BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz bırakanlar / Cezayirli Gazi Hasan Paşa / İrfan Özfatura

İz bırakanlar / Cezayirli Gazi Hasan Paşa / İrfan Özfatura

Devrinin Barbaros’u olarak tanınan Kaptan-ı Derya Hasan Paşa son seferine çıkmadan evvel bütün kölelerini azad edip, tüm servetini vakfeder. Zira o, bir zamanlar esir pazarlarında üç kuruşa satılan bir köleciktir ve başladığı yere döner...



Hasan, aslen Kafkasyalı mıdır, İranlı mıdır, yoksa Balkanlardan mıdır kendi de hatırlamaz. O, Gelibolulu Osman isimli bir tüccarın beslemesidir o kadar. Osman Ağanın çocuklarıyla birlikte büyür ancak akranlarından güçlü ve daha gözü karadır. Osman Ağa onun haşarılıklarından çok bizardır ama hanımı bu sevimli haylaza toz kondurmaz, evlâdından ayrı tutmaz. Hasan serpilince Osman Ağa onu azad eder, ticaret gemileriyle sağa sola yollar. Sermaye ise sermaye verir, imkansa imkan açar ama Hasan’ın gönlünde askerlik yatar. Ağasının elini öpüp destur alır ve ve Belgrad Seferine koşar. Seferden dönen Hasan, kara yağız bir delikanlı olmuştur. Ağa’nın hanımı biricik kızını ona verir, Hasan’a ikinci defa analık yapar. Ancak o günlerde levent toplayan gemileri gören Hasan’ın içi içine sığmaz. Bir gemiye yazılıp deryaya çıkar, Ege, Akdeniz derken Mağrip sularına varırlar. Bir gün alacakaranlıkta bir Venedik gemisiyle karşılaşır, rampaya çalışırlar. Tez canlı Hasan direkten sallanan halata yapışıp düşman gemisine atlar. Ancak dalgaların tesiriyle gemiler ayrılır, Venedikliler kaçmaya başlar. Hasan düşman gemisinde bir başına kalınca yatağanını sıyırır ve nöbetçileri tek tek avlar. Diğerlerini kamaralara kilitleyip gemiyi ele geçirir ve dümene geçip arkadaşlarının yanına kırar. Cezayirliler bu hadiseyi unutamazlar. Zaptettiği gemiyi Hasan’a bağışlar dahası ülke yönetiminde söz sahibi olan “dayılar meclisine” üye yaparlar. Deryalar çağırınca... Ancak o, bir şehre bağlı kalamaz. Nice yıl Akdeniz’de fırtına gibi estikten sonra İstanbul’a gelir ve bahriyede “erlik” arzular. Onun nasıl bir deniz kurdu olduğunu bilen paşalar kapıyı açarlar. Cezayirli Hasan, Koyun Adaları mevkiinde çıkan deniz savaşında Rus amiralinin gemisine halat atar. Otuz adamı ile dev gibi kalyonu dağıtır ama bakarlar olacak gibi değil cephaneyi ateşler, suya atlarlar. Onlar zayiatsız kurtulur, Ruslar havaya uçarlar. Erleri, Cezayirli Hasan’ın neden sonra yaralı olduğunu anlarlar. Ruslar bunun altında kalmaz, Türk donanmasını Çeşme’de sıkıştırır ve yakarlar. Lâkin Hasan Bey ve adamları Çanakkale’den kuş uçurtmaz payitahtı korurlar. Ruslar Akdeniz’den çıkıcı değildirler ve kalıcı bir üs için Limni’de karar kılarlar. Cezayirli Hasan yöreden topladığı bin kadar gönüllü ile adaya çıkar. Ölümüne dövüşür ve Rusları söküp atar (1770). İşte bu yararlılıktan sonra adı Gazi’ye çıkar. Sultan III Mustafa, onu önce Kaptan-ı derya sonra Serasker yapar. Gazi Hasan Paşa, I. Abdülhamid’in de güvenini kazanır, geceli gündüzlü çalışıp Çeşme’de yanan donanmanın yenisini kurar. Bu iş için kendi servetini harcar. O yıllarda ülke ayaklanmalarla çalkalanmaktadır. Lâkin o, isyancılara nefes aldırmaz. Sırasıyla Suriye’lileri, Arnavutları, Mısırlıları hizaya sokar. Para bugün için lâzım! 1787’de Ruslar, Avusturyalılarla anlaşır ve Osmanlıyı fena sıkıştırırlar. Devlet eski gücünde değildir, hazine boşalmış, masraflar artmıştır. Cezayirli Hasan malını mülkünü satar ve tam “12 bin kese” altını saraya yollar. Sonra Karadeniz’e çıkar, Yılan Adası önlerinde Ruslar’ı yakalar ve Çeşme faciasının hesabını sorar. Ancak suların sığlığı yüzünden Özi’nin düşmesine mani olamaz. Ruslar Özi halkına görülmemiş işkenceler yapar, kadınları dilim dilim doğrayıp, bebekleri kızartırlar. Acı haber ulaştığında Padişah nüzul (felç) olur ve bu dert ile gözlerini kapar. Hasan Paşa yaşı 80’i geçtiği yıllarda Serdar-ı ekrem olur. O tam bir askerdir ve adamlarının da “asker gibi asker” olmalarını arzular. Bir köle ve kapı kethüdası olan Koca Yusuf Paşayı sadrazamlık mevkiine kadar çıkarır ama Akkirman’ı dövüşmeden terk eden adı büyük paşaları idamdan kaçınmaz. O, parasını daima hayra harcar özellikle kıyı şehirlerine kışlalar, camiler, çeşmeler yapar. Gençleri evlendirir, dulları kollar, yetimlerin başını okşar. Gazi Hasan Paşa, Cezayir çöllerinde bulduğu bir aslan yavrusunu bebek gibi besleyip bakar. Aslan bu, elbette kısa sürede büyüyüp serpilir. Gazi onu defalarca çöle bırakır ama kedi gibi peşinden gelir, paşanın eteğinden ayrılmaz. Sahibiyle birlikte savaşır, düşmana pençe atar. Yabancı sefirler yanında ateş gözlü bir aslan taşıyan dağ gibi paşayı görünce kekelemeye başlar, meramlarını zor anlatırlar. Sadareti boyunca Rus cephesinden ayrılmayan Hasan Paşa, Şumnu’da kendi yaptırdığı Tekke’de gözlerini kapar. Ahmet Cevdet Paşanın tabiriyle o, “zamanın Barbaros Hayrettin Paşasıdır” ve öylesi kolay bulunmaz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT