılılara karşı direndiklerini; fakat kendilerinin, onlara "iyilik" yapmak için gelen Batılı sivil toplum kuruluşları karşısında direnme gücü bulamadıklarını anlatıyorlardı.
Televizyon kanallarında yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna ilişkin görüntüleri izlerken, kendimi Afrikalı yerlilerinkine benzer bir çaresizlik içinde buldum... Operasyonu yürürlüğe koyanlar, biz sıradan yurttaşların "iyiliği" için çalışıyorlardı... Normal olarak onlara karşı sadece minnettarlık duyguları beslemeliydik... Onlar olmasaydı Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu gerçekleşemeyecek, yapılanlar, yapanların yanına kâr kalacaktı...

Neden kendimi güvende hissedemiyorum?

Ne kadar çok isterdim, bütün bunların sadece büyük bir yolsuzluğu açığa çıkarmak için yapıldığına inanmayı... O zaman bir yurttaş olarak kendimi güvende hisseder, "televizyonda şu gördüklerim gerçekse, herkes sonuna kadar çeksin cezasını" der, başka da bir şey demezdim.
Fakat işte öyle olmuyor, tıpkı Afrikalı yerliler gibiyim: Bizim için yapılan "iyilik"in perde arkasında başka bir amacın olduğunu hissediyorum ve kendimi güvende hissetmek bir yana, büyük bir tedirginlik içine giriyorum.
Halbuki ne rahat pozisyonlar var...
Bu hercümerç içinde "hükümeti bitirme"yi kafasına koyanlar mesela: Onların "perde arkası" diye bir meseleleri yok. Bizden sadece sahnede görünenleri görmemizi, yani sadece dosyadan sızan görüntüler üzerine odaklanmamızı istiyorlar.
Yine bu hercümerç içinde "cemaati bitirme"yi kafasına koyanlar ise bizden sahnede olan bitenle (ortaya saçılan rezaletle) hiç ilgilenmememizi, sadece perdenin gerisinde olup bitenler üzerine odaklanmamızı istiyorlar.
Birinci kategoride yer alanlar "kirli siyaseti yıkmayı"; ikinci kategoride yer alanlar ne idüğü belirsiz, amorf, denetlenemez bir yapıya karşı "siyaseti savunmayı" önceliyorlar.

Siyaseti savunmak, ama nasıl?


Ben elbette, hiçbir meşruiyeti olmayan bir "yetki" kullanarak seçilmiş siyasetçilerin oluşturduğu hükümeti yönetemez hale getirmeye çalışanlara karşı siyaseti savunuyorum... Önceliğim burada... Fakat bunu yaparken kendimi, cari yolsuzluk fırtınasını ıskalamamızı önerenlerden ayırmak ihtiyacı duyuyorum.
Çünkü şuna inanıyorum: Siyaseti savunmak, gözümüzün önündeki çok kuvvetli yolsuzluk iddialarını görmezlikten gelerek yapılabilecek bir şey değildir. Siyaseti savunmak ancak -siyaseti ortadan kaldırmaya ant içenler tarafından bir paravan gibi kullanılıyor olsa da- yolsuzlukların faillerinden mutlaka hesap sorulmasıyla inandırıcı olabilir.
Halil Berktay, serbestiyet.com'daki, "Yaygın yolsuzluk bir gerçek. Ama ne için kullanıldığı da önemli" diye başladığı değerlendirmesinde ilginç bir benzetme yaptı:
"Almanya'da, Weimar Cumhuriyeti'nin 1919-1930 arasındaki görece liberal dönemi de, her türlü yolsuzluk dahil binbir pislikle malûldü. Özetle, kusurlu bir demokrasiydi. Ama bu eksik ve gedikler cumhuriyet ve demokrasi fikrinin kendisini nötralize etmek için kullanılınca ve insanlar o mevcut demokrasiye sırt çevirince, Hindenburg'un olağanüstü yetkilerle donatıldığı 1930-1933 yıllarında, giderek otoriterleşen Brüning, Papen ve Schleicher hükümetleri birbirini izledi ve sonunda kazanan Hitler oldu. Bugün de yolsuzluk, bu sefer sadece seçilmiş AKP hükümetini değil, onun şahsında Türkiye'nin kusurlu demokrasisini nötralize etmek için kullanılıyor."
Berktay'ın Türkiye'nin demokratlarına bir de çağrısı var:
"Buna izin vermeyin. Örtük ve sorumsuz Cemaat bağlarının karşısına dikilin. Weimar Türkiyesi'ne sırt çevirmeyin. Sahip çıkın ve savunun."
Bu çağrıya ben de katılıyorum... Fakat dediğim gibi: Bu noktada inandırıcı olabilmenin yolu, yolsuzlukların faillerinden hesap sorulması talebini, yolsuzlukları "cumhuriyet ve demokrasi fikrinin kendisini nötralize etmek" için kullananlara terk etmemekten geçiyor.
Aynı şey Adalet ve Kalkınma Partisi ile onun hükümeti için de geçerli: Cari koşullarda siyaseti ("millî irade"yi) savunmanın geçerli tek yolu, her türlü yolsuzluk ve rüşvet iddiasının üzerine gitmek ve faillerin hak ettikleri cezalara çarptırılmalarını sağlamaktır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
577378 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/alper-gormus/577378.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT