BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kurbanda vekalet devri

Kurbanda vekalet devri

Hayvanı nereden almalı? Kime kestirmeli? Nasıl dağıtmalı? Artık büyük şehirlerde yaşayanlar bu sorulara cevap aramıyor, vekaletlerini vakıflara veriyor, işlerine bakıyorlar.



Nerde o eski bayramlar... Bahçeye açılan çukurlar, pembe burunlu danalar, kınalı kuzular... Konuya komşuya et koşturan çocuklar... İşkembe temizleyenler, kelle tütsüleyenler, sucuk basanlar... Metropolde yaşayanların kurban bayramından anladıkları dört günlük tatil, beş on mesaj ve belki bir tava kavurma. Hayvan almak, kasap bulmak, et dağıtmak kolay mı? Şimdi devir vekalet devri. Zarfa parayı koyup veriyorsunuz, birileri sizin adınıza alıyor, kesiyor. Dahası şokluyor, donduruyor, dağıtıyor, aş pişirip, fukara doyuruyor. İşte İhlâs Vakfı da bunlardan biri. Vakfın Genel Müdürü Orhan Özen söze "mâlumunuzdur" diye giriyor, "biz yurdun dört bir yanından ve Türk Cumhuriyetlerinden gelen 2 bin civarındaki öğrenciye ev sahipliği yapıyoruz. Memleket sathına dağılan 28 yurdumuzda talebe barındırıyoruz. Şehrin en gözde binalarını kiralıyor, dayayıp döşüyor, temizliyor, ısıtıyor, elektriğini, suyunu sağlıyoruz. Ancak yurt masrafının yaklaşık yarısı yemeğe, yemeğin de yarısı ete gidiyor. Kendilerinden ülkemiz adına çok şey beklediğimiz çocukların dengeli beslenmelerine özen gösteriyoruz. Onlara doyurucu öğünler verebilmemiz için kazanlara 100 ton et atmamız lâzım ve biz bunu seve seve yapıyoruz." Hem kurban, hem sadaka -Yüz ton et ha. Bu trilyon eder hocam. - Olsun, helâl-i hoş olsun. Her ne kadar ülkemiz iktisaden bir dar boğazdan geçiyorsa da biz öğrenci yemeklerinin kalitesinden taviz vermiyoruz. İşte bu vesileyle hayırsever vatandaşlarımızdan kurbanları için bizi vekil etmelerini istiyoruz. -Adak ve akika da olur mu? -Elbette. Bak sana bir şey söyliyeyim mi, kurbanlarını kesmemiz için bize vekalet verenler hem vazifelerini yerine getiriyor, hem de sadaka sevabına kavuşuyorlar. Zira bu çocuklar hem muhtaç, hem de ilim okuyorlar. Şimdi biz bizeyiz. Diyelim bir evde üç kişinin üzerine kurban vacip. Apartmanda oturan birinin üç hayvanla baş etmesi çok zor. İstanbul şartlarında kasap bul, derisini sakla, işkembe temizle, bağırsak pakla... Bunlar kolay işler değil. Öyle semtlerimiz var ki ete muhtaç komşu yok. -Zaten koyun eti yiyen kalmadı, hani rejim, kolesterol meselesi... -Canım, haydi birini yine evine getir ama diğer ikisini senin adına kesecek değerlendirecek bir yere verebilirsin. Kaldı ki biz hayvanlarımızı Türkiye'nin en modern tesislerinden birinde, Amasya Pan-Et AŞ'nin mezbahasında kestiriyor ve dini vecibeleri eksiksiz yerine getiriyoruz. -Biraz da yurtlarınıza gelelim. Piyasa da yurt çok, peki sizin farkınız ne? -Bizim diğerlerinden farklı olmak gibi bir gayretimiz yok ama eğitimle ilgilenenler yurtlarımızın fiziki şartlarını mükemmel olarak değerlendiriyor, estirilen samimi havadan çok etkileniyorlar. Geçen bir öğretim üyesi "ben bir çocuğun hangi fakültede okuduğunu çıkaramam ama hangi yurtta kaldığını yürüyüşünden anlarım" demişti de... Onları hayata hazırlıyoruz -Nasıl anlıyormuş? -Bence çok kolay, meselâ bizim yurtlarımızda kalan çocuklar hem saygılı, hem çalışkanlar. Biz onlara "mutlaka dönem birincisi olacak, master ve doktora yapacaksınız" diyoruz. Eh derslerine diğerlerinden daha fazla zaman ayırdıkları ve hocalarını ciddiye aldıkları için farkediliyorlar. -Peki okul bitince yollarınız ayrılıyor mu? -Aksine, bizden mezun olan öğrenciler gelip gidiyor, hatırımızı soruyorlar. Eh bu da bizi çok sevindiriyor. Zaten onları diploma al da nasıl alırsan al gibi bir havaya sokmuyor, hayata hazırlıyoruz. Mesleklerinde zirveye oynamaları için kurslar düzenliyor, mükemmel bilgisayar öğretiyor, belli bir eşiği geçenlere ileri İngilizce dersleri veriyoruz. -Çalış, çalış, çalış. Bu kadarı da sıkıcı olmaz mı? -Aksine bizim çocuklarımız çalışarak dinleniyorlar. Ama biz onları ferahlatıyor, yaz kamplarına götürüyor, Anadolumuzun tarihi ve turistik yerlerini gezdiriyoruz. Mektebini bitirenleri firma sahipleri ile tanıştırıyor, iş bulmalarına yardımcı oluyoruz. Onlar benim evladım Dikkat ediyorum da Orhan Bey torunuyla ilgilenen bir dede gibi konuşuyor. Soruyorum saklamıyor, "gibisi fazla, zaten öyle" diyor, "biliyorsun ben eski Erzincan Senatörüyüm, arkadaşlardan emekli subaylar, mühendisler, doktorlar, avukatlar var. Hepsi de oğullarını evermişler, kızlarını uğurlamışlar." -Yani unu eleyip, eleği asmışlar. -Aynen öyle. Arkadaşlar bu işi profesyonelce yapıyor ama karşılık beklemiyorlar. Hoş, şuradan alacakları üç beş kuruşa ihtiyaçları yok, yeri geldikçe ceplerinden harcamaktan da çekinmiyorlar. Bu iş bizi dinlendiriyor, ömrümüzü mânâlandırıyor. Millet, memleket için bir şeyler yapmanın hazzı bize yetiyor. Geçen bir iş adamı "azizim geçenlerde Aşkaabat'ta bir gençle tanıştım. Gönüllü mihmandarım oldu ve her işimi halletti. Bu berrak Türkçeyi nereden öğrendiğini merak ettim. Meğer sizin yurtlarınızda kalmış. Böylesi bir pırlantayı yetiştirdiğiniz için size minnettarım" dedi. İşte mutluluk denen şey bu. Daha ne isterim? Memleket sevdalıları -Çocuklardan ücret alıyor musunuz? -Alıyoruz ama bu onlara ettiğimiz masrafın yarısını bile karşılamıyor. Ancak şu var, parası yok diye kimse bu kapıdan çevrilmiyor. Bizim yurt müdürlerimiz dilediği öğrenciyi bedava barındırmaya, dilediğinden yarım ücret almaya yetkilidir. -Bu güne kadar kaç öğrenci yetiştirdiniz? -Şu anda 2 bin çocuğumuz var ve bu işi 93'ten beri yapıyoruz. Artık otur sen hesapla. -Hesabım iyi değil ama hizmetin büyüklüğü ortada. -Mahalli idarecilerimiz de hizmetin farkındalar. Yaşadığımız krizin ardından bazı yurtlarımızı kapatıp küçülmeyi düşündük. Bir çok ilin valisi "sakın ha" dediler, şehirlerindeki yurdun ne pahasına olursa olsun devamını istediler. Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki bu yurtlardan sarhoş, meyhur çıkmaz, hiçbiri kavgaya karışmaz, duvar karalamaz, afiş asmaz. Bizim gençlerimiz memleket sevdalısıdır. Zaten dinine, devletine, insanına, bayrağına mesafeli olan aramızda barınamaz. Halı sahada maç -Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsunuz? -Başka yerlerde kalan öğrenciler gecenin geç saatlerine kadar gezebilirler ama bizde dersi biten doğruca yurda döner. Kız çocuklarının bile sokakta oynadıkları saatte kapılarımız kapanır önce yemek yenir, sonra etüd başlar. -Bunlar da genç değil mi? Nasıl sıkılmıyorlar? -Belki başlangıçta sıkılıyorlar ama bunun kendi faydalarına olduğunu çabuk anlıyorlar. Zira dersleri birikmiyor, dönem kaybetmiyorlar. Kaldı ki dışarıda aradıkları ne varsa yurtlarımızda da var. Dersi olmayanlar kantinde oturup muhabbet edebiliyor, isteyen televizyon izliyor, isteyen spor yapabiliyor. Hak veriyorum zira o anda gençler yurdun halı sahasında neşeli bir maç yapıyor, şen kahkahaları kulaklarımıza geliyor. Daha fazlası için... ğ Hep akla geliyor. İhlas Vakfı kurban bağışları olmasa da bu hizmeti yürütecek güçte değil mi? Soruyorum. Orhan Bey "Hiç bir vakıf bağış ve teberruyu reddetmez" diyor, "eğer geçtiğimiz yıllarda arzuladığımız yardımları toplayabilseydik bazı yurtlarımızı kapatmak zorunda kalmazdık. Paramız artarsa çocuklarımıza sağladığımız imkanlar da artar. Kaldı ki İhlas Vakfı'nın faaliyetlerinden sadece biri üniversiteli gençlere yurt sağlamak. Hizmetlerin çeşitlenmesi ve büyümesi için milletimizin desteğine ihtiyacımız var." ğ Yıllarını yurtlarda geçiren biri olarak İhlas Vakfı'nın Bahçelievler Yurduna hayran oluyorum. Nefis bir spor salonu, halı saha, konferans salonu, misafir ağırlama odaları ve pırıl pırıl bir yemekhane... Latif Bey aşçılara "imtihan döneminde yoğurda ara mı versek" diyor, "bol bol tatlı çıkarsak da zihinleri açılsa" Adalet Teyze bir yandan camları siliyor, bir yandan acele çıkanların yataklarını topluyor. Kimse işinden sıkılmıyor. İşte bu sıcaklığı tesis etmek kolay değil, burası yurttan ziyade evi andırıyor.
Reklamı Geç
KAPAT