BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

DİL FARKLI

Adını koymuştuk;
“Sultan Alparslan Barış Harekâtı” diyor ve Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak bu harekât için takvim olarak 26 Ağustos Zaferimizin 948. Sene-i devriyesi olan 26 Ağustos 2019 tarihini teklif ediyorduk.
26 Ağustos ve 30 Ağustos ihtişamlı zaferlerimize atıfla, ağustos aylarının bizi sevdiğinden söz ediyorduk. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dediklerimizi benimsemiş olmalı ki bu fikri teyiden o kutlu tarihlere Yavuz Sultan Selim Hân’ın destanlarından 24 Ağustos 1516 tarihli Mercidâbık Zaferi’ni de dâhil etti. Ki Memlûklara karşı yapılan Mercidabık Muharebesi, bugünkü Fırat Kalkanı bölgesinde yaşanmıştır.
Nitekim;
Son MGK toplantısında da devletin ortak aklı, istişareler neticesinde şu kararlara varmıştı. Onları daha evvel yazmış ve ekranlarda konuşmuştuk. Lakin ehemmiyetine binaen yine yazacak ve konuşacağız.
MGK kararları şunlardı:
1-Fırat’ın doğusunda harekât yapılacak kuşağın ismi “Barış Koridoru”dur.
Böylece dosta ve düşmana Kıbrıs Barış Harekâtı hatırlatılarak “o gün zayıf vaktimizde galip geldiysek, bugün mutlaka galip geliriz!” deniyordu.
2-Barış Koridoru’nun derinliği, asgari 20 kara mili olacak ve her hâlükârda 30 km’den düşük olmayacaktır.
3-ABD, terör örgütüne verdiği silahları toplayacaktır.
4-Terör örgütü mensupları, bu kuşağın dışına atılacaktır.
5-Terör örgütünün burada yer altı ve yer üstünde yaptığı, tünel, barınak ve sığınak gibi ne varsa onlar tahrip ve imha edilecektir.
6-Şayet stratejik müttefikimiz bunları yapmakta yanımızda olmazsa biz, bizzat kendimiz ifa edeceğiz.
Washington, MGK’daki bu net tavır üzerine tutuştu ve “aman durun hey’et gönderiyoruz, bu defa samimiyiz, oyalama yok, güvenliğinizi temin için haklısınız!” Mealinde haber saldı. Hakikaten bir heyet geldi. Misafir hey’etle Ankara’da müzakere ve Urfa’da keşif yapıldı. Ardından da Türkiye’de bir MHM “Müşterek Harekât Merkezi” kurulacağı açıklandı. Bu açıklamayla birlikte mevzubahis koridorda İHA’larımız uçmaya başladı. Ama artık “Barış Koridoru” sözü terk edilmiş yine “Güvenli Bölge” deniyordu.
Bunlar oluyordu ama Washington, YPG’ye kamyon kamyon silah yardımı yapmaya devam ediyordu. Bundan dolayıdır ki Dışişleri Bakanımız Mevlût Çavuşoğlu, “bu nasıl görüşmedir, Washington diğer taraftan örgüte yardıma devam ediyor?” diyerek bu riyakârlığa dikkat çekti.
Biz, şimdi bunları dile getirirken yalnızca “bir kere daha oyalandık, bir kere daha hızımız kesildi” demiyoruz. Bunlar olup-biterken başka gelişmeler de oldu. O gelişmeler, ağır şekilde aleyhimizdedir. Biz, ABD ile Fırat’ın doğusunda güya müşterek harekâta hazırlanırken Moskova’yı kızdırmış olduk. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, malum soğukkanlılığıyla hareket edip rejim güçlerinin İdlib’e girip burayı ele geçirmesi için tam destek verdi. İdlib, Rusya ile aramızda akdedilmiş Astana Mutabakatı’na nazaran Çatışmasızlık Bölgesi olduğu, bizim de Gözlem Noktalarımız bulunduğu hâlde Rusya, destekli kuvvetler, burayı havadan ve karadan vurdu ve vurmaya devam ediyor. Üstelik terörist bahanesiyle hastane ve pazar yerleri dâhil siviller vurularak katliam yapıldı ve yapılmakta. Yeni göçler olmakta.
Netice olarak:
Güney İdlib’deki Hanşeyhun şehri düştü, 9 numaralı gözlem noktamız düşman hattının gerisinde kaldı, bazı gözlem noktalarımız tehlikeyle burun buruna.
Yani...
Şu olmuştu:
Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk. Fırat’ın doğusuna girmediğimiz gibi İdlib’i de kaybetmiş hâldeyiz. Hâlbuki İdlib, Hatay’ın bitişiğidir ve bizim için çok önemlidir.
Şu resme baktığımızda iki büyük gücün arasında kaldığımız görülmekte. Biri ikiyüzlü, diğeri öbürünün aynısı.
Bunlar yaşanır, zaman aleyhimize işlerken Washington’daki yetkililer, “DEAŞ’ı geriletmek için, DEAŞ bir daha tehlike olmasın diye Türkiye ile iş birliği içindeyiz!” diye laflar etmekte.
Onlara sormalı ve ahmak olmadığımız hatırlatılmalı. Müzakerelerin neresinde DEAŞ geçmekte, böyle bir örgüt mü kaldı? İşi bitti, taşıyıp götürdünüz!
Washington’ın bu üslubu çok rahatsız edicidir. Demek ki dillerimiz farklı. Hem dil ve hem de niyet farklı. Sanki çocukla konuşmaktalar!
Oyalamalar cana tak etmiştir. Bir oyalayan olacaksa biz, oyalayalım. Görüldüğü gibi kimse samimi değil. İran bile oradan bir şeyler seslenmekte.
Fikrimizi, planımızı ve maksadımızı gecikmeden hayata geçirmeliyiz.
Başka yol kalmamıştır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609503 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/609503.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT