BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HASRET

HASRET

Mihriban, içer gibi okuduğu satırlarda kendi düşündüğü gibi hareket ettiğini görüyordu kocasının. İki gün sonra Durmuş eniştesi bir minibüs gönderecekti sabah erkenden ve bu minibüsle kimseye belli etmeden Erzurum’a gidecekler oradan da otobüse bineceklerdi...



Dilinden dökülen her mısra hüznünü biraz daha artırır ve gözyaşları yanaklarına doğru süzülmeye başlardı. Yıllardır bu hüzünlü ortama o kadar alışmıştı ki, dertleri ve kederleri dost edinmişti kendine. Belki de kısa zaman sonra artık çoban yıldızıyla dertleşemeyecekti. Bundan böyle hasretini çektiği ‘er’ine kavuşacak mutlu olacaktı. Acaba bu mutlulukları nazara gelir de gene acı çeker miydi? Tadı vardı onunla, hem baharın hem yazın Ninnisiyle uyurdu, o hoş namesazın Özlemindeyim o bitmeyen hazzın Hasretim herşeye çoban yıldızı... Yıldızları seyretmek vazgeçilmez bir tutku halini almıştı Mihriban’da. Kış mevsiminde kar diz boyundayken bile çıkar, soğuğa fırtınaya aldırış etmez çoban yıldızını arardı. Bulutlu havalarda daha başka bir hüzün kaplardı benliğini. Cemal birkaç kez seslendiği halde işitmemişti oğlunu. - Ana! Ana gıız... İrkildi birden. Acaba ne diyordu oğlu? - Durmuş Enişdem geldi gasabadan... Tez elden toparladı kendini. Yanaklarına süzülen gözyaşlarını yaşmağının ucuyla kuruladı. Bir ceylan çevikliğiyle indi damdan. Bu akşam vaktinde Durmuş Enişte niye gelmişti ki? Cemal alaca karanlıkta karşılaştığı annesine müjde veriyordu: - Durmuş Enişdem babamdan mekdüp getümüş... Akşamın alaca karanlığında bundan daha iyi bir müjde olabilir miydi! Sevinçle girdi odaya. Hoş geldin dedi. Durmuş eniştesi Müslüm Dede’nin büyük damadıydı. Kasabada tuhafiye dükkanı işletiyordu. Kasabadaki irtibat merkezleriydi. Belli ki Hüseyin gidecekleri mekanı Abuzer’in öğrenmemesi için Durmuş enişteye mektup göndermişti. Zarfı açınca kendisine hitaben yazılmış bir mektup daha çıkmıştı. Mihriban, içer gibi okuduğu satırlarda kendi düşündüğü gibi hareket ettiğini görüyordu kocasının. İki gün sonra Durmuş eniştesi bir minibüs gönderecekti sabah ezanı okunmadan önce ve bu minibüsle kimseye belli etmeden Erzurum’a gidecekler oradan da otobüse bineceklerdi. Onları İstanbul terminalinde bekleyecek ve yeni yuvalarına birlikte gideceklerdi. Mihriban, Hüseyin’in yazdıklarını anlattıktan sonra kayınpederini Durmuş Enişte’ye şikayet etmeye başladı: - Enişte şu babama bişey de hele... Isdanbul’a biziminen gelmiyo, Hüseyin hep barabar gitmemizi istiyo... Durmuş efendi bir Mihriban’a bir yaşlı kayınpederine baktı. - Sahi eyi olu be baba sen de get olarınan, burda tek başınıza neylersiğiz bu yaşdan soğna? - Yoh oğlum hele şimdilik biz burda galah, daha soğna gederük... Hele bunlar bi yerleşsin bahalım... - O zaman siz de bizim yanımıza gelin gasabaya... - Yoh oğlum biz burda galuruh, hem Abuzer’i gollamamız gerek, ne edecek bahalım!.. ¥ DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT