BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Özel askerî firmalar gerçeği

Devletlerin asker sayısını azaltması neticesinde ortaya çıkan arz eksikliğine karşılık, değişen güvenlik anlayışının getirdiği talep artışı, özel askerî firmaların önünü açtı. Bugün söz konusu firmalar, yüzlerce ülkede kendi ülkelerinin siyaseti ile doğru orantılı bir şekilde faaliyet göstermektedir.

 

Türkiye’nin kendisine müzahir olan coğrafyasındaki devletlerin silahlı kuvvetlerine eğitim, lojistik destek, planlama ve danışmanlık hizmeti sunmak maksadıyla belki bir değil birden çok özel askerî şirkete ihtiyacı olduğu aşikârdır.

 

Özel askerî firmalar gerçeğini dezenformasyon içerisinde tartışıyoruz.

 

Türkiye’de ismen bilinse de izaha en muhtaç kavramlardan bir tanesi ‘özel askerî firmalar’ mefhumudurPeki, özel askerî firmalar birilerinin dillendirdiği gibi basit birer katil sürüsü mü yoksa günümüz harplerinin olmazsa olmazı hâline gelmiş fenomen oluşumlar mıdır?

Aslında para karşılığında savaşan asker kavramı yeni bir mefhum değildir. Hititler ve Mısırlılar arasındaki ‘Kadeş Harbi’ esnasında Mısır Kralı II. Ramses, bir başka Kuzey Afrika Krallığı Numidya’dan asker kiralamıştı. Bugün Numidya Krallığı’nın hüküm sürdüğü coğrafya olan Libya’da, 3 bin 500 yıl sonra Rus özel askerî firması Wagner’den ABD ve Batı’ya ait birçok firmanın sahada olması bir tesadüf müdür?

 

SOĞUK SAVAŞ SONRASI PATLAMA YAŞANDI

 

Soğuk Savaş döneminde güvenlik anlamında Pandora kutusunun kapağı sıkı sıkıya kapatılmış ve güvenlik iki bloklu düzenin caydırıcılığı üzerinden sağlanmıştı. Bu dönemin sona ermesiyle birlikte kiralık asker kavramının içeriği tamamen farklı bir yapıya kavuştu ve ‘Özel Askerî Firma’ gerçeği çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıktı.

1990’ların başından itibaren, mesafelerin ortadan kalktığı, iletişim ve ulaşım hızının tahayyül sınırlarını zorladığı bir ortamda, kiralık asker kavramı da uluslararası ölçekte iş yapan, devletler tarafından hizmetleri satın alınan askerî şirketlere dönüştü.

 

ÖZEL ASKERÎ ŞİRKETLER NEDEN VE NASIL ÇOĞALDI?

 

Soğuk Savaş sonrası ABD başta olmak üzere birçok devlet asker sayısını azaltma yoluna gitti. Örneğin ABD, 1968’de sahip olduğu 3 milyon 547 bin kişilik personel sayısını, 2014 yılına geldiğimizde 1 milyon 354 bin kişiye düşürmüştü.

Asker sayısını azaltan ülkeler ABD ile sınırlı değildi. İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya dâhil birçok devlet hem teşkilatlanmasını hem de asker sayısını oldukça küçültmüştü. Artık tarihin sonuna geldiğimize dair fikirler yazıya dökülüyor, liberal ve özgürlükçü bir anlayışın dünyada tek egemen görüş olarak kaldığına inanılıyordu.

Ama öyle olmadı. Küçülen silahlı kuvvetler ve azalan personel sayısına rağmen dünyadaki çatışmalar ve müdahaleler âdeta patlama yapmıştı. Soğuk Savaş sonrası Bosna, Ruanda, Kosova, Irak, Afganistan, Suriye, Libya, Yemen, Lübnan, Sudan, Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna’da ortaya çıkan çatışma ve savaşlar, bu coğrafyalarda onlarca müdahaleyi ve savaşı da beraberinde getirdi.

Ayrıca küresel ticaretin yaygınlaşması, yoğunlaşması ile uluslararası tröstlerin madenden iş gücüne, petrolden emtiaya uluslararası ticaretteki iş yapma biçimleri de değişti. Böylelikle yalnızca devletler değil, devlet dışı organizasyonlar, global firmalar ve savaş lortları, istihbarattan risk analizine, harekât desteğinden muharip birliklere, eğitimden lojistiğe kadar birçok alanda askerî yetenekli bir desteğe ihtiyaç duymaya başladı.

Bugün Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar birçok ülkede küresel ticaret, özel askerî firmaların sağladığı güvenlik garantisi ile mümkün olabilmektedir. Özellikle mezkûr coğrafyalarda devletlerin askerî kapasitelerinin oldukça mahdut oluşu, özel askerî firmalara geniş bir alan açmaktadır.

İşte devletlerin asker sayısını azaltması sonucu ortaya çıkan arz eksikliğine karşılık, değişen güvenlik anlayışının getirdiği talep artışı, özel askerî firmalarının önünü açtı. Bugün söz konusu firmalar, yüzlerce ülkede kendi ülkelerinin siyaseti ile doğru orantılı bir şekilde faaliyet göstermektedir.

 

DIŞ MÜDAHALELER VE VEKÂLET SAVAŞLARI PİYASAYI GENİŞLETTİ

 

Her dış müdahale, müdahil olanın da müdahale edilenin de silah, istihbarat, ekipman, mühimmat, planlama, lojistik ve askerî eğitim gibi onlarca ihtiyacının ortaya çıkmasına sebep oldu. Müdahil devletlerin kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta bir coğrafyaya müdahil olmaları, başta lojistik olmak üzere birçok askerî hizmetin de o coğrafyadan temin edilmesini zorunlu kıldı. İşte tüm bu farklı sebepler sonucunda ihtiyaç duyulan arzı, piyasa şartları doğrultusunda özel askerî firmalar sahaya sundular. Bu gibi gelişmeler sayesinde muharip güçten, silah sistemleri ve ekipmanlarının tedarikine, eğitim ve planlamadan lojistik desteğe kadar her talebe yönelik bir arz piyasası ve ihtisas alanı oluştu.

 

ÖZEL ASKERÎ ŞİRKETLERİN KULLANIMI

 

1991-1995 tarihleri arasında Yugoslavya İç Savaşı’nı sona erdiren  Dayton Barış görüşmelerinin hemen öncesinde, ABD’ye ait özel bir askerî firma olan MPRI tarafından eğitilen, teşkilatlanan ve teçhiz edilen Hırvat güçleri ‘Fırtına Harekâtı’ isimli bir harekât icra ettiler. Çok kısa süren bu harekât sonucunda yaklaşık 250.000 Krajinalı Sırp evlerini terk etmek zorunda kaldı. Harekâtın hemen sonrasında o zamanki Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudman ise Krajina bölgesine âdeta muzaffer bir komutan edası ile girmekteydi.

Bugün çok az kişinin bildiği bu özel askeri şirket desteğindeki askerî harekâtın tüm maliyetinin Katolik dünyası tarafından karşılandığı ve bu bölgenin Katolik Hırvatistan’a bahşedildiği dillendirilmektedir. Dayton sonrasında Yugoslavya topraklarında oluşturulan Birleşmiş Milletler görevlerinde, onlarca çok uluslu askerî yapının lojistik, ulaştırma, tedarik, istihbarat ve inşaat gibi işlemleri başta ABD merkezli özel askerî şirketler tarafından sağlandı.

Kosova’daki Amerikan müdahalesi, lojistikten inşaata kadar onlarca farklı alanda özel askerî şirketin hizmet vermesinin kapısını araladı. O dönemdeki ABD Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Dennis Reimer, ABD’nin başarısının ardındaki nedenlerden birinin de bu şirketlerin katkısı olduğunu söylemişti. Benzer bir biçimde, Çeçenistan’daki olaylarda Rus şirketlerinin yine Rus askerî yapısı ile birlikte çok faal bir şekilde görev icra ettiklerini biliyoruz.

Özellikle Sovyet askerî yapısının dağılmasından sonra boşa çıkan Rus askerleri ve pazara düşen Rus silah ve ekipmanları ile oluşturulan bu şirketler, Dağlık Karabağ’dan Özbekistan ve Kazakistan coğrafyasına kadar birçok noktada faaliyet gösterdiler.

Rusya kaynaklı askerî şirketler, petrol ve gaz sahalarında ve bunların transfer edildiği boru hatlarının güvenliğinde çok etkin rol oynadılar. Bugün Libya, Suriye ve Ukrayna coğrafyasında sıklıkla duymuş olduğumuz Rusya merkezli askerî firmaların yeni oluşturulmuş birimler olmadıklarını ve yaklaşık 30 yıla yakın bir faaliyet tecrübelerinin olduğunu söylemek mümkündür.

Suudi Arabistan ise kendi coğrafyasında en fazla Amerikan özel askerî firması kullanan ülkedir. Bu şirketlerle yaklaşık 30 yıldır yoğun bir faaliyet yürütüyor. Vinnell firmasının Suud Kraliyet ordusunu eğiten, yetiştiren bir şirket olarak Suud topraklarında iki binden fazla daimi personel bulundurduğu, karşılığında milyarlar ile ifade edilen paralar aldığı biliniyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suud Kralı’na yönelik söylediği “Kral, seni biz koruyoruz, biz olmazsak sen o koltukta iki hafta oturamazsın” cümlesinin içinin boş olmadığını, sadece Pentagon’un resmî üniformalıları üzerinden değil, bu şirketler üzerinden de teyit etmek mümkün.

Irak’ın işgali sonrasında Bağdat’ın en emniyetli bölgesi olarak korunan ‘Yeşil Bölge’nin güvenliği de Amerikan özel şirketleri tarafından sağlanmıştı. Şimdi Irak coğrafyasında muharip güçten lojistiğe, cezaevi işletmeciliğinden boru hatlarının güvenliğine kadar yüzlerce alan, özel askerî şirketlerin en kârlı sahası olmaya devam ediyor.

 

Türkiye’nin Suriye sahasında gerçekleştirdiği dört kapsamlı askerî harekâtların istisnasız tamamında, Mehmetçiğin karşısında özel askerî firma personeli de vardı. Barış Pınarı Harekâtına verilen ara ve burada ihdas edilen güvenli koridordan kaçanların kahir ekseriyeti de bu firmaların personeliydi. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtında ortaya koyduğu olağanüstü başarı sonrasında, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo’nun ayaklarının tozu ile apar topar Türkiye’ye geliş sebepleri başka ne olabilirdi?

Keza Türkiye’nin Trablusgarb hükûmetine verdiği askerî destek esnasında, Hafter güçlerine destek sunan onun üzerinde özel askerî firmanın sahada olduğunu biliyoruz. Libya’daki Wagner şirketini tanımadığını iddia eden Putin’i elbette unutmadık. Irak’ın Felluce şehrinde ABD’nin gerçekleştirdiği insanlık dışı katliamın sebebinin dört Blackwater şirketi çalışanının öldürülerek Felluce girişindeki köprüye asılması olduğunu da unutmadık.

Bu bilgiler sonrasında, dünyanın çatışma noktalarında görev alan özel askerî firmaların tamamının kendi ülke siyasetlerinin bir parçası olarak bu çatışma alanlarında vazife icra ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Dolayısıyla ABD istihbarat birimi CIA, İngiliz istihbarat birimi MI6, İsrail istihbarat birimi MOSSAD ve Rus istihbarat birimi KGB’nin stratejik vizyonu dışında bu firmaların çatışma bölgelerinde bulunduğunu kabul etmek akla ters bir kabul olur.

 

SADAT NE KADAR ANLAŞILIYOR

 

İşte böylesi bir ortamda, askerî konularda danışmalık hizmeti veren SADAT’ı ve özel askerî firmalar gerçeğini büyük bir dezenformasyon içerisinde tartışıyoruz.

Türkiye’nin kendisine müzahir olan coğrafyasındaki devletlerin silahlı kuvvetlerine eğitim, lojistik destek, planlama ve danışmanlık hizmeti sunmak maksadıyla belki bir değil birden çok özel askerî şirkete ihtiyacı olduğu gün gibi aşikârdır.

Dünyanın çok sıkıntılı bir döneme girdiği anda, Türkiye’ye ait özel askerî firmaların Somali ordusuna eğitim vermesinin, Trablusgarp hükûmeti birliklerine danışmanlık yapmasının, Kabil havalimanının güvenliğini sağlamasının, Irak silahlı kuvvetlerine lojistik destek sunmasının, Suudi Arabistan Ordusunun ihtiyaçlarını karşılamasının yukarıda zikrettiğim istihbarat kuruluşlarını rahatsız etmesini anlarımLakin ana muhalefet partisi liderinin gerçeklerden uzak açıklamalar ile Türk Ticaret Kanunu’na uygun olarak kurulmuş bir şirketin kapısında yaptığı dehşete düşüren konuşmasını anlayamam.

Bu firmaların resmî sayfalarından duyurdukları eğitimleri, ülke içerisinde vermeleri zaten yasal olarak mümkün değilken, elde bilgi ve belge olmadan nasıl ticari bir firmayı tüm dünyaya terörist yetiştiren bir firma olarak servis edebilirsiniz?

 

Kuşkusuz özel askerî danışmanlık yapan bu ve benzeri firmalara dair elinizde bir delil bulunması durumunda bunu sadece yargı ile değil kamuoyu ile de paylaşabilirsiniz; hatta mutlaka paylaşmalısınız.

Söz konusu firma yaptığı duyuruda, devlet dışı hiçbir aktör ile bir sözleşmesinin bulunmadığı, verilen tüm eğitimlerin Türkiye’ye müzahir, Türkiye ile uyumlu bir siyaset benimseyen devletlerin resmi silahlı güçlerine bu eğitimlerin verildiğini açıkça beyan etmektedir.

 

TÜRKİYE NE YAPMALI?

 

Tüm dünyadaki özel askerî firmaların bulunduğumuz coğrafyanın hemen yanı başındaki birçok devletin içerisinde faal olduğu su götürmez bir hakikattir. Bu şirketlerin tüm faaliyetleri, kendi ülkelerinin stratejik çıkarları ile mütenasip ve kendi ülkesinin verdiği lisans ile mümkündür.

Türkiye’nin Türk Ticaret Kanunu’na göre lisans verdiği bu danışmanlık şirketlerini, Batı istihbarat teşkilatlarının ekmeğine yağ sürecek şekilde ‘terörist yetiştiren merkezler’ diye asılsız bir şekilde damgalamak yerine, bu şirketlerden nasıl daha fazla yararlanabiliriz, dost ve kardeş ülkelerin güvenlik mimarilerine nasıl daha fazla katkı sunabiliriz konusuna odaklanılmalıdır.

Elbette bu türden şirketlerin Türkiye dışındaki çatışma sahalarında karıştıkları ya da karışabilecekleri hukuk dışı eylemlere karşı ön almak, TBMM çatısı altındaki savunma ve güvenlik komisyonları marifetiyle konuyu takip etmek, yasamanın üzerindeki en önemli vazifelerdendir. Ama bu ön alıcı pozitif siyasetin yerine, özel bir şirketin kapısına dayanarak hiçbir belge ve bilgiye dayanmadan ‘terörist yetiştirme merkezi’ diyerek yaftalamak ya ucuz bir siyasetin göstergesidir ya da bu şirketlerden rahatsız olanlar adına ülkede ‘izdüşüm siyaseti’ yapmaktır!..

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
627402 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yusuf-alabarda/627402.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT