BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şakîk-i Belhî

Şakîk-i Belhî

Bir yıl “Şakîk-i Belhî”, Hacca gitmek üzere, Hazırlığını yapıp, çıktı hemen sefere. Bağdat’ta mola verip, eyledi istirâhat. Halîfe haber alıp, çağırttı onu bizzât.



Bir yıl “Şakîk-i Belhî”, Hacca gitmek üzere, Hazırlığını yapıp, çıktı hemen sefere. Bağdat’ta mola verip, eyledi istirâhat. Halîfe haber alıp, çağırttı onu bizzât. Teşrîf eylediğinde, sordu ki: (Her kimsenin, Zâhid diye bildiği Belh’li Şakîk sen misin?) Buyurdu: (Şakîk benim, zâhid değilim fakat.) Hârun Reşîd dedi ki: (Eyle bana nasîhat.) O da “Peki” diyerek, buyurdu: (Ey halîfe! Rabbimiz verdi sana çok ağır bir vazîfe. Hükümdâr olmak ile, mühim bir mevkîdesin. Sen, şu büyük zâtları, rehber edinmelisin. Rabbimiz “Ebû Bekr-i Sıddîk”ın makamını, Sana ihsân etti ki, veresin tam hakkını. O, nasıl “Doğru” ise, sen de öyle olasın. Mazlûmların hakkını, zâlimde komıyasın. Ve “Hazreti Ömer”in verdi ki makamını, Sen de ayırt edesin, “hak” ve “bâtıl” olanı. “Hazreti Osmân”ın da makamını hem sana, Verdi ki, sarılasın “hay┠ile “ihsân”a. “Hazreti Alî”nin de makamını verdi ki, Sen de “ilim sâhibi” olasın onun gibi.) Hârun Reşîd dinleyip, başladı ağlamaya. Dedi: (Doğru söyledin, devam et biraz daha.) Buyurdu ki: (Ey Hârun, vardır ki bir Cehennem, Oraya “bekçi” yaptı Hak teâlâ seni hem. Sana, üç şey verdi ki, mal, kılıç ve kırbaçtır. Bunlarla, insanları “Ateş”ten uzaklaştır. Yanına muhtâç biri gelirse, “Mal” ver ona. Sıkıntısı gitsin de, girsin Allah yoluna. Kim de günâh işlerse islâmdan ayrılarak, Onu da, “Kırbaç” ile yola getir vurarak. Başkasının hakkına tecâvüz edenleri, Meselâ haksız yere adam öldürenleri, Sen çık karşılarına, bu “Kılıc”ı alarak. Mazlûmların hakkını, zâlimden al muhakkak. Böyle yapmazsan eğer, şunu bil ki yakînen, Mahşerde Cehenneme, sen olursun ilk giren.) Hârun Reşîd dinleyip, eyledi ki şöyle arz: (Devam eyle ey Şakîk, alıyorum büyük haz.) Buyurdu ki: (Ey Hârun, sen devlet reîsisin. Sen, bir suyun menbaı ve kaynağı gibisin. Senin vâlîlerin de, bu suyun kollarıdır. Su, menbada nasılsa, kollarda da aynıdır. Veyâhut bir bedende, “Baş” gibidir hükümdâr. Halk ise o bedende sanki bir “Âzâ”dırlar. Bedendeki âzâlar, elbet başa tâbidir. Baş iyi olur ise, âzâlar da iyidir.)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT