BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ef'âl-i mükellefîn -2-

İstikamet
Prof. Dr. Ramazan Ayvallı
Facebook
Yapılması farz gibi kesin olan emirlere vâcib denir. Bu emrin Kur’ân-ı kerîmdeki delîli farz kadar açık değildir.
 
 
Dünkü makâlemizde, "mükelleflerin fiilleri" manâsına gelen "Ef'âl-i mükellefîn" 8'dir. Bunlar: Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, harâm, mekrûh ve müfsiddir demiş ve sâdece 1. madde üzerinde durabilmiştik. Bugün de, makâlemizin hacmi nisbetinde kalan maddelerden dördünü daha ele alalım:
2- VÂCİB: Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bu emrin Kur’ân-ı kerîmdeki delîli farz kadar açık değildir. Zannî (şübheli) olan bir delîl ile sâbittir. Vitr namâzını ve Bayram namâzlarını kılmak, zengin olunca kurbân kesmek, fıtra veya fitre (yanî sadaka-i fıtr) vermek vâcibdir. Vâcibin hükmü farz gibidir. Vâcibi terk etmek, tahrîmen mekrûhtur. Vâcib olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Fakat, yapmayan Cehennem azâbına müstehak olur.
3- SÜNNET: Allahü teâlânın açıkça bildirmeyip, yalnız Peygamber Efendimizin yapılmasını övdüğü yâhud devam üzere kendisinin yaptığı veyâhud yapılırken görüp de mâni’ olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmayana azâb olmaz. Fakat özürsüz ve devamlı terk eden itâba, azarlanmaya ve sevâbından mahrûm olmaya müstahak olur. Meselâ, Ezân okumak, ikâmet getirmek, cemâat ile namâz kılmak, abdest alırken misvâk kullanmak, evlendiği gece yemek yedirmek ve çocuğunu sünnet ettirmek gibi.
Sünnet iki çeşittir:
Sünnet-i Müekkede: Peygamber Efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabâh namâzının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namâzının sünneti, yatsı namâzının son iki rek’at sünneti böyledir. Bu sünnetler, aslâ özürsüz terk olunmaz. Beğenmeyen kâfir olur.
Sünnet-i Gayr-i Müekkede: Peygamber Efendimizin, ibâdet maksâdı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namâzlarının dört rek’atlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kerre terk olunursa, bir şey lâzım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba ve şefâatten mahrûm olmaya sebeb olur.
Beş-on kimseden birisi işlese, diğer Müslümânlardan sâkıt olan sünnetlere de “Sünnet-i alel-kifâye” denir. Selâm vermek, i’tikâfa girmek gibi.
Abdest almağa, yemeğe, içmeğe ve her mübârek işe başlarken besmele çekmek sünnettir.
4- MÜSTEHAB: Buna, "mendûb", "âdâb" da denir. "Sünnet-i gayr-i müekkede" hükmündedir. Peygamber Efendimizin ömründe bir-iki kerre dahî olsa yaptıkları ve sevdikleri, beğendikleri husûslardır. Yeni doğan çocuğa yedinci gün isim koymak, erkek ve kız çocuğu için akîka hayvânı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehabdır. Bunları yapana çok sevâb verilir. İşlemeyene azâb olmaz. Şefâatten mahrûm kalmak da olmaz.
5- MUBÂH: Yapılması emrolunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubâh denir. Yani günâh veyâ tâat olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. İyi niyyetle işlenmesinde sevâb, kötü niyetle işlenmesinde azâb vardır. Uyumak, helâlinden çeşidli yemekler yemek, helâl olmak şartıyle türlü elbise giymek gibi işler, mubâhdırlar. Bunlar, İslâmiyyete uymak, emirlere sarılmak niyyetiyle yapılırsa sevâb olurlar. Sıhhatli olup, ibâdet yapmaya niyyet ederek, yemek-içmek böyledir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620312 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ramazan-ayvalli/620312.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT