BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir buket gül

Bir buket gül

Fikret, hayat ne umulduğu kadar güzel, ne de beklenildiği kadar kötüdür, diye düşündü. Ama kötüydü, ömrünün en güzel günleri, hayat ve neşe dolu çağları bir yaz yağmuru gibi gelmiş gidivermişti. Yaptığı yanlış evlilik ilk darbeydi onun için. Küçücük çocuğu bırakıp evine kaçmıştı deli gibi sevdiği kız.



Fikret, hayat ne umulduğu kadar güzel, ne de beklenildiği kadar kötüdür, diye düşündü. Ama kötüydü, ömrünün en güzel günleri, hayat ve neşe dolu çağları bir yaz yağmuru gibi gelmiş gidivermişti. Yaptığı yanlış evlilik ilk darbeydi onun için. Küçücük çocuğu bırakıp evine kaçmıştı deli gibi sevdiği kız. Bu ağır darbeden sonra toparlanmak kolay değildi. Gülen gözleri hüzünle dolmuş, yüzü asılmış, neşesini yitirmişti. Hayatında tek sevdiği, canını verircesine istediği kız bırakıp gitmişti; yaşantısını, ailesini; aşklarına feda edememişti. Sevdiği böyle çıkınca, geri kalan insanlar vız gelirdi ona. Hepsi de birbirinden beterdi insanların. Kimselere güveni kalmamıştı. Nasıl olsa, aradığını, gönlünü tamir edecek birini bulmaktan ümidini kesmişti. Hayata boş vermişti. Arkasından ikinci büyük darbe! Hem de yıllar sonra. Yıkık gönlünün tek tesellisi. Sevgisinin odağı, sevgilisi, gözbebeği, herşeyi canı kadar sevdiği biricik oğlu Cahit. Onu kendi arzusu gibi yetiştirmiş, adını bile kendisi koymuştu. Temiz, masum ve çok güzel çocuktu. Gözleri pırıl pırıl zekice ışıldardı. Sevimli bir hâli, tatlı sözleri, güzel gözleri vardı. Onun yüzüne dalar, dalardı... Onu da koparmışlardı, yüreğinden. Zorla, mahkeme kararıyla evlâdını almışlardı. Annelik görevinden kaçan Gamze, çocuk büyüdükten sonra almıştı. Herşeyi yıkılmıştı Fikret’in, inançlı birisi olarak bütün bunlara tahammül etmeye çalışıyordu. Şimdi de varlığıyla teselli bulduğu, gönlünün tek dermânı oğlu, bilinmez ve belirsiz bir hastalıkla bu dünyadan göçecekti. İnanamıyordu. Bu kadar da olamazdı... Olamazdı!.. Ufukları seyrediyordu; küme küme olup kızıllığa bürünen bulutların üzerinde güneş ağlıyor gibiydi. Dağlar yeşillikler içinde oynaşırken, tepeler ovalara heybetle bakıyordu. Nehir bir hedefe doğru, köpük köpük çağlayarak akıyordu. Ağaçların dalları ve yaprakları çimenler üzerinde koyu gölgeler oluşturmuştu. Cahit son derece sevimli, hiçbir şeyden habersiz iki tarafa koşturup duruyordu. Çağlayarak akan nehre baktıktan sonra babasının yanına geldi. Fikret oğluna acıyarak, hüzün dolu gözlerle dalgın dalgın bakıyordu. -Manzara ne güzel değil mi baba?.. Güneş nasıl da yusyuvarlak olmuş, kırmızı bir tepsi gibi... Şu siyah bulutlar, ince ince uzanarak onu karartmaya çalışıyorlar. Kuşlara bak nasıl da ötüşerek gökyüzünü dolaşıyorlar. Ah ne güzel baba!.. Babası kendisine gülümsüyordu. Fikret gözlerini hafif kısmıştı, güneşin ışıkları onun yüzünde iyice koyu kırmızılaşmıştı. Babasının yüzüne baktı, ortadan ayrılmış kendisine çok yakışan parlak saçları ve ince bıyıklarıyla ne kadar çekiciydi. Kırmızılı, beyazlı montu ne kadar yakışıyordu. Babasına sarıldı. Fikret onu sımsıkı sarıyordu. -Baba her şeyimle sana benzemek istiyorum. Senin gibi babam olduğu için kıvanç duyuyorum. Çimenlerin üzerinde oturan Fikret oğluna gülümsedi. Tebessüm ederken saçlarını okşadı. Ağır, derin bir sesle: -Ben de seninle gurur duyuyorum oğlum, diye mırıldandı. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT