BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Jüriler Avrupa’ya Osmanlı’nın hediyesi

Jüriler Avrupa’ya Osmanlı’nın hediyesi

Bugün Avrupa'da yürürlükte olan Medeni kanun ve mahkeme teşkilatlarının Osmanlı hukukunun tesiriyle şekillendiğini söyleyen Doç. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, "İşte filmlerde gördüğümüz jüriler, İngiliz hukukuna Osmanlı hukukunun bir hediyesidir." diyor.



Osmanlı devletinin farklı ırk, din ve mezhepten insanları barındıran bir mozaik olduğu malumdur. Tabii 600 sene ayakta durabilmesi ile ilgili pek çok gerekçe ileri sürülür ama bunların başında hiç şüphesiz benzersiz hukuk sistemi gelir. Osmanlı vatandaşı bir Müslüman şer'iye mahkemesine, Osmanlı vatandaşı bir Rum da kendi ruhani mahkemesine gider, orada Patrik huzurunda davası görülür. Sadece azınlıkların değil, ecnebilerin, yani pasaportla gelmiş yabancıların da davalarını konsolosluklarına götürme imtiyazları vardır. İşte hukukî konularda bu denli hassas davranan Osmanlı Devleti'ndeki uygulamlar Doç. Dr. Ekrem Buğra Ekinci tarafından kitaplaştırıldı. "Tanzimat ve Sonrası Osmanlı Mahkemeleri" isimli eser, aynı zamanda, Tanzimat'ı hazırlayan sebepleri, Batı'nın baskı ve dayatmalarını, adliye ıslahatına neden ihtiyaç duyulduğunu, bunun İslam hukukuna ne derece uyduğunu gözler önüne seriyor. Osmanlı Devleti’nin önemli bir devresine de ışık tutan kitap, Avrupa devletleriyle yapılan çarpıcı mukayeselerle de dikkat çekiyor. Bugün Avrupa'da yürürlükte olan Medeni kanun ve mahkeme teşkilatlarının Osmanlı hukukunun tesiriyle şekillendiğini söyleyen Ekrem Buğra Ekinci ile kitabı üzerine konuştuk. Her insan okuyabilir Osmanlı Devleti'nde sosyal hayat ele alındığında hemen karşımıza hukuk sistemi çıkıyor. O dönemler bu iki konu bu denli iç içe miydi? EKİNCİ - Evet bir cemiyeti, bir devleti tanımanın en önemli yollarından birisi, hukuk sistemi ve mahkemeleri hakkında bilgi sahibi olmaktır. Ne yazık ki, Osmanlı devlet ve cemiyetini tanımak isteyenler, böyle bir imkândan mahrumlar. Yani Osmanlıların ne hukuk sistemleri, ne de mahkemeleri hakkında yeterince inceleme yapılmış değil, kitaplar yazılmış değil. Ben istedim ki, Osmanlı mahkeme teşkilatı hakkında karınca kaderince bir müracaat kaynağı ortaya koyayım. Tabii, hukuk ve mahkeme gibi kelimeler bir ciddilik, hatta bir sıkıcılığı ihtiva ediyorlar. Ben bu kitabı kaleme alırken, ilmî objektiflikten taviz vermeden, her seviyede insanın, rahatça okuyabileceği ve bir şeyler öğrenebileceği bir üslup kullanmaya dikkat ettim. Adalet budur! Kitaptan öğrendiğimize göre, Osmanlı Devleti'nde tek bir mahkeme türü yok. Bunun sebebi nedir? EKİNCİ - Osmanlı Devleti içinde çok sayıda halkı barındıran bir imparatorluk. Bütün bu halkların adlî ve hukukî otonomileri var. Bir başka tabirle Osmanlı vatandaşı bir Müslüman şer'iye mahkemesine gider; kadı huzurunda davası görülür. Osmanlı vatandaşı bir Rum da kendi ruhani mahkemesine gider, orada Patrik huzurunda davası görülür. Buna şimdi çok hukukluluk deniyor. Şimdi bir tek Kanada'nın Ontario eyaletinde yeni yeni bu sisteme geçildiğini gazetelerden öğrendik. Osmanlı Devleti'nde herkesin kendi mahkemesi, mektebi, mahallesi vardır. Kimse kimseye karışmadan, müdahale etmeden, baskı yapmadan yaşamak mecburiyetindedir. Osmanlılarda azınlıklar, Batı devletlerindeki azınlıklara benzemez. Bunlar Osmanlı vatandaşı oldukları için, hukukun kendilerine tanıdığı her türlü haktan yararlanır. Tarih boyunca Batı ülkelerinde maalesef azınlıklar ikinci sınıf, sömürge halkı gibi muamele görmüştür. Osmanlılarda sadece azınlıkların değil, ecnebilerin, yani pasaportla gelmiş yabancıların da davalarını konsolosluklarına götürme imtiyazları vardır. Teoriyi boşverin, tatbikat önemli derseniz: Bakın, Osmanlı hukuku üzerine ciddi olarak çalışanların ekserisi Musevi asıllı ilim adamlarıdır. Bunlardan Uriel Heyd var. 18. asırda Bursa mahkemesi ile Pensilvanya mahkemesinin verdiği kararları karşılaştırmış. Kadınların, azınlıkların (zencilerin) ve idarecilere karış sivil halkın açtıkları davalarda çoğunlukla hangi tarafın kazandığını istatistiki bir liste haline getirmiş. Bursa mahkemesinde davayı kazanan taraf çoğunlukla kadınlar, azınlıklar ve sivil halk. Pensilvanya'da tam tersi, çoğunlukla erkekler, beyazlar ve idareciler bu davaları kazanmışlar. Niye Pensilvanya seçilmiş? Çünkü burasının insan haklarıyla ilgili bir geçmişi var... Tanzimat dönemi de anlatılıyor Kitapta sadece mahkemelerden bahsedilmiyor. Tanzimat devri hakkında da bir hayli malumat var... EKİNCİ - Tabii, Tanzimat devri Osmanlı devletinde müesseselerin epey farklılaştığı bir devirdir. Mahkemelerin bu devirde nasıl bir forma girdiğini göstermek için, Tanzimat devri üzerinde durmak gerekiyordu. Bu kitabı okuyan, Tanzimat ricalini iyi tanır ve Tanzimat reformlarının mahiyetini iyi anlar. İttihad ve Terakki fırkasının Osmanlı hukukuyla alakalı teşebbüslerini öğrenir. Nedense bunlar pek fazla bilinmiyor. İşte bu teşebbüsler ilim adamlarını politize etmiştir. Türk siyasi tarihi bakımından da mühim neticeleri olmuştur. Tanzimat devrindeki ıslahata reaksiyon olmamış mıdır? EKİNCİ - Olmaz mı? Çok kimseye garip gelecek ama, hukuku ve mahkemeleri reforme etmeye çalışanlar, en başta Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Genç Osmanlılardan kıyasıya tepki almıştır. Reşid Paşa, Ali Paşa, Said Paşa, son devirde İttihadcılar, çok tenkid edilmiştir. Şurası şükre şayandır ki, Tanzimat ıslahatının arkasında hep Cevdet Paşa olmuştur. Kendisi de bir İslam alimi ve hukukçu olan Cevdet paşa, hem statükocuları, hem de mutaassıp batıcıları bertaraf ederek, millî bünyemize uygun bir ıslahat gerçekleştirmeye gayret etmiştir. İşte meşhur Osmanlı medeni kanunu, Mecelle onun eseridir. Ali Paşa'ya kalsa, Fransız medeni kanununu aynen almaya tarafdardı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT