BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kurbanlık seçmek kolay mı?

Kurbanlık seçmek kolay mı?

Bayram yaklaşırken kurbanlık satışları da hız kazandı. Kurbanlık alırken hayvanın sadece boyuna posuna değil, ayağına, boynuzuna, kulağına, kuyruğuna bakın, dişlerini de kontrol edin.



Hadise okyanus üzerinde giden bir teyyarede geçiyor. Bir ara pilot "eyvah" diye bağırmaya başlıyor "gösterge tabloları çalışmıyor". Yolcular içinden bir bey kalkıyor "önemli değil canım" diyor "ihtimal ki irtibatsızlık vardır". Hemen bir yıldız tornavida istiyor, usta el hareketleri ile göğsü söküyor, yuvasından çıkan kabloyu bulup, yerine takıyor. Tam bu esnada kadının biri heyecandan bayılmasın mı? Hemen koşup ayaklarını kaldırıyor, beynine kan gitmesini sağlıyor. Önce nabzını sayıyor, sonra kalp masajına geçiyor. Olayı görüntülemek istiyen amatör muhabire "bu ışıkta 22 ile çekemezsin" diyor, "diyaframı aç, ama flaşın önüne kağıt koy, parlama yapmasın." Yolculardan biri "af edersiniz bayım" diye soruyor, "siz teknisyen misiniz, hekim misiniz, yoksa gazeteci misiniz? Kahramanımız gülümsüyor, "hiçbiri" diyor, "sadece askerim." Ne yalan söyliyeyim bu fıkrayı duyduğumda aklıma İsmail Yağcı abi geldi. Onun iyi bir tarihçi, sıkmadan okutan bir yazar, saati beklenen bir radyocu, her gün değişik bir konu bulabilen bir televizyoncu ve diplomalı bir iktisatçı olduğunu biliyordum. Hem plazamızın etrafını görmediğimiz, tanımadığımız çiçeklerle donattığına göre serde bahçıvanlıkda olmalıydı. Kaldı ki motor indirecek kadar becerikli bir şofördü ve kitap işine (forma kıracak, harman yapacak, kapak takacak kadar) vakıftı. Lâkin onun çobanlıktan ve kasaplıktan da anladığını söyleseler inanmazdım. Ha, bu arada hatırlatayım kendisi emekli bir albaydır. Gelelim hikayemize. Mevzu nereden açılıyor, hatırlıyamıyorum, İsmail Abi'nin yanında "kurbanı nerden alsak" diye dertlenesim tutuyor. Beni apar topar arabasına atıyor, E-6 kenarındaki mal pazarına götürüyor. Acemilik bu ya önüme ilk çıkan hayvana tav oluyorum. İsmail Abi ağırdan alıyor, çobana şöyle bir bakıp "sen Ordulu'sun di mi" diyor. Sonra hayvanlara dönüyor "bunlar Aybastı malı" diye bilgi veriyor, "doğrusu güzel bakılmışlar. Bak bu dana 325- 330 kilo gelir % 57 randıman alacağımızı düşünürsek, yaklaşık 190 kilo et verir." Mal sahibi hayran hayran İsmail Abi'nin yüzüne bakıyor "beyamca, sen bu işi iyi biliyorsun" diye mırıldanıyor. Bir sonraki çadırda da şirin hayvanlar var ama İsmail Abi benim gibi danaların iri gözleriyle ve mavi boncuklarıyla ilgilenmiyor. Çıkıyoruz, "bak İrfan" diyor "bir kere bu çadır gaz odası gibiydi ve zemin çok pisti. İhtimal ki sahibi bunların ahırını da temizlemedi. Fark ettin mi bilmem hayvanların kulakları düşmüştü ve kılları kirpi gibiydi. -İyi de kılıyla tüyüyle ne işimiz var abi, biz derici değiliz ki? -Öyle deme sıhhatli hayvan canlı, neşeli, diri olur. Hani Anadolu'da yükünü tutanlara "tüyünü düzdü" derler ya, keyfi yerinde olan hayvanın da tüyleri düzgün ve parlak olur. Bak sence şu hayvan nasıl? -Endamına bakılırsa fevkalade. -Değil işte. Hem yaşlı, hem safi kemik. Sakın boyuna posuna bakıp aldanma. Adam akşamdan hayvana tuz verir, sabah kova kova su içirir, gemi gibi şişirir. Şu boynuzlarındaki halkaları görüyor musun, her biri yaptığı doğumları gösterir. Gerçi uyanık cambazlar onun da yolunu buldular, boynuzu camla kazıyıp, parlatıyorlar. -Sahi bu hayvan kaç yaşında ? -Boynuz önünde, halkaları saysana. Bir çadırda koyunlar var. İsmail Abi Dağlıc'ın, Karaman'ın da tadı güzeldir ama ben bunları (kıvırcıkları) severim diyor. Eliyle hayvanların belini tutup "güzel mallar" diye fısıldıyor "bak et kemiği silme örtmüş." Koyunlar güzel ama fiyatı da "güzel" çıkıyor. İsmail Abi "aslında durumu zayıf olanlar niye keçiyi düşünmezler bilmem" diyor, "Halbuki onlar dağa bayıra tırmanır orkide, adaçayı gibi zor ulaşılan otları bulurlar. Hem yağı kolestrolü azdır, hem de eti kekik kokar. İstanbullular pek alışkın değil ama Egeliler oğlak etine bayılırlar. -Keçi eti mideyi bozar derler, güya ishal filan yaparmış... -Duy da inanma. Sonraki çadırda kara kuru sığırlar var. Bunların fiyatları mâkul ama gözüme çelimsiz geliyor. İsmail Abi bebek yüzlü bir danayı çekip çıkarıyor. Hafif yolu azarlayarak "bu hayvancağızı niye getirdiniz" diyor, "bu daha kapak açmamıştır." Açmıştır, açmamıştır münakaşası uzayınca çoban hayvanın ağzını aralamak zorunda kalıyor, İsmail Abinin dediği çıkıyor. Mal sahibi "ben bana verenin yalancısıyım ağam" diyor "inanın yetiştiren iki yaşını geçtiğine dair yemin etti." İsmail Abi "biliyorsun" diyor "bir sığırın kurban olabilmesi için iki yaşını doldurması gerek. Bunu anlamanın tek yolu ağzına bakmaktan geçer. Yalnız hayvanın ön iki süt dişinin dökülmesi iki yaşına girdiğini göstermez. Onların yerine iki tane iri ve geniş diş gelmesi lâzım. Bazı insafsızlar da hayvanın süt dişlerini kerpetenle koparıyor, akılları sıra yaş büyütüp, müşteri kandırıyorlar. Köylü "tövbe beyim" diyor, "kurbanlığa eziyet olur mu?" -Ben çok şahit oldum, küçük hayvanları allayıp pullayıp satan tamahkârlar mutlaka mal kaptırıyorlar. Bu sadece dünyadaki cezası, daha ahireti var. İsmail Abi elini bir başka hayvanın gözüne doğru sallıyor hayvan sakınıyor. Bana dönüp "işte hayvanın gördüğünü anladık" diyor, "hayvanın kör olup olmadığını gözüne bakarak anlayamazsın. Hem şöyle üç beş adım yürütüp sakat olup olmadığını sınayacaksın. Sonra kulakları, kuyrukları kopuk mu, boynuzları kırık mı, dişleri dökük mü bakacaksın." -Sizin bu anlattıklarınızı ilk kez duydum, burada dolananlardan da pek bilen olduğunu sanmıyorum. -Haydi bir bilene takılır, hayvanı alırsın, olmadı üç beş kuruş aldanırsın ama milletin asıl bilmesi gereken kesim ve paylaşım işi. -Nasıl yani? -Öncelikle ortakların düzgün bir niyet etmesi lâzım. Yani üzerine vacip olan kurbanı mı kesiyor, akika mı, adak mı, mevta için mi? Ortaklardan biri aklını haşlamaya kavurmaya, taktıysa yani 'ben eti için kesiyorum' diye niyetini bozduysa... - Kurban sakata mı gelir? - Gelir ya, işte bu yüzden halis niyet çok önemlidir. Gelelim kesmeye. Bir kere bunlar şanslı hayvanlardır. -Öyle ya bir sarhoşa da meze olabilirlerdi. -İşte bu yüzden hoş tutmalı, bıçakları tülbent altında saklamalı. Kesim yerine götürürken itip dürtmemeli, sevip, okşamalı (bu arada bir dananın alnını boynunu kaşıyor hayvan sanki sevildiğini anlıyor, peşisıra yürüyor.) Hayvanı örselemeden sol yanına yatırmalı, üç ayağını bağlayıp, sol arka bacağını serbest bırakmalı. Yani sana şöyle diyeyim hayvanın karnı kıbleye bakmalı. Kasap dört borudan en az üçünü tek hamlede kesmeli, bıçağı keskin olmalı. -Bu dört boruyu anlıyamadım. -İki atardamar, bir soluk, bir yemek borusu. -Bir de omirilik var. -Aman ha, ona dikkat! Değil kesmek azıcık dokunmak bile hayvana ıstırap verir. Hem tamamen can vermedikçe kafayı ayırmamalıdır. Nefes borusundaki ergenlik halkası Hanefi mezhebinde gövde tarafında da kalabilir ama Şafii'de mutlaka kafa tarafında olmalıdır. -Aman İsmail Abi bunlar bizim becereceğimiz işler değil. Ben vekaletimi vereyim gitsin. -İyi ama vekalet vermeyi de bileceksin. Bir kere neye niyyet ettiğini belirtmeli, meselâ "vacib olan kurbanımı kesmen için seni vekil ettim" demelisin. Kasap "kabul ettim" diye net bir cevap vermeli. İş burada da bitmiyor ortaklar paylarına düşen etleri gramı gramına taksim etmeli. Aynı tencereye girecek olsa bile yalap şap paylaşma olmaz. Ancak bazen terazi bulmak güç olur. Bu hallerde hayvanın dört ayağı dört hisseye, baş bir hisseye, deri bir hisseye, işkembe bir hisseye konur ve eşitlik bozulur. Sonra kurr’a çekilir. -Ortaklar hisselerini topluca birine hediye etse? Hediye edilen, dilediğine, dilediği kadar verse? -Bak bu olabilir işte. Kasaplar bilir ama ben de söyliyeyim sığır derisini kolay yüzmek için ıslatmakta yarar var, burada küt ve yuvarlak uçlu bıçaklar kullanmalı, postun üzerinde et ve yağ parçası bırakmamalı. Deri, soğuyup süzüldükten sonra tuzlanmalı. -Şöyle tuzlukla serpiversek. -Dalga mı geçiyorsun, koyun ve keçi derileri, ağırlığının yarısı kadar, sığır derileri ise üçte biri kadar dene tuz (iri tuz) ister. Yetmez rutubetsiz, havadar ve serin yerde muhafaza edilmelidir. Kurban etleri temiz kablara konulmalı ve gecikmeden dağıtılmalı. Eve ayrılanı ya kavurma yapılmalı, ya dondurucuya atılmalı. Aklında olsun et (hele kıyma) bekletilmeye gelmez. -Sağol İsmail abi hayvan seçme, kesme ve paylaşma üzerine çok şey öğrendik. Sıra geldi pişirme tekniklerine. Onu da ben anlatayım. Şimdi, şööyle böbrekleri ince ince kesip ızgaraya yatıracaksın. Bir yanda nar gibi kızarmış çıtır çıtır ekmek, bir yanda domates, biber, kekik... -Hışşt biraz evvel ne demiştik. -Haa anladım. Hani şu niyet meselesi...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT