BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz Zambak

Beyaz Zambak

Yemekten sonra arabaya binip yola koyuldular. Mutalip caddesinden sola dönmüşlerdi. Kuyubaşı’ndan ve mezarlığın yanından ileriye doğru gidiyorlardı. Az sonra şehrin dışına çıkmışlardı. Sol tarafta bir fabrika, sağ tarafta yeni yerleşim birimleri vardı...



Tunalı’ya geldiğinde evde misafirlerin olduğunu gördü. Çamlıca’daki İbrahim dayılar gelmişti. Sarmaş dolaş oldular. Mete’nin çok değişmiş olduğu epey konuşuldu yine. Özellikle Ayşe bir türlü inanamıyordu Mete’nin değişmesine. Havva yenge: -Niye gelmedin bize?.. diyordu. -Gelmeyi düşünüyordum yenge, dedi Mete. Gerçekten de öyleydi. Nurten teyzemlere birlikte gidelim diyecektim ama siz daha önce davrandınız. İbrahim dayı Mete’nin omuzlarını tuttu. -Meltem telefon açınca bir görelim dedik. -Beni mahçup ettiniz dayı. Memnun oldum. -Biz az sonra köye gideceğiz. Akşamüstü dönünce bize gideriz. -Sizi ben götüreyim köye... -Zahmet etme, caddeden minibüsler kalkıyor, biz biner gideriz. -Zahmet olmaz, dedi Mete. Ben de merak ediyorum köyü. -Hiç gitmedin mi?.. diye sordu Ayşe. -Hayır, dedi. Ben hayatımda hiç köye gitmedim ki zaten. Uzaklardan gördüm sadece. Meltem, Mete’ye baktı. -Yer varsa ben de geleyim sizinle. Selime ile Mustafa’yı farketti Mete. Onlarla birlikte altı kişi olacaklardı. -Gel, dedi. Herhalde sığarız. Çocukları kucağınıza alırsınız. Tülin nine seslendi bir köşeden. -Önce yemek yeyin, dedi. Sonra yola çıkarsınız. Mete acıktığını hatırladı. Doğrusu çok makbule geçecekti yemek. Bahçeye sofra kurulurken, kerevete oturdu. Hanımellerin kokusu, bahçedeki çiçeklerin güzelliği, bugün karışan zihnini biraz durulaştırmıştı. Nilüfer’in nişanlı olmasına inanamıyordu hâlâ, kuşu avucundan kaçırmış gibi hissediyordu. Ama beklediği kadar üzülmüyordu nedense. “Acılara iyice alıştım galiba?..” diye düşündü. Nurten teyze herkese seslendi: -Yemek hazır!.. Bahçeye, yer sofrasına oturdular. Selim bey yine yoktu. Ömer dede, Tülin nine, Nurten teyze, İbrahim dayı, Havva yenge, Ayşe, Meltem, Selime, Mustafa ve Mete sofradaki yerlerini aldılar. Yemekten sonra arabaya binip yola koyuldular. Mutalip caddesinden sola dönmüşlerdi. Kuyubaşı’ndan ve mezarlığın yanından ileriye doğru gidiyorlardı. Az sonra şehrin dışına çıkmışlardı. Sol tarafta bir fabrika, sağ tarafta yeni yerleşim birimleri vardı. Daha ötelerde bir köy görünüyordu. Meltem, orasının Mutalıp köyü olduğunu söyleyince Mete Nilüfer’i hatırladı. Yeşillikti köy, şehire yakın olduğu için, bildik köylerden daha güzeldi. Mutalıp köyünden sonra yukarılara doğru tırmanıyordu yol. Az sonra Eskişehir ayaklarının altındaydı. Manzara muhteşemdi, geniş bir ovaya yayılmıştı Eskişehir. Bir çeşme gördüler yolun kenarında. Çeşmenin etrafında ağaçlar vardı. At arabasıyla gelmiş yakın köylerden bir aile ağaçların altına kilim serip oturmuştu. Mola verdiler çeşmede. Buz gibiydi çeşmenin suyu. Piknik yapan aileyle konuştular. Mete, aşağıda bir ovaya yayılmış Eskişehir manzarasının etkisindeydi. Ne kadar güzeldi. Yola koyuldular tekrar. Az sonra Eskişehir görünmez olmuştu. Kırların, tarlaların, bahçelerin arasından gidiyordu yol. İki yanını kuşatan tarlalarda insanlar türküler çığırarak çalışıyorlardı. Derken köy göründü. Sağ tarafta iki ev vardı yanyana. Köy ise sol tarafta, daha içerideydi. Köye varmadan önce mezarlığın yanından geçerlerken, İbrahim dayı: -Mete önce mezarlığa uğrayalım, dedi. Küçüktü mezarlık. Seyrek ağaçlar rüzgârdan hışırdıyordu. Yoldan çıkıp, mezarlığın gölgelik tarafına arabayı park etti Mete. Diğerleri arabadan inerken az ötedeki köye baktı. Köy ile mezarlığın arası harman yeriydi galiba. Yerlerde samanlar vardı. “Demek bizim atalarımızın köyü burası,” dedi içinden. Bir minübüs, az ötede bekleme yerinde durdu. Yolun kenarındaki iki evin yanında duran minibüsten üç kişi indi. Bir okul görünüyordu karşıda, yola yakın. Harman yerinde oynamakta olan çocuklar Mete’leri farketmişler, merakla bakıyorlardı. Başta İbrahim dayının babasının ruhuna olmak üzere kabristandakilere fatiha okudular birlikte. Hafif bir rüzgâr esiyordu. Köyün etrafı düz arazilikti, arka tarafta tepeler vardı. Tarlalar, bahçeler görünüyordu buradan. Köyün camisi beyaz badanalıydı. Buradan görüldüğü kadarıyla evler çok eski gibiydi, hiç yeni bina yoktu. Fazla insan da görünmüyordu. Duaları bittikten sonra arabaya yöneldiklerinde çocuklar yanlarına gelmişti. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT