BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Filistin’de ilk şehidimiz mi?

Filistin’de ilk şehidimiz mi?

26 Mart 2002 Salı günü akşamı, görevli iki Türk subayı, kalleşçe açılan ateşle ağır yaralandı. Subaylarımızdan Binbaşı Cengiz Toytunç olay yerinde şehit oldu. Yzb. İsmail Özaslan ise ağır yaralandı.



26 Mart 2002 Salı günü akşamı, görevli iki Türk subayı, kalleşçe açılan ateşle ağır yaralandı. Subaylarımızdan Binbaşı Cengiz Toytunç olay yerinde şehit oldu. Yzb. İsmail Özaslan ise ağır yaralandı. Bu Türk subayları, o topraklara turistik geziye gitmemişlerdi. İsrail ile Filistin arasında devam etmekte olan çatışmaların, zararını azaltmak ve insanlık görevlerini ifa için oralara gitmişlerdi. Yapılan otopsinin sonucuna göre, bütün kurşunlar başa isabet etmişti. Bu ise suikastın öldürmek üzere tertiplendiğini apaçık göstermektedir. Bu kurşunlar insanlığın barışına sıkılmıştır. Barışa sıkılan bu kurşunlar ilk defa olmuyordu. Maalesef basınımız olaya layık olduğu kadar yer ayırmadı. Sanki bir Amerikalı veya İngiliz subayına saldırılmışçasına, duyarsızlık sergilendi. Yazıklar olsun! Bazı yayın organlarında ise, “Filistin’de ilk şehidimiz” başlığı ile haber yapıldı. Hayır hayır bu aziz şehitlerimiz, Filistin topraklarındaki ilk şehidimiz değildir. Ancak SON ŞEHİDİMİZDİR. Filistin topraklarındaki mevcut huzur, 1850’li yıllardan başlayarak bozulmaya başladı. Galiçya’da petrolün bulunması, muhtemel petrol bölgesi Ortadoğu topraklarına el koyma arzusunu, İngilizlerde uyandırdı. İngiliz Coğrafya Cemiyeti ve bunun fiilen bağlı olduğu Dışişleri Bakanlığı, Osmanlı Devletini yıkmayı gündeme taşıdı.. İngiliz her işinde olduğu gibi, Fransız, Rus, İtalyan ve Amerikalıları suç ortaklığına teşvik etti. Bu devletler İngilize yardakçılık ettiler. Şark meselesi kod adıyla, Osmanlı’yı parçalamak için işe başlandı. Osmanlı’nın başındaki gafil İttihad Terakki Çeteleri, bu planın başarıya ulaşabilmesi için, ihanet gibi gaflete düştüler. Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar, masum Türk milleti üzerine çullandı. Arabistan çöllerinde Türkler öldürülmesi şart varlıklar sayıldı. Birinci ve İkinci Süveyş Kanalı Harekâtında yüzbine yakın Türk askeri şehit oldu. Bu toprakların elinde kalabilmesi için İngilizler, orada bir İsrail devleti kurulması için elinden geleni yaptılar. Filistin topraklarına akın akın göç eden siyonist göçmenler, İngilizlerin desteği ile önce Türk askerlerini arkadan vurdular. Bölge askeri komutanı Cemal Paşa’nın karargahına İngiliz casusları sızdılar. Bölgedeki her köyde Yahudi kadınlar, haber toplama merkezleri oluşturdu. Türk ikmal kollarını acımasızca arkadan vurdular . Medine Münevvere müdafii rahmetli Fahreddin Türkkan Paşa’nın, kahramanca savunmasına karşılık, İngiliz casusları çölün tek nefes borusu olan Hicaz demiryolunu sabote ederek, bölgedeki Türk askerlerini aç bıraktılar. Ayrık kökleri, hurma çekirdekleri ile yokluklar içinde göreve devam eden bu aslanlar, Türk topraklarına dönerken, Ermeni ve Yahudi militanlarca, arkadan hançerlendi. Türk milleti asildir. Büyüktür. Kendisine yapılan kötülüklere kin bağlamaz. Affedicidir. Bunların hepsini unutup Filistin ile İsrail arasındaki boğazlaşmaya aracılık yapmak için, Türk subayı gönderdik. Bu bir insanlık görevi idi. Ne oldu? Bu şanlı davranışa bölgeden, kalaşnikoflarla karşılık verildi. Bu cinayetin işlenişi çok karışık görünmektedir. Türk subaylarının kanı yerde kalmamalıdır. Hesabını milletlearası güçler sormalıdır. Sormazlarsa, devletimiz bunu soracaktır. 1948’de resmi kuruluşunu yapan İsrail devletinin yaşadığı iç sıkıntılar herkes tarafından bilinmektedir. Fanatikler ile modernistlerin çekişmelerini, sun’i olaylarla bir müddet için yavaşlatmak belki mümkün olur. Ama üç kuşaktır kan ve barut kokuları arasında ömür süren İsrail insanını, bu topraklarda daha fazla bir arada tutmak imkansız gibidir. İsrail’in idarecileri, intikam davranışlarından sıyrılıp, belli tavizlerle sulhe yanaşmalıdır. Eğer bu yapılmazsa, dün taş ve sapanla İsrail kuvvetlerine karşı koyan Filistinliler, bugün canlı bomba ve ateşli silahlarla mukabele etmeye başladı. Yarın ise sorunlar daha da ağırlaşacaktır. Ortadoğu’ya sulhün gelmesi için Amerika da kolları sıvayıp, derhal ateşkesi sağlamalıdır. Amerika, bu cinayetlere seyirci kalıp, yarın Irak’ı vurmaya kalkarsa, kimsenin desteğini de alamayacağını çok iyi bilmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT