BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gazetecilik görevi ve ülke çıkarları!

Gazetecilik görevi ve ülke çıkarları!

Medya mensuplarının, özellikle savaş hallerinde, haber vermek ve almak görevlerini yaparken, ülkelerinin çıkarları ve bu arada gizlilik zorunlulukları arasında sıkıştıkları son günlerde gündeme geliyor.



Medya mensuplarının, özellikle savaş hallerinde, haber vermek ve almak görevlerini yaparken, ülkelerinin çıkarları ve bu arada gizlilik zorunlulukları arasında sıkıştıkları son günlerde gündeme geliyor. Bu son terör olaylarından da önce, benim zaman zaman dile getirdiğim bir konu vardı; medya mensuplarının, ülke çıkarlarına lakayt kalarak ve bu çıkarları tehlikeye düşürebilecek şekilde haber, bilgi vermek, “atlatmak” hususunda özel bir imtiyaz ve dokunulmazlıkları olup olmadığı? Özetlemek gerekirse; bir basın mensubu, bir haberi, ülkesinin çıkarlarına zarar verebileceği ihtimaline rağmen “benim görevim gazetecilik. Ben haberi veririm, ülkenin çıkarları beni ilgilendirmez” -diye veya atlamamak endişesi ya da rakiplerini “atlatmak” güdüsü ile vermeli midir? Benim bu konudaki kanaatimin aksine; Batıdaki ve Türkiye’deki bazı çevrelerdeki eğilim, şimdiye kadar, gazetecinin öncelikle görevini yapması ve bu konuda imtiyaz ve dokunulmazlıkları bulunduğu istikametinde idi. İngiltere’nin Arjantin’le Falkland Savaşı esnasında BBC ülke çıkarlarına rağmen bazı haberleri vermekte ısrar etmişti. Gene BBC’nin IRA terörü devam ederken, teröristleri konuşturmak teşebbüsleri özel bir şekilde yasaklanmıştı. Bugünkü yeni savaş esnasında durum daha çetrefil: ABD yönetimi, Devletin Amerika’nın propagandasını yapmak için kurup finanse ettiği Amerika’nın Sesi Radyosu’nun Taliban lideri Molla Ömer’le yapılan röportajının yayınlamasını “Devletın parası ile düşmanın propagandasını yaptıramam” diye önledi. Bence bu doğru idi, ama bilumum liboşlar “Basın Özgürlüğü elden gidiyor” diye feryada başladılar. İlginç tartışma Geçen akşam CNN televizyonunda, CNN’in kıdemli muhabirinin yönettiği ve Washington Post’un Londra muhabiri ile BBC’nin yöneticisinin katıldıkları bir program vardı. Amerikalı gazeteci açıkça: “Ben emekli deniz subayıyım. 11 Eylül faciasından sonra ülkemin çıkarlarını gözardı ederek tamamiyle objektif davranmam mümkün değil” diyordu. BBC yöneticisi ise bu bağlamda ona katılmakla beraber, daha fazla objektif olmak gerektiğini söylüyordu. Önlerinde somut bir konu vardı: Televizyonlar ve gazetelerde Amerika’ya yapılan saldırının kaynak ve sebepleri, bunların haklılığı ihtimali tartışılmalı mı idi? İkisi de ilerde bunlardan ders almak için tartışılabileceğini ve hatta bunun tartışılması gerektiğini söylemekle beraber, hem kendilerinin hem yöneticilerin şu bağlamda bunun için zamanın daha erken olduğunu, zira bu tür araştırma ve yayınlarla, hem teröristlerin eylemlerinde mazur ve haklı olduğu neticesinin çıkarılacabileceğini ve böylelikle de teröristlere destek varilmiş olunacağını, hem de bu gibi yayınların özellikle Amerika’nın şu acılı zamanında, tepkilere yol açacağını söylüyorlardı.. Bu sorunun başka bir boyutu daha var: Gazeteciler mesela şu sırada, bulsalar Usame Bin Ladin’le röportaj yapmaları caiz midir? Böyle bir söyleşi, muhakkak gazetecilik başarısı olurdu ama ülkenin, ülkelerin ve insanlığın çıkar ve duyarlılıklarına ne kadar uygun düşerdi? Bu sual Türkiye için de: PKK terörünün en doruk noktalarında bazı Türk medya mensuplarının, eşkıyabaşı APO’nun ayağına kadar gidip konuşmaları ne kadar gazetecilik, ne kadar vatanseverlikti? Adamın düşüncelerini öğrenmek istemek, bir bakıma doğal gazetecilik dürtüsü ve hatta yararlı olsa bile, onu bu röportajlarda GS taraftarı ve sempatik göstermeleri, laubalice sohbet etmeleri, bırakın vatanseverliğe, gazetecilik etiğine ne kadar sığmıştı? Gazetecilik ve yasaklar Velhasıl çok ikircikli bir konu. Can Dündar, gazeteciliğe resmi veya gönüllü yasaklar ve sınırlamalar konulmasının türlü mahzurlarını sıralamış. Ancak işin püf noktası şu: Son tahlile de, neyin gerçek ve olumlu gazetecilik, neyin toplum çıkarlarına aykırı olduğuna kim karar verecek? Geçmişte her ülkede “ülke çıkarı” “devlet sırrı” diye bazı fuzuli engeller konmuştur. Ama bu hususta son kararı gazeteci mi verecek? Milletvekillerinin anayasa ve kanunlara göre dokunulmazlıkları olabiliyor. Basın mensupları milli çıkarları hiçe saymak hakkını, imtiyazını ve dokunulmazlığını hangi anayasa ve kanun hükmünden alacaklar? Ve en önemlisi bu konularda kendilerine bir otokontrol uygulayabilecekler midir? New York’ta dehşet alanını kameralara kapattılar. Medyanın itiraz gıkları çıkmadı. Aynı şey bizde olsa idi orası medya panayırına döner, otokontrol değil polis gücü bile önleyemezdi.. Keşke basın mensuplarında bir olayın haber verilmesinin ülke ve kamu çıkarlarına ne kadar ters veya uygun olduğuna karar vermek ve bir tereddütleri olduğunda, atlatma güdüsünden ziyade atlama pahasına kendilerini frenlemek “bilinci” olabilse.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT