BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bize düşen bir görev var mı?

Bize düşen bir görev var mı?

Seviyorum bu SESAR adına analiz yapanları.. Bazı satırlarında yüreğimin yağları eriyor.



Seviyorum bu SESAR adına analiz yapanları.. Bazı satırlarında yüreğimin yağları eriyor. Analiz raporlarının başlıkları bile sarsıcı: Türkiye’yi Türksüzleştirme Operasyonu.. Parantez içinde (Bir coğrafyayı milletinden ayırmanın anatomisi) Analiz şöyle başlıyor: “Türkiye,Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” sözü Anadolu coğrafyası üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin Türkiye’deki ağızlarından biri tarafından dile getirilmiştir. Bir de serzenişleri var. Başka ülkelerde kendi vatanı hakkında böyle söz söyleyenleri aydın statüsünde tutup medyalarında yer vermezlermiş. Ama Türkiye’ye biçilen rolün dışa vurumunun kimin ağzından çıktığından çok planın özüne dair inceleme daha yerinde olurmuş. “28 Şubat’la orduyu pasifize edenler, 17 Ağustos’ta toplumla-devlet bağını iyice koparmakla kalmayıp hem ekonomik krizin temellerini attılar hem de Türkiye’nin en kritik toplumsal havzasında yabancı istihbaratın kuluçkalanmasına neden oldular. 2001’deki ekonomik kriz Türkiye’nin milli sermaye altyapısının altına dinamit koymakla kalmadılar, eskiden uzaktan izledikleri sistemin sahibi oldular. Şimdi önümüzde ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün Ortadoğu operasyonunun Anadolu toprakları üzerinde yaşanan ‘Türksüzleştirme’ operasyonunu iyi tahlil etmek gerekiyor. Bu operasyonun üç ana kulvarı bulunmaktadır: a) Üretimde (Sermaye) Yabancılaşma b) Toplumsal Yabancılaşma c) Coğrafi Yabancılaşma” Bu maddelerin her birinin açılımı var. Türk sermayesinin çerçevesi belirlenirken neler yapıldığı da maddeler halinde incelenmiş. Batırılan, el değiştirilen bankalardan, Sabancı suikastından örnek verilmiş: Sabancı Grubu, Özdemir Sabancı’nın öldürülmesi öncesinde Japon sermayesini ciddi şekilde Türkiye’ye getirme yolunda adımlar atmış ve Toyota ile ciddi ortaklıklar kurmuştu. Fakat anlaşılan Avrupa’nın dibine yerleşecek olan Japon sermayesi birilerini kızdırmış olmalı ki, DHKP-C’nin taşeronluğunda gerçekleştirilen bir eylem ile Sabancı tröstüne gerekli mesaj verildi. Bu olay sonrasında Sabancı’lar mesajı aldı ve araba üretiminden çekilerek, Avrupa’lılarla gıda ve perakendecilik alanlarında ciddi yatırımlara girişti. Bugün, Toyota’nın o görkemli açılışını hatırlayan bile kalmadı Türkiye’de. Türk pazarının Japon otomobillerine kaptırılması birkaç kurşun ile engellendi. Sabancı yanlış ata oynamıştı. ..... Toplumu kendi içinde yabancılaştırmanın bir diğer ayağı ise; bu coğrafya üzerindeki en köklü unsurlar üzerinden yapılmaktadır ki bu da İslam’dır. Türkiye’de İslam hem kendi içinde, hem kendi dışında sürekli manipüle edilen bir öge haline gelmiştir ve toplumun önüne sürülen ‘dini liderlerin’ çoğu bu kafa karışıklığını çözümlemekten çok, derinleştirme yolunda işlev görmektedir. Laik/İslamcı ayrımının yanı sıra; önümüzdeki süreçte mezhebsel ve azınlıklarla bağlantılı olarak gayrimüslim cemaatler nezdinde yeni kışkırtmalara gebe bir ortamı da beraberinde getirecektir.” ..... Gerçi ben bu ince tahlilleri çok rahat anlayamasam da rahatım. Bu problemler bizim Milli Güvenlik Kurulu’nda ele alınsa (ki alınmıştır) hemen çözüm bulunur, karşı tedbirleri alınır, alınmıştır da. Alındığını nereden biliyoruz? İşlerin sıkı tutulmasından. Asla taviz vermediğimiz, bin yıl geçse de vermeyeceğimiz konular var. Daha önce sormuştum, bir kere daha tekrarlıyorum: Bu kötü şeyler olursa, Anadolu Türksüzleştirilirse neleri kaybederiz, halimiz nice olur.. Üst seviye analiz yapanlar biraz da bu konulara el atarlarsa kaybedeceklerimizin farkına varır, neye sarılacaksak dört elle sarılırız. Bu arada küresel güçlerin Türkiye’deki ağızları çok sempatik konuşuyor. Bizi bu gafletten uyandıracak milli ağızları da hasretle bekliyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT