BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bizi koruması gerekenden, bizi kim koruyacak? (Juvenal)

Bugün 15 Temmuz 2021.
Hain kalkışmanın beşinci yıl dönümü. O günden bu yana toplum hâlâ yaralarını sarmak ve atılan nifak tohumlarının kök salmasını önlemek ile meşgul.
Bu yazımda 15 Temmuz’a dair bildiğimiz ve hatırlatmaktan asla yılmayacağımız konuları ele almak yerine, darbe denilen virüsün bünyede tekrardan nüksetmemesi için neler yapılmalı sorusunun cevabına dair bir şeyler kaleme alacağım...
Darbeler genel anlamda topluma çok bedeller ödetti.
Darbeciler Kıbrıs Türkü'nü faşist Rum liderlerinin siyasetine kurban vermekten son anda kurtaran anlaşmaların imzacıları ve Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurucuları Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı vatan haini diye astılar. Hatta yetinmediler, bu alçak darbeyi 20 seneden fazla demokrasi bayramı diye kutlattılar. Emin olunuz ki 15 Temmuz başarıya ulaşsaydı 15 Temmuz’u da bize demokrasi ve özgürlük bayramı diye kutlatacaklardı.
Tekrar dönelim 1960 darbesine…
İş burada kalsaydı belki geçirdiğimiz travmayı 60 sene içinde atlatabilirdik.
Oysa öyle olmadı.
Darbeden hemen birkaç sene sonra Talat Aydemir’in; biri vazife başında, diğeri emekli iken kotarmaya çalıştığı iki darbe girişimi daha geldi ve bu döngü 15 Temmuz 2016 tarihine kadar devam etti.
Neden devam etti ya da edebildi?
Çünkü bastırılmamış ve hesap sorulmamış her darbe, bir sonraki darbeyi mayaladı.
Şayet 15 Temmuz gecesi gerçekleşen kalkışma milletin çıplak elleri ile bastırılmasaydı 15 Temmuz darbesi de 15 yıl sonraki bir diğer darbeyi mayalamış olacaktı.
Peki tehlike geçti mi?
Elbette hayır.
Maalesef 15 Temmuz sonrasında bile, birçok siyasetçinin ağzından darbeler devrinin sona erdiğine dair lüzumsuz söylemler duymaktayız. Tarihinde askerî darbe nedir görmemiş devletler dahi bu konuyu ciddiyet ile kontrol altında tutarken, son 60 yılına sayısız darbe ve muhtıra sığdırmış bu ülkede bu rahat söylemler de neyin nesi anlamak çok güç.
15 Temmuz gecesi milletin çıplak elleri ve bedenleri ile engellediği bu ihanet sonrasında, tekrardan bu darbeleri yaşamamak için atmamız gereken adımlar var. Bu uygulamaların birçoğu bugüne kadar hayata geçirildi. Hayata geçirilen hiçbir husus tek başına darbelerin olmasına mâni olabilecek bir durum değil, lakin ciddiyetle atılmış bu cesur adımların ve kazanımların mutlaka tahkim edilmesi gerekmektedir.
 
Nedir bu adımlar?
  • Öncelikle her demokratik devlette olduğu gibi, silahlı kuvvetler bakanlık çatısı altında olması gereken hiyerarşik düzene sokuldu.
  • Her darbede Ankara ve İstanbul’da Meclis'i ve kritik tesisleri ele geçirmek için defalarca kullanılmış birlikler şehir dışına taşındı.
  • TSK içinde, özellikle general düzeyinde atamaların yapıldığı Yüksek Askerî Şûra’nın yapısı değiştirilerek tüm terfi ve atamalar siyasi iradeye bağlandı.
  • Tüm askerî okullar Millî Savunma Üniversitesi çatısı altında toplanarak profesyonel askerî eğitim denetim ve gözetim altına alındı. Tüm demokratik ülkelerde silahlı kuvvetler personelinin demokratik zihniyet dönüşümünü sağlamak açısından müfredatın önemi çok uzun zamandan bu yana bilinen ve hassasiyetle takip edilen bir husus olmasına rağmen, ABD orijinli RAND Corporation gibi bir düşünce kuruluşunun Türkiye’de atılan bu adımlardan duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi akıl ile izah edilemese de sebebi anlaşılabilir.
Bu konular tüm demokratik dünyada bugüne kadar bir norm olarak uygulanmasına rağmen, Türkiye’de başarılmış darbelerin oluşturduğu negatif iklimden mütevellit yeteri kadar konuşulamamıştır. Lakin bastırılmış darbe olan 15 Temmuz, Türkiye’nin de diğer demokratik ülkeler gibi kendi silahlı kuvvetlerini demokratik denetim ve gözetim altına alması açısından büyük fırsatlar sunmuştur.
Silahlı gücün demokratik kontrol ve denetimi ne demek?
Romalı şair Juvenal’ın 2000 yıl kadar önce sorduğu soru hâlâ cevaplanmış değil.
Ne demişti Juvenal?
"Bizi düşmanımıza karşı korumakla mükellef silahlı güçten bizleri kim koruyacak?"
Yani eline bizleri koruması için vergilerimizle alıp teslim ettiğimiz silahların bizim böğrümüze döndürülmemesi adına ne yapmalıyız?
Demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerde bu husus şiddet ve katı kurallar yoluyla ve sadakati garanti altına alınmış komuta kadrosu ile çözülmeye çalışılmışsa da çok başarılı bir yöntem olmadığını Orta Doğu’nun son yüz yıllık siyasi tarihinden iyi biliyoruz.
Demokratik ülkelerde ise yukarıda saydığım ve Türkiye’de de devreye alınmış reform hamlelerine ilave olarak, basın ve medyanın silahlı bürokrasiye dair bolca haber yapması, gizlilik gerektiren hususlar hariç açık ve şeffaf yönetişim felsefesinin hayata geçirilmesi ve kışlaların içinde yürütülen yoğun istihbarat faaliyetleri sayılabilir.
Elbette bu hususlar burada kâğıda yazıldığı kadar kolaylıkla hayata geçebilen hususlar değil.
Bunların hayata geçmesi için iktidarın, parlamentoların ilgili komisyonlarının ve savunma bakanlıklarının bir güç dengesi ve kontrol mekaniği içinde faaliyetlerini sürdürmesi son derece önemlidir.
Önümüzdeki süreçlerde bu konularda yaşanılan olumsuzlukları da, güzel örnekleri de, atılabilecek önemli adımları da bu köşeden yazmaya devam edeceğiz inşallah...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619765 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/619765.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT