BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yarın yaparım diyenler...

Yarın yaparım diyenler...

Hayırlı işleri sonraya, yarına bırakmak, kötü huylardandır. İbadetleri vaktinde yapmamak, haramlardan sakınmamak ve kendisine lâzım olan ilimleri öğrenmeyi geciktirmek, kötü huylardan sayılmaktadır.



Hayırlı işleri sonraya, yarına bırakmak, kötü huylardandır. İbadetleri vaktinde yapmamak, haramlardan sakınmamak ve kendisine lâzım olan ilimleri öğrenmeyi geciktirmek, kötü huylardan sayılmaktadır. Peygamber efendimiz: (Ölmeden önce tövbe ediniz. Hayırlı işleri yapmaya mâni çıkmadan önce acele ediniz. Allahü teâlâyı çok hâtırlayınız. Zekât ve sadaka vermekte acele ediniz. Böylece Rabbinizin rızıklarına ve yardımına kavuşunuz!) buyurmaktadır. Zekatını vaktinde vermeyen kimse, fakir olunca, çok pişman olur. Namazlarını vaktinde kılmayan, orucunu tutmayan, farzları yapmayan, haramlardan sakınmayan kimse de, çok pişman olacaktır. Bu borçlardan kurtulmadan vefat ederse, ahirette çok ah eder. Fakat bu ah etmenin bir faydası olmaz. Çünkü onun feryadını kimse işitmez ve dinlemez. Nitekim Resûlullah efendimiz: (Yarın yaparım diyen helâk oldu, ziyân etti) buyurmuştur. Pişman olmamak için... Abdülehad Serhendî hazretleri, bir talebesine hitaben; “İyi amelleri sonraya bırakanlar helâk oldular. Yarın yaparım diyenler, ya yarına kavuşamazsa... Yarına kavuşup da, bu imkânı, sıhhati, kuvvet ve rahatlığı bulamaz... O zaman çok pişmân olurlar” buyurmuştur. Amasya’da yetişen velîlerden Ali Hâfız Efendi de talebelerine sık sık; “Ölümden korkuyor ve hazırlığımız yok diyorsak ne duruyoruz? Ne yapacaksak bir ân önce yapalım. Yarın, vakit, fırsat elverir mi, bunu bilmiyoruz. Giden günler ömürden gidiyor. Sonra bu sermâye âniden tükenir de haberimiz bile olmaz!” diye nasihat ederdi. İmâm ı Rabbânî hazretleri de, bir yakınına hitaben; “Bugün, her istediğini kolayca yapabilecek bir hâldesin. Gençliğin, sıhhatin, gücün, kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada bulunduğu bir zamandasın. Saâdet-i ebediyyeye kavuşturacak sebeplere yapışmağı, yarar işleri yapmağı, niçin yarına bırakıyorsun?” buyurmuştur. “Geliniz, sizinle sözleşelim!” Câfer-i Sâdık hazretleri, Peygamber efendimizin torunlarındandır. Çok alçak gönüllü olup kimseyi incitmezdi. Her mümini kendisinden daha kıymetli bilirdi. Bir gün hizmetçilerini çağırıp onlara: “Geliniz, sizinle sözleşelim. Kıyâmet günü içinizden hanginiz kurtulursa, onun diğerlerine şefâatçı olması için birbirimize söz verelim” buyurdu. Onlar da; “Ey Allahü teâlânın Resûlünün evlâdı! Sizin bizim şefâatimize ihtiyâcınız yoktur. Dedeniz Muhammed aleyhisselâm, bütün insanların ve cinlerin şefâatçısıdır” dediler. Bunun üzerine Câfer-i Sâdık hazretleri; “Ben bu amellerimle, işlerimle yarın kıyâmet gününde ceddimin yüzüne bakmaya utanırım” buyurmuştur. Daygam bin Mâlik hazretlerinin yakınlarından biri, başlarından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır: “Biz, Daygam bin Mâlik hazretleri ile beraber gemi ile yolculuk yapıyorduk. Gece olunca O, sabaha kadar ağladı, inledi. Sabah olunca biz; “Ey Mâlik! Gecen çok uzun sürdü” dedik. Yine ağladı. Sonra; “İnsanlar yarın başlarına gelecek şeyleri bilseler, hayattan ebedî olarak lezzet almazlardı. Vallahi şu gecenin şiddetli karanlık ve korkusu, bana âhireti ve oradaki işin zorluğunu hatırlattı. O gün bütün işler insanı üzer dedikten sonra, Lokman sûresinin 33. âyet i kerîmesini okudu. Bu âyet i kerîmede meâlen; (Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası için bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünyâ hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın) buyurulmakta idi.” Gün bugündür... Ebü’l Hasan-ı Şâzilî hazretleri, başlarından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır: “Bir arkadaşımla bir mağarada bulunuyorduk. Allahü teâlânın muhabbetiyle yanmayı ve O’na kavuşmağı istiyorduk. Yarın kalbimiz açılır, velîlik makamlarına kavuşuruz derdik, yarın olunca da, yine yarın açılır derdik. Yarınlar gelip geçiyor ve bir türlü bitmiyordu. Bir gün birden heybetli bir zât yanımıza girdi. Ona; “Kimsin?” dedik. Abdülmelik’im, yâni Melik olan Rabbimizin kuluyum dedi. Velîlerden olduğunu anladık. “Nasılsınız?” dedik. “Yarın olmazsa, öbür yarın kalbim açılır diyenin hâli nasıl olur? Allahü teâlâya, sırf Allah için ibâdet etmedikçe, vilâyet ve kurtuluş yoktur” dedi. Bu söz üzerine gafletten uyandık. Tövbe ve istigfâr ettik. Bunun üzerine kalblerimiz Allahü teâlânın muhabbetiyle doldu.” Ebû Saîd-i Ebü’l Hayr hazretleri buyurdu ki: “Vakit, iki nefes arasındadır. Biri geçti biri henüz gelmedi. O halde dün gitti, yarın nerede. Gün bugündür. Vakit keskin bir kılıçtır.” İmâm-ı Gazâlî hazretleri de; “Bugün, ecelin geldiğini, daha bir gün müsâade etmeleri için, yalvardığını, sızladığını ve sana, bir gün bağışladıklarını ve şimdi, o günde bulunduğunu farzet ve yarın ölecekmiş gibi, dilini, gözlerini ve yedi azânı haramdan koru!” buyurmuştur. Netice olarak, Bişr-i Hâfî hazretlerinin buyurduğu gibi; “Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın doğmadı. Öyle ise şu anı değerlendirmek için amele sarıl.” Gel, düşünme kara kara! Yarın, girince mezara, Cevap için hazır mısın?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT