BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yeniden yargılama ve 11 No'lu CD -2-

Alper Görmüş
Facebook
Muhtemel bir yeniden yargılama sürecinin Balyoz davası bölümünde kamuoyunun özel bir dikkatle izleyeceği "11 No'lu CD'deki zamanlama çelişkileri" bahsi, Hürriyet'ten Sedat Ergin'in bir yazısıyla (18 Ocak) yeniden gündeme geldi.
Belli ki bu konu, kamuoyunu "Balyoz davası sonradan yazılmış bir senaryodur" hükmüne ikna etme mesaisinde kullanışlı bir araç olmaya devam edecek. Bu vesileyle ben de konuya yeniden dönmeye karar verdim...
Malûm, Balyoz davasında başından itibaren olabilecek en maksimalist savunma çizgisi benimsendi ve davanın, "2009'dan sonraki bir tarihte bir 'sahtekârlar çetesi'nin yazdığı senaryodan ibaret" olduğu öne sürüldü.
İlk bakışta "senaryo" izahına müşteri bulmanın çok zor olduğu akla gelebilir... Düşünün, birileri 2009'da geçecekler bilgisayarlarının başına ve altı yıl öncesine dair, gerçekte yaşanmamış bir darbe girişimini kurgulayacaklar... Senaryolarında 10 bine yakın kişi ve kurumun adları geçecek ve fakat yazarlar, yalnız iç kamuoyunun değil uluslararası kamuoyunun da gözünü dikeceği uzun bir dava sürecinde senaryolarının foyasının ortaya çıkmayacağını düşünecekler... Tabloya, "senaryo"nun ülkenin en güçlü kurumuna karşı düzenlendiğini de ekleyin...
2009'da birilerinin böyle bir şeyi göze alabileceği size mantıklı geliyor mu?
İtirazları duyar gibiyim... "paralel devlet" diyorsunuz, "devlet içindeki gücü ortaya çıkmadı mı?" diye soruyorsunuz...
İtirazları ciddiye alıyorum ve 2010'da doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetleri'yle (TSK) ilgili Balyoz gibi bir davanın açılabilmesinde bu gücün son derece etkili olduğuna inanıyorum. Fakat yine inanıyorum ki, o tarihte hiçbir güç ortada gerçek bir ateş olmadığı halde sanal bir ateş (senaryo) yakmaya girişemezdi. (Gerçek ateşe sonradan atılmış odunlar olabileceği ayrı bir bahis.)
Aynı şey bugünkü yolsuzluk soruşturmaları için de geçerli: O soruşturmalardaki dosyalar tamamen boş olsaydı, "paralel yapı" ne kadar güçlü olursa olsun, yolsuzluk soruşturmalarına yeltenebilir miydi?


'Senaryo' iddiasının temeli: 'Zamanlama çelişkileri...'


"Senaryo" savunmasının sahipleri, iddialarını esasen bazı dijital belgelerdeki "zamanlama çelişkileri"ne dayandırıyorlar. Gerçekten de, hemen hemen tamamı 11 No'lu CD'de yer alan bazı belgelerde, belgelerin hazırlanış tarihi olan 2003'ten yıllar sonrasına dair bilgiler yer alıyordu.
Sanıklar ve avukatları dava boyunca, delillerde böyle çok sayıda zamanlama çelişkisi gösterdiler.
Bu zamanlama çelişkileri, iddianamede yer alan ve söz konusu CD'nin son kez 5 Mart 2003'te işlem görüp kapatıldığına dair TÜBİTAK raporuyla birlikte ele alındığında, ortaya gerçekten de "senaryo" iddiasını güçlendiren bir tablo çıkıyordu.
Zaten bu özelliği nedeniyle, 11 No'lu CD'deki "zamanlama çelişkileri" sık sık sanki ilk kez farkına varılmış gibi tekrarlanıyor...
Bu fasıldan son örnek Sedat Ergin'den geldi. Ergin, Hürriyet'teki 18 Ocak tarihli köşesinde, 2011 Ocak'ından beri bilinen ve tekrarlanan bir "zamanlama çelişkisi"ne bir kez daha yer verdi:
"Bu, ASELSAN tarafından Balyoz davası savcılarına gönderilmiş olan ve darbe planlarında ismi geçen kurum personelinin işe girme tarihlerini gösteren toplam dört sayfalık bir yazıdır. Balyoz iddianamesindeki dijital delillerin büyük bir bölümünün sahte olduğu gerçeğinin en önemli kanıtlarından biri bu belgede yatıyor. Bu belgeyi anlamak, Balyoz davasını çözmekle eşanlamlı aslında."
Sedat Ergin'in yeniden gündeme getirdiği mesele şuydu: Savcılık, 11 No'lu CD'de "Savunma Sanayi.xis" adlı bir belgede "ASELSAN, HAVELSAN, TAİ, SSM-STM, TÜBİTAK gibi kurumlarda görevli olup, Balyoz Harekât Planı kapsamında gerek bulunduğu kurumun gerekse diğer devlet kurumlarının üst düzey bürokratik kadroları arasında görevlendirilmek üzere 1084 kişinin ismen belirlendiğini" saptamış, bu isimlerin 2003'te ilgili kurumlarda çalışıp çalışmadıklarını belirlemek üzere kurumlara birer yazı göndermişti.
ASELSAN'dan gelen cevapta, listedeki isimlerin büyük çoğunluğunun 2003'te kurumda çalışmakta oldukları, fakat dört kişinin sonraki tarihlerde kurumda çalışmaya başladıkları bildirilmişti.
HAVELSAN'dan gelen cevaptaki rakamlar ise daha çarpıcıydı: Savcılığın gönderdiği 2003 tarihli 357 kişilik listeden 2002-2003 döneminde kurumda çalışanların sayısı 242'ydi.


Sedat Ergin'in verdiği örnek üzerinden...


Sedat Ergin, "zamanlama çelişkileri"ni tıpkı savunma tarafı gibi tek ihtimalli bir "oyun" olarak görüyor ve bu çelişkilerin, Balyoz davasının sonraki tarihlerde yazılmış bir "senaryo" üzerine kurulduğunu ispatladığını savunuyor. Sedat Ergin ve benzerleri diyorlar ki, senaryonun yazarları altı yıl öncesine dair bir plan yazınca, kaçınılmaz olarak bazı zamanlama hataları yaptılar ve bunlar da dava süreci boyunca tek tek ortaya çıktı.
Ben, bunun bir ihtimal olduğunu dün reddetmediğim gibi bugün de reddetmiyorum... Fakat başından beri aklımın almadığı, yukarıda da ima ettiğim bir kuşku nedeniyle, "zamanlama çelişkileri"ni "açıklayan" bu yaklaşım beni hiçbir zaman tatmin etmedi...
Taşıdığım kuşkuyu, bu defa da Sedat Ergin'in verdiği örnek üzerinden anlatayım...
Hatırlayalım, Balyoz savcıları 11 No'lu CD'de 1084 kişilik bir listeyle karşılaşırlar... Bu liste, "ASELSAN, HAVELSAN, TAİ, SSM-STM, TÜBİTAK gibi kurumlarda görevli olup, Balyoz Harekât Planı kapsamında gerek bulunduğu kurumun gerekse diğer devlet kurumlarının üst düzey bürokratik kadroları arasında görevlendirilmek üzere" seçilen personelin listesidir...
Sedat Ergin'in kelimeleriyle söylersek: "Darbe olduğu takdirde görev almayı kabul eden ya da 'müzahir davranacağı' değerlendirilen ASELSAN, HAVELSAN gibi muhtelif kamu kuruluşlarında çalışan personele ilişkin bir liste"dir bu...
Balyoz davasının sonradan yazılmış bir senaryo olduğuna inananlara göre, bu liste (de) tıpkı benzer listeler gibi 2009'dan sonraki bir tarihte "Balyoz senaristleri" tarafından oluşturulmuştur...
Benim "senaryo" tezine inanmamı güçleştiren en önemli noktalardan biri, bu liste için de geçerli... Düşünün, 2009'da oturup 2003'e dair 1084 kişilik bir liste hazırlıyorsunuz... Ve fakat, a) bu kadar hacimli bir listede hata yapabileceğinizi düşünmüyorsunuz, b) listeyi hata ihtimalini azaltmak amacıyla küçültmeyi akletmiyorsunuz, c) "senaryo"nuzun en fazla dikkat etmeniz gereken noktasında müthiş bir savrukluk gösteriyorsunuz, 2003'te HAVELSAN'da çalıştığını söylediğiniz 357 kişiden 115'inde çuvallıyorsunuz...
Bunlar size mantıklı geliyor mu?


'Zamanlama çelişkileri davayı öldürür' dediğim dönem...


Yine de ben, bu tuhaflığa rağmen, başlangıçta "zamanlama çelişkileri"nin davayı öldürecek kadar ciddi olduğunu düşünüp yazıyordum.
Mesela 2010'da, "Bu zamanlama çelişkileri, mahkemeyi, belgelerin sonradan üretilmiş olduğuna karar vermeye sevk edebilecek kadar ciddidir; meğerki savcılar bunların nereden kaynaklandığını izah edebilsinler" diye yazmıştım. (Taraf, 28 Aralık 2010).
Fakat ne zaman ki Gölcük'teki askerî istihbarat biriminin döşemeleri altına gizlenmiş yeni belgelerin arasında 11 No'lu CD'nin bir kopyası çıktı, o andan itibaren, zamanlama çelişkilerini izale edebilecek başka bir ihtimal üzerinde düşünmeye başladım... Ve sonunda, tıpkı "senaryo" iddiasına inananların yaptığı gibi ben de başka bir varsayım öne sürdüm.
"Senaryo" iddiasına inananlar, zamanlama çelişkilerini, 2009'da bilgisayar başına oturan "sahtekârlar çetesi"nin yaptıkları hatalarla izah ediyorlar, mealen şöyle diyorlardı: Çetenin elemanları, "senaryo"nun her dosyasını yazdıktan sonra bilgisayarın tarih ve saatini manuel olarak 2003'e ayarlıyorlar, böylece 2009'da kaleme aldıkları "darbe belgeleri"ni 2003'te yazılmış gibi gösterebiliyorlardı.
Bu, teknik olarak mümkündü gerçekten... Nitekim TÜBİTAK da "Bu CD'ye 2003 Mart'ından sonra hiçbir giriş yapılmamıştır" raporunu, dosyalardaki bu üst verilere bakarak vermişti.


Gölcük'ten sonra...


Gölcük'teki "buluntu"lardan sonra benim öne sürdüğüm varsayım ise şuydu: 11 No'lu CD, bir "sahtekârlar çetesi" tarafından üretilmemiştir, darbecilerin öz be öz malıdır. Darbenin hafızasını her daim taze tutmak için bilgileri 2003'ten sonra da sürekli olarak güncelliyorlardı (zaten bazı ses kayıtları, "güncelleme"nin rutin bir darbeci faaliyeti olduğunu göstermişti). Yeni bir bilgi girdiklerinde ise bilgisayarın saatini bir istihbarata karşı koyma tekniği çerçevesinde manuel olarak eskiye ayarlıyorlardı. Ki böylece, ola ki belgeler deşifre olduğunda, "zamanlama çelişkileri"ni öne sürerek "her şey sahte, her şey senaryo" iddiasını öne sürebilsinler...
Son olarak, önceki yazılarımı okuyup geliştirdiğim varsayımı bilenlerin "varsayımınız fizik kanunlarına aykırı" tarzı yorumlarına Pınar Doğan ve Dani Rodrik'in sözlerini kullanarak cevap vereyim... Doğan ve Rodrik, "Çetin Doğan ve Gerçekler" başlıklı bloglarında varsayımımı eleştirirlerken şöyle yazmışlardı:
"Bu tuhaf senaryo gerçekleşmiş olsa dahi, belge ve CD'lerin üstverileri değiştirilmiş olduğundan ve belgelerin gerçekte ne zaman en son kaydedildiğini yansıtmadığından hukuki olarak delil kabul edilmeleri zaten mümkün değil."
Görüldüğü gibi, Doğan ve Rodrik öne sürdüğüm bu varsayımı "fizik kurallarına aykırı" bulmuyorlar... Sadece, zamanlama çelişkilerinin 2003'ten sonraki yeni nesil darbecilerin "güncelleme" faaliyetlerinin bir ürünü olduğu kabul edilse dahi, tartışma konusu belgelerin "gerçekte ne zaman en son kaydedildiğini yansıtmadığından hukuki olarak delil kabul edilemeyeceğini" söylüyorlar.
Varsayımıma "teknik" bir itiraz gelemezdi de zaten, çünkü ben de "senaryo" iddiasının sahiplerinin başvurduğu varsayımdan (bilgisayarın tarih ve saatini manuel olarak değiştirme yoluyla, girilen bilgilere eskiymiş havası vermek) hareket ediyordum.
Son olarak: Belgelerin "hukuki olarak delil kabul edilip edilemeyeceği" yargısal bir tartışma... Ben, daha önce de söylediğim gibi bir gazeteci olarak kamuoyunun algısıyla ve kararıyla ilgiliyim.
Cumartesi günü, Gölcük belgelerinin beni neden zamanlama çelişkileri üzerine yeniden düşünmeye ve yeni bir varsayım geliştirmeye sevk ettiğini ayrıntılı olarak anlatacağım.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
577881 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/alper-gormus/577881.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT