BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hızla mahmuzlanan at şaha kalkarak ileri atıldı

Kolkıran akıncı, diğer arkadaşlarına baktı. Bu durumdan bir şey anlamamış gibiydiler.
 
Erkara Bey, yine kara gözlerini karanlık göğe çevirdi;
“Hava kapanıyor gibi, değil mi?”
“Evet…”
“Bakalım yarın...”
“Hurufî’yi mi kaçıracağız Bey’im?”
“Hayır canım, hava bozsun, görürsün!”
Üryan, her şeyini paylaştığı arkadaşının bugünkü tutumuna bir mânâ veremedi ama bekleme de aralıksız devam ediyordu...
            ***
Ertesi sabah, binlerce bacadan henüz tütmüş soğuk, nemli koyu bir sis tabakası her tarafı kaplamıştı. Hapishane, sancaklar, tuğlar, saray, atkestaneleri, çınarlar, evler, hiç ama hiçbir şey görünmüyordu. Bursa denilen şehir yeryüzünden silinip süpürülmüş gibiydi. Yan yana durdukları hâlde iki arkadaş bile hayal meyal seçiliyor, ancak konuşarak ve el yordamıyla bu beyaz karanlığın içinde buluşabiliyordu.
Erkara Bey atını, silahlarını çoktan hazırlatmıştı. Yine yapayalnız, her günkü gittiği yere doğru kaybolacaktı. Yaptıklarından o kadar emindi ki...
Bir taraftan Üryan Bey, diğer taraftan kendi, sise rağmen bütün akranı olan akıncıları çağırıp toplanmışlardı. Hepsinin de mühim şeyler olacağına inançları tamdı. Bir ayağı yerde, bir ayağı üzengide.
“Karındaşlarım… Bugün fitnenin elebaşını yakalayacağız inşallah. Ben birazdan gelirim. Hepiniz hazırlıklı olun. Dönüşümü bekleyin!”
Detayları görünmeyen kara, uzun sakalının çerçevelediği yüzü, sis içinde asılı duruyor sanılan akıncı Kolkıran Şamil Bey sordu:
“Siz gelmeden birilerini görürsek yakalayalım mı, Beyim?”
Erkara Bey güldü:
“Hayır! Sen hemen bana gel. Diğerleri de çevreyi sarsın. Mühim olan suçüstü ve de canlı yakalamak. Yoksa ne işimize yarayacak ki? Yalnız bize çabuk gel yeter.”
“Nasıl Beyim?”
“Fazla gürültü patırtı etmeden tabii! Sessizlik çok mühim!”
“!!!”
“Anlamıyor musun? Yalnız sessizlik istiyorum!”
“Pekâlâ Beyim.”
Sonra diğer arkadaşlarına döndü:
“Siz de bütün baskın düzeniyle yaklaşın. Mümkün olduğu kadar ses…”
“Tamam Bey’im, gürültü yapmayacağız… Mühim olduğunu anladık.”
“Özellikle halktan kimseler şüphelenmesin.”
Kolkıran akıncı, diğer arkadaşlarına baktı. Bu durumdan bir şey anlamamış gibiydiler. Fakat onlar ‘peki’ diyerek iş yapmasını çok iyi bilirlerdi.
“Baş üstüne, baş üstüne!”
“Haydi, ama çabuk...”
Hepsi de iki adım ayrılınca sisin içinde görünmez oldular. Erkara Bey, tepinen atına binince yuları tutan Üryan Bey’e;
“Sen de koş, Çekirge değirmeninde beklettiğim at arabasını al, Uludağ’a giden yolun başında hazır tut... Orada beni bekle. Haydi!”
“Baş üstüne!”
“Ama çabuk!”
Hızla mahmuzlanan besili at, şaha kalkarak ileri atıldı. Erkara Bey, zihnindeki hedefine kanatlanarak uçtu âdeta... DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609757 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/609757.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT