BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçme suyuna AB makyajı (Yeşil Dünya - Fatih Selek)

İçme suyuna AB makyajı (Yeşil Dünya - Fatih Selek)

Hazırlanan yeni yönetmelikle su kaynakları koruma altına alındı. Buna göre içme sularına atıklar deşarj edilemeyecek. Motorlu su aracı giremeyecek.



Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin çevre konusunun Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülkelerin mevzuatlarına uydurulması için yeni düzenlemeler getiriyor. Düzenlemelerin en önemlilerinden biri olan “Su Kirliliği Yönetmeliği” geçtiğimiz günlerde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelik içme ve kullanma suyundan, katı atıklara, deniz ve kıyı sularından moloz atıklara kadar önemli düzenlemeleri beraberinde getiriyor. İşte hayatımızdaki yeni değişiklikler: * İçme ve kullanma suyu rezervuarına atık su deşarj edilemeyecek. Su kaynağını besleyen akar ve kuru derelere, su kalitesini değiştirecek şekilde atık su deşarjı yapılmayacak. Her türlü katı atık ve artıklar su kaynaklarına dökülmeyecek. * Akaryakıt ile çalışan kayık, motor ve benzeri araçların kullanılmasına izin verilmeyecek. Yelkenli, kürekli veya akümülatör ile çalışan vasıtalar ve sallar kullanılabilecek. Her yerde piknik yok * Göllerde akaryakıt ile çalışan su araçlarının kullanılmasına, su alma yapısına 300 metreden daha yakın olmamak şartıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce izin verilebilecek. * Yüzme, balık tutma, avlanma, piknik yapmaya, su alma noktasına 300 metreden daha yakın olan yerlerde izin verilmeyecek. * İçme ve kullanma suyu temin edilen rezervuarlarda ihale yoluyla balık avı yapılması, su ürünleri çıkarılması ve yetiştiriciliğinin yapılması yasak olacak. * Derelerden kum ve çakıl çıkarılması amacıyla kum ocağı açılmasına izin verilmeyecek. * İçme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 100 metre genişlikteki şerit, ‘’mutlak koruma alanı’’ olacak ve kamulaştırılacak. Buralara hiçbir yapı yapılamayacak. Kaynaklarda balık yasak * Gölden faydalanma, piknik, yüzme, balık tutma ve avlanma ihtiyaçları için cepler yapılacak. Bu cepler su alma yapısına 300 metreden daha yakın olamayacak. * İçme ve kullanma suyu rezervuarlarının mutlak koruma alanı sınırından itibaren 900 metre genişliğindeki şerit “kısa mesafeli koruma alanı” olacak. Bu alan içinde, turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine, katı atık ve artıkların depolanmasına ve atılmasına izin verilmeyecek. Kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren 1 kilometre genişliğindeki şerit “orta mesafeli koruma alanı” olacak. Atıklar boşaltılmayacak * Göl ve göletlere, arıtılmamış evsel ve endüstriyel nitelikli atıksular verilemeyecek. * Türkiye’nin hükümranlık bölgesine giren denizlere; gemi ve diğer deniz araçlarından kaynaklanan petrol ve petrol türevli katı ve sıvı atıkları boşaltılamayacak. Kıyı sularının kirlenmesinin önlenmesi için sahillerin kum bandı üzerinde veya burayı etkileyecek yakınlıkta inşa edilen fosseptikler sızdırmasız olacak. * Hafriyat artıkları, moloz, arıtma ve proses artığı çamurlar ve benzeri atıklar bertaraf amacıyla deniz ve kıyı sularına boşaltılamayacak. Su ürünleri ekimi ve balık, sünger ve diğer su ürünleri kalıntılarının geri boşaltımı ve buna benzer işlemler liman, koy ve körfezlerde Çevre ve Orman Bakanlığı’nın uygun görüşü alınmadan yapılamayacak. EKOLOJİ Üçte ikisi arıtılmıyor Araştırmalara göre Türkiye’deki il belediyelerinde içme suyu temininde kullanılan yeraltı su kaynaklarının yüzde 70’i yerleşim birimleri içinde ve kirlenme riskiyle karşı karşıya... İllerin yüzde 38’i içme suyu şebekesini bitirmiş, yüzde 62’si ise belirli oranlarda tamamlamış durumda. Türkiye’deki il belediyelerinde içme suyu temininde yüzde 65 oranında yeraltı suyu kaynakları kullanılıyor. İl belediyelerinin yüzde 15’i içme suyu ihtiyacının tamamını yüzey suyundan karşılıyor. Yüzde 20’si ise hem yeraltı suyu hem de yüzey suyundan yararlanıyor. Bu arada Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) rakamlarına 3 bin 215 belediyeden 3 bin 140 belediyede içme ve kullanma suyu şebekesi bulunuyor. İçme ve kullanma suyu şebekesi ile hizmet verilen belediyeler tarafından, 2002 yılı itibariyle 5 milyar metreküp su, şebeke ile dağıtılmak üzere çekildi. Çekilen suyun yüzde 39.3’ü barajlardan, yüzde 29’u kuyulardan, yüzde 26.3’ü kaynaklardan, yüzde 2.6’sı akarsulardan, yüzde 1.8’i göllerden ve yüzde 1’i göletlerden sağlandı. Suyun 1.71 milyar metreküpü içme suyu arıtma tesislerinde arıtıldı. Hayatımızı yine “ihmal” ettik 2004’ü geride bırakıp yeni bir yıla “merhaba” dedik. Gazetelerde, televizyonlarda yılın en çok konuşulan sanatçısı, siyasetçisi, futbolcusu ile siyasi, ekonomik ve sosyal olaylar ele alındı... Ancak dikkatlerden kaçan birşey vardı. 2004’te ne kadar orman kül oldu. Nasıl ve ne kadarlık bir yaşama alanımızı yok ettik bunun üzerinde hiç durulmadı. Çevre ve Orman Bakanlığı’nca yapılan araştırmaya göre, yeşil alanlar, 2004’te de ihmaller sonucu yandı. İstatistiklere göre, geçtiğimiz yıl 4358 hektar orman alanı yok oldu. Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Koruma ve Yangınla Mücadele Dairesi Başkanlığı verilerine göre 2001 yılında 7139, 2002’de 7987, 2003’de 5467 hektar orman alanı kül olurken, 2004 yılında çıkan 1590 yangında, 4358 hektar orman alanı yandı. Yılda 23 bin hektar kül oluyor Yangınla Mücadele Dairesi verileri, yangınların çıkış sebeplerini ise şöyle belirledi: En çok yangın, söndürülmeden atılan sigaralar sonucu çıktı. Sigara izmaritleri ile Türkiye genelinde 159 yangın çıkarken 540 hektar orman yandı. Bunu 126 yangınla çoban ateşi, 69 yangınla anız ateşleri ve 48 yangınla piknik ateşleri izledi. Kasıt sonucu yapılan kundaklamalar 43 kez yangına sebep olurken bu yangınlarda da 79 hektar alan kül oldu. Ayrıca kaza sonucu çıkan yangınlarda en büyük faktör elektrik olarak göze çarpıyor. Elektrik arızası sebebiyle Türkiye genelinde bu sebeple 60 yangın çıktı ve 67 hektar orman alanı yandı. Araştırmalara göre, yangına birinci derece hassas ormanlık alanımız 7.2 milyon hektar, ikinci derecede hassas alanımız ise 4.8 milyon hektar. Buna göre ormanlarımızın % 58’i yangına hassas durumda. 1937 yılından bu yana 2004 yılı sonu itibariyle kaydı tutulan toplam yangın sayısı 76.083 adet. Yıl başına düşen genel ortalama sayı 1135. En çok yangın 1945’te çıktı Başlangıçta 600 gibi düşük sayılarda görülen orman yangınları 1945 ve 1946 yıllarında 1169 ve 1023 adetlik seviyelere tırmandı. Daha sonraki yıllarda inişli çıkışlı seyir gösteren yangınlar 1984 yılına kadar yılda 1000 adetin altında kaldı. Ancak bu yıldan itibaren belirgin bir şekilde artış gösterdi. Bu dönemde yanan orman alanı ise toplam 1.560.508 hektar oldu. (Yılda ortalama 23.226 hektar). Kayıtlara göre en çok ormanın yandığı yıllar; 165.000 hektar ile 1945, 125.000 hektar ile 1946 ve 62.000 hektar ile 1952 yılları. 10 yıllık verilere göre yangınların % 45’i ihmal, dikkatsizlik ve kaza, %13’ü kasıt, %5’i doğal sebeplerden dolayı çıktı, %37’sinin sebebi ise belirlenemedi. TARİHTEN BİR YAPRAK “Ağaç çınardır; Çınar ise devlet...” Eşsiz güzelliği ve termal turizmi ile dikkatleri çekiyor şirin ilimiz Yalova... Geçtiğimiz on yıla kadar İstanbul’un bir ilçesi olan Yalova, Muğla (67.2) ve Karabük’ten (65.2) sonra, yüzölçümüne göre ormanlık alan büyüklüğü bakımından üçüncü sırada yer alıyor. Daha çok yol üzerinde kalması ve kaplıcaları ile tanınan Yalova’nın Valisi Yusuf Erbay ve Belediye Başkanı Barbaros Binicioğlu bir tanıtım kampanyasına hazırlanıyor şu günlerde. Vali ve Başkan, Atatürk’ün dinlenmek için sık sık gittiği Yalova’da yaptığı bazı uygulamaları şehrin tanıtımında kullanacak. Atatürk’ün ilçeye bizzat talimat vererek özel olarak getirttiği çınar ağaçları, ektirdiği o günkü adıyla “Çınarlı Hıyaban” yeniden düzenlendi. İl tanıtımında önemli bir rol üstlenmeye hazırlanan diğer bir mekan ise çevreciliğin simgesi olan Atatürk’ün Yürüyen Köşk’ü de elden geçiriliyor. Bu arada Yürüyen Köşk’ün çok ilginç bir hikayesi var... Mustafa Kemal Atatürk, nitelikli fidan, fide, damızlık ihtiyaçlarının karşılanması için kişisel mülkü olan Yalova’nın doğusundaki ‘Millet Çiftliği’ni bu amaca uygun olarak düzenletir. Çiftlik içinde, deniz kıyısında, 1929 yılında bir çınarın altına iki katlı mütevazı bir köşk yaptırır. Ancak çınarın dalları, uzadıkça köşkü sarar. Bunun üzerine dallarının kesilmesine karar verilir. 1936 yılında köşke gelen ve çınarın dalının kesileceğini öğrenen Atatürk duruma hemen el koyar. Ağacın bir dalının bile kesilmesini istemeyen Atatürk, köşkün ağaçtan uzaklaştırılmasını ister. ‘O günün şartlarında bunu yapmak nasıl mümkündür’ herkes onu düşünür. Sonunda görev İstanbul Belediyesi Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi’ne verilir. Sorumlu baş mühendis Ali Nuri Alnar binanın temellerini açtırır. Temellerin altına zor ve çok yavaş da olsa raylar döşenir. Bina rayların üzerinde doğuya doğru 4 m kaydırılır. 11 Ağustos 1936 günü yapılan bu işlem sırasında Mustafa Kemal’in yanında kız kardeşi Makbule Hanım, Affet İnan Hanım, Yunus Nadi gibi isimler bulunur. Atatürk o gün, şahsına ait bütün taşınamaz mallar gibi bu Köşkü de Türk Milletine hediye eder. Gazi Mustafa Kemal bu işlemin tamamlanıp çınar ağacının dallarını kesilmekten kurtardıktan sonra kendisine bunun sebebini soranlara şu cevabı verir: “Ağaç çınardır. Çınar ise DEVLET.” Atatürk’ün bir dalının bile kesilmesini istemediği ulu çınar ve yanındaki köşk, ağaç sevgisi ve çevre bilincinin de bir anıtı olarak ziyaretçilerine kapılarını aralıyor. Diğer tüm köşkler gibi müze olarak korunan köşk, 12 Eylül darbesiyle birlikte ziyarete kapatılır. Yıllarca kendi haline terk edilen köşk, geçtiğimiz aylarda açıldı ve şimdi ziyaretçilerini bekliyor... HAYATIN İÇİNDEN Yeşillik olsun Günümüz insanı bir tuhaf... Doğal kaynaklarını hızla tüketen insanoğlu, konforu için neler yapmıyor ki? Daha fazla kâğıt harcıyor, mobilyalarını sık sık değiştiriyor. Böylece hem israf ekonomisine katkı sağlıyor, hem de daha fazla ağacın kesilmesine sebep oluyor... Bu arada yeşillik sevdasından da vazgeçmiyor... Yaptığı suni güzellikler içerisine, ofisine, evine doğa ve tabiat adına bir yeşillik konduruveriyor. Tıpkı büyük alışveriş merkezlerinde gördüğümüz ağaçlar gibi... Yalnız bu güzelliklerin bir farklı var: Çiğere değil, sadece göze hitap ediyorlar. Tasarımcıların yaptığı bu koltuk aslında gerçek bir sanat eseri... Tabii bitkilerin kalın bir camın içine koyulmasıyla geliştirilen bu koltuk, oturana çok büyük bir keyif veriyor. Koltuk, aynı zamanda evi ferahlandırarak geniş bir vizyon sağlıyor. Hayat şartlarından dolayı pikniğe gidemiyorsunuz. Ancak teknolojinin son ürünleri sizi hem tabiatla baş başa bırakıyor, hem de piknik ortamını evinize getiriyor. Metal karışımlı bu devasa muz yaprağına oturuyor, yeşillikle donatılmış bardaklarınızdan aldığınız içeceklerle kendinizi doğanın kucağında hissediyorsunuz. Ormancılık konusunda öğrenmek istediğiniz her şey için irtibat adresi: www.ogm-istanbulobm.gov.tr e-mail: basin@istanbulorman.gov.tr
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT