BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kapanmayan yara

Kapanmayan yara

Mete bu kendini beğenmiş kızın, kendilerinin misafir olmasından da hoşlanmadığını düşünüyordu. Normal bir aile kızı iken, Ankara’da okuyup gelen Ayşe, müthiş havalara girmişti. Tırnaklarını upuzun uzatmış, dudaklarını kıpkırmızı boyamış, minicik etek giymişti...



Mete’ye hep İstanbul’u soruyorlardı. Mete de anlatıyordu. Çamlıca’daki akrabalar belki geleceklerini söylüyorlardı İstanbul’a. Çamlıca’da oturan İbrahim dayı güleç yüzlü bir insandı. Ömer dedeyle çok iyi anlaşıyorlardı. Zaten sık sık ziyaretine geliyordu Ömer dedenin. Emekliye ayrılmıştı İbrahim dayı, şimdi bir doktorun yanında çalışıyordu. Büyük kızı Ayşe öğretmen olmuştu. Aksi biriydi Ayşe... Zaman zaman annesini babasını hor görür gibi azarladığı oluyordu. Ayşe’nin kardeşi Ali ise tren makinistiydi, şimdi İzmir’deydi. Onun küçüğü Selime orta okuldaydı. Bir de beş yaşlarında Mustafa vardı. İbrahim dayı Mete’ye evleri gösterirken, buradan görünen tek katlı geniş bahçeli bir evde akrabalarının oturduğunu söylemişti. Orada oturan Fatma kadın kocasını yeni kaybetmiş, yoksul bir kadındı. Sadece onaltı yaşlarında bir kızı vardı. Fatma kadın temizlik işleri yapıyormuş apartmanlarda, geçimini öyle sağlıyormuş. İbrahim dayının karısı, Havva yenge: -Fatma kadınlara bir uğrayalım, dedi. Kızını isteyenler vardı, bakalım vermiş mi?.. Kızı öğretmen Ayşe itiraz etti. -Ne yapacağız oraya gidip de? dedi. Mete bu kendini beğenmiş kızın, kendilerinin misafir olmasından da hoşlanmadığını düşünüyordu. Normal bir aile kızı iken, Ankara’da okuyup gelen bu kız müthiş havalara girmişti. Tırnaklarını upuzun uzatmış, dudaklarını kıpkırmızı boyamış, minicik etek giymişti. Evde sık sık aynaya bakıp duran bu kız, kendini dünyanın en güzel kızı filân sanıyordu galiba. Bu hâliyle gayet mütevazı bir adam olan İbrahim dayının kızı olduğuna inanmak çok güçtü. Şayet zengin kızı filân olsa kimbilir nasıl olacaktı. “Ne yapacağız olur mu?..” diye konuştu İbrahim dayı. “Çoktandır uğramıyorduk.” Hep birlikte parktan aşağıya indiler. Parkın öbür ucunda, ağaçlara kolan salıncağı kurmuş sallanan çocuklar vardı. Uçurtmalar gökyüzünü kaplamıştı. Çeşit çeşit, renk renk uçurtmalar salına salına süzülüyordu gökyüzünde. Az ötedeki evlere doğru yürürlerken, Mete bambaşka bir âlemde olduğunu düşünüyordu. Biraz sonra Fatma kadının evine gelmişlerdi. Bu kadar kalabalık misafir karşısında şaşkına dönmüş fakat çok sevinmişti. Evin geniş bir avlusu vardı. Fatma hanım alelâcele evden kilim yaygı getirerek avluya serdi. Havva yenge ve Nurten hanım da yardım ettiler ona. Evde de misafirleri vardı Fatma hanımın. Onlar da avluya çıktılar. Evdeki misafirlerin biri genç bir delikanlıydı. On sekiz yaşlarında olan bu genç avluya geldiğinde İbrahim dayı sevinçle ayağa kalktı. -Ooo Faruk hoşgeldin!.. Ne zaman geldin Eskişehir’e?.. Güleç yüzlü ve canayakın bir genç olduğu anlaşılan Faruk, İbrahim dayının elini öptü. -Hoşbulduk enişte. Dün geldim Eskişehir’e. Dün Kumlubel’deki İdris eniştemlerde kaldım. Bir de sizi göreyim diye geldim ama evde yokmuşsunuz, ben de Fatma teyzelere bir uğrayayım dedim. Sizi atlamadım merak etme. Havva yenge Faruk’un sırtını okşadı. -Bizi atlamayacağını biliyoruz Faruk, dedi. Faruk’u diğer misafirlerle tanıştırdılar. Ömer dedenin, Tülin ninenin, Nurten teyzenin ellerini öptü Faruk. Meltem, İlhan ve Mete’nin ellerini sıktı. -Faruk da İstanbul’da oturuyor Mete. Kütahya’daki Asiye teyzemin küçük oğludur. Eksik olmasın çok hatırnazdır, hep arar bizi. -Memnun oldum, dedi Mete Faruk’a gülümseyerek. Hangi semtte oturuyorsunuz?.. -Yavuz Selim’de, dedi Faruk. Bilir misiniz oraları?.. -Hayır bilmiyorum. Nerede Yavuz Selim?.. -Fatih’te. -Adını çok duydum, güzel bir semt olduğunu hep söylerler ama o taraflara gitmedik pek. Biz Bebek’te oturuyoruz. -İstanbul’da görüşürsek, birlikte gezeriz oraları. -Memnuniyetle... Mete’nin kanı kaynamıştı Faruk’a. Uzaktan akraba olduklarını sandığı bu gençle iyi bir arkadaş olacaklarını hissediyordu. Faruk, Mete ve İlhan yanyana oturuyorlardı. Çocuklar Faruk’un etrafını çevirmişlerdi, hâllerinden onu çok sevdikleri anlaşılıyordu. İbrahim dayının kızı Selime ile küçük oğlu Mustafa, Faruk’un kucağına oturmuşlardı. Ayşe nedense Faruk’a çok saygılı davranıyordu. Bu kendini çok beğenmiş kızın niye Faruk’a karşı öyle olduğunu anlayamıyordu Mete... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT