BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kabİl’den geliyorum

Kabİl’den geliyorum

Onlar için ne Taliban, ne de Kuzey İttifakı önemli. Tek istedikleri şey “huzur ve barış”...



Kuzey İttifakı’nın bölgeye girmesinden bir süre sonra yine halkla birlikteyiz. Kabil’de değişen tek şey sosyal hayat gibi gözüküyor Taliban sonrası, birkısmı şehir içinde güvenliğin sağlanamadığından şikayet ediyor. Onlar için ne Taliban, ne de Kuzey İttifakı önemli. Tek istedikleri şey “huzur ve barış”... Rus savaşından sonra iç savaş başlamış ve yıllarca devam etmiş. Sonrasında Taliban ve Amerikan bombardımanı. “Huzur gelsin de kiminle gelirse gelsin artık” diyorlar... “Elektrikler kesilince şehirde soyulacağımızı zannediyoruz” diyor birisi. Diğeri ise gün ortasında tarlasından gelirken soyulduğunu anlatıyor. Ve basın mensupları olarak biz de kendi aramızda konuşuyoruz: “Taliban döneminde bölgeye kaçak olarak giren bütün basın mensupları serbest bırakılmıştı. Kuzey İttifakı’nın bölgeye girmesinden sonra ise Celalabad karayolu üzerinde 8 gazeteci öldürüldü. Bunlardan bir kısmının Taliban tarafından vurulduğu haberleri gelmişti. Taliban döneminde sadece Taliban silah taşıyabiliyordu. Şimdi ise eline silah alan herkes efe kesildi. Celalabad karayolu hâlâ güvensiz. Yollar hangi tarafa bağlı olduğu belli olmayan çeteler tarafından kesiliyor, insanlar soyuluyor.” 23 yıllık dramın özeti Dizi yazımızın ilk gününde adından söz ettiğimiz, 85 yaşındaki Abdullah Menhani’nin lafları aklımıza geliyor. Ruslara karşı savaşırken bir ayağını kaybetmiş olan bu yaşlı adam, ülkesindeki iç savaşın dış güçler tarafından körüklendiğini ve Afganistan’da bugüne kadar kullanılmayan elmas, zümrüt ve doğalgaz yataklarının herkesin ağzını sulandırdığını söylüyordu. Yaşlı adamın şu sözleri ise Afganistan’da yaşanan dramın en güzel ifadesi olarak zihnimize yazılıyordu: “Afganistan’ın adı Rus savaşından sonra Destanistan’dı. Ama sonradan anladık ki bu savaş son savaş değilmiş. Oğul, bu topraklarda doğan çocuğun ilk duyduğu ses silah sesi, ilk duyduğu koku barut kokusudur. Bu toprakların kaderi bu...” Kabil’den çıkmak zor Afganistan’da 15’e yakın gazetecinin hayatını kaybetmesi ve can güvenliğinin sağlanmasındaki boşluklar, bütün gazetecileri ürküttü. Ülkeyi terketmenin tek yolu, Birleşmiş Milletler’in İslamabad’a düzenlediği seferler. Taliban döneminde ülkeye girmek büyük bir marifetti. Kuzey İttifakı döneminde de bir o kadar zor bir iş. Ama sonradan anlıyoruz ki, çıkmak daha zor iş. Bazı gazeteciler seferlerin pahalı olması sebebiyle ülkeden ayrılamıyor, bazıları da uçaklarda uzun süre yer olmaması dolayısıyla. Tacikistan üzerinden ülkeyi terketmek oldukça uzun ve zahmetli bir iş. Celalabad yolunda ise kimse can ve mal güvenliği garantisi veremiyor. Biz de bayrama yetişmek için İran Hükümeti’nin izniyle önce Tahran’a sonra Türkiye’ye dönebiliyoruz. Günlüğe düşen notlar... Afganistan’da bulunduğumuz süre içinde bir deftere günlük notlar almıştık. Dönüşümüzde bu dizi yazıyı hazırlarken, tuttuğumuz notlar birçok şeyi doğru hatırlamamızı sağladı. Dizide yer veremediğimiz notları ise “Günlüğe düşen notlar” başlığı altında toplayalım istedik. İşte bu notlardan bazıları: ¥ Afganistan sınırından girdikten sonra geçtiğimiz her yerde kuraklık dikkatimizi çekiyor. Yeşilliğe rastlamak çok zor. Birçok nehir kurumuş.” ¥ Arapça, Urduca, Peştunca, Farsça, İngilizce ve Türkçe... Basın mensupları arasında konuşuluyor bu diller. Kim hangi dili anlamıyorsa merak ediyor kimin ne konuştuğunu? Özellikle biz Türkler çok dikkat çekiyoruz bu konuda. İngilizce konuşabiliyoruz ama kimse merak edip bizim dilimizi öğrenmediği için en avantajlı biziz. Çünkü az buçuk diğerlerinin konuştuklarını anlayabiliyoruz. Ama onlar bizi hiç anlamıyor... ¥ Kabil’e girdiğimizde doğalgaz merkeziyle elektrik dağıtım merkezinin ve su dağıtım istasyonlarının sağlam olduğunu görmek hepimizi şaşırtıyor. Tahminlerimizin tersine şehrin her yerinde elektrik var. Ancak Telekomünikasyon merkezi bombalanmış ve hâlâ tamir edilememiş. Onun için telofonlar hemen hemen hiç çalışmıyor. ¥ Kabil’e ilk girişimizde Dışişleri Bakanlığı’nın önünde bekliyoruz bir süre... Kapının önünde üniformalı ve silahlı bir tek asker var. Diğerleri ise geleneksel Taliban kıyafetini giymiş. ¥ Başkentin bile nüfusunu doğru dürüst bilen yok. Mahalle aralarında ve sokaklardaki insan sayısı 30-40’ı geçmiyor. Sadece çarşı merkezinde yüzlerce insanı görüyoruz. Amerikan saldırılarından önce şehirde 2 milyon insanın yaşadığı söyleniyor. Şehrin haline bakınca “O kadar insan nerede yaşıyormuş?” diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Ancak yarısının şehri terk ettiği söyleniyor. Ruslar gelmeden önce ise 4 milyona yakınmış şehrin nüfusu. ¥ “Kabil’e, Zahir Şah döneminde “Küçük Paris” diyorlarmış. Öyle söylüyor Talibanlar...Yani her türlü konforu bulmak mümkünmüş. Ama bugün tam bir harabe...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT