BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Bir akşam alacasında vedalaşmışlardı Burçin’le... Tıpkı yıllar önce gezi dönüşünde olduğu gibi. Burçin akrabalarının evinin önündeydi. Cihat da kendi akrabalarına gidecekti ve ertesi günü Eskişehir’den Ankara’ya gidip bölüğüne teslim olacaktı.



“Sana mektup yazabilir miyim?” Hep birbirine benzer bir çizgi olmuştu duygu hayatında. Babalarıyla birlikte eve döndükten sonra Burçin’le daha iyi tanışmışlar ve sonraki günlerde birbirlerine yakınlaşmışlardı. Aslında Burçin hatırasını hatırlamak istemiyordu Cihat, bundan elinden geldiğince kaçıyordu, çünkü Burçin’le ilgili anılar gerçekten acılar veriyordu kendisine. Bu acılara rağmen, daha doğrusu sonradan acılar verecek olmasına rağmen, o günlerde Burçin’le tanışması, Fatma’nın vereceği acıları hafifletmişti. Hayatından gittiği halde aklından çıkmayan, hakkında ıstırap dolu melankolik şiirler yazdığı, kırlara gidip şarkılar söylediği, garip garip hayaller kurduğu Fatma’nın tesirini Burçin hafifletmişti. Burçin bir ilâçtı onun için, yıllar öncesinden sakladığı, zamanı geldiğinde derdine derman olacak bir ilâçtı. Bir-iki hafta içinde Cihat’a yeni açılımlar kazandırmıştı ve o kısa süren renkli günlerden hemen sonra askere gitmişti. Cihat askere giderken Burçin de onu Eskişehir’e kadar geçirmişti. (Hasan Ali ile Mustafa’nın uğurladıkları gündü o gün). Fatma’nın acısını şimdilik yüreğinin bir köşesine itiverdiği gibi, kalbi, günleri, zihni o günlerde Burçin’le doluvermişti. Bir akşam alacasında vedalaşmışlardı Burçin’le... Tıpkı yıllar önce gezi dönüşünde olduğu gibi. Burçin akrabalarının evinin önündeydi. Cihat da kendi akrabalarına gidecekti ve ertesi günü Eskişehir’den Ankara’ya gidip bölüğüne teslim olacaktı. Ama Eskişehir’deki o akşam vedası unutulmazdı. Bir türlü ayrılamıyorlardı... Göz gözeydiler ve Cihat büyük bir duygu yoğunluğu yaşamaktaydı. Bir şeyler söylemelerini bekliyorlardı birbirlerinin. Tabiî söylemesi gereken Cihat’tı. “Seni seviyorum, beni bekler misin?..” demesi gerekiyordu. Burçin’in annesi de bir gece öncesi Cihat’a öğütlemişti, “Sevdiğin kıza sevdiğini ve onu beklediğini söyle” diye. “Ya reddederse?..” diyordu Cihat muzipçe. “Yok, reddetmez reddetmez” diyordu kadın. Her ikisi de Burçin’den bahsediyorlardı ama isim vermeden, “çaktırmadan” konuşuyorlardı. Kadın belki kızına “Cihat sana sevdiğini ve beklemeni söyleyecek” demişti ve kimbilir Cihat’ın Burçin’le gitmesi bunun için düzenlenmişti. Babası, “Biz geçirmeye gelemeyeceğiz, ama Burçin seninle gelecek. Onu Eskişehir’de bırakırsan seviniriz” demişti. Akşam karanlığında Burçin, Cihat’ın birşeyler söylemesini bekliyordu. Fakat söyleyememişti Cihat, cesaret edememişti, hem kafası netleşmemişti o sözleri söyleyebilecek kadar. “Sana mektup yazabilir miyim!..” diyebilmişti sadece. “Tabiî” demişti Burçin. “Yazabilirsin, ben de sana yazarım...” Bir-kaç ay Eskişehir’de kalacağı için, Eskişehir’deki adresi vermişti. Daha o akşam ayrılığından sonra tüm yüreğini kuşatmıştı Burçin. Ertesi günü Eskişehir’den Ankara’ya giderken, Ankara’da gezerken, son defa oradaki arkadaşlarını ziyaret ederken, Mamak Muhabere Okulu’nun nizamiyesinden girerken, akşam vakti ilk defa yattıkları ranzada sağa sola dönerken, sabahın köründe arazi mıntıkası yaparlarken Burçin, hep Burçin, hep Burçin vardı aklında... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT