BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seyyar kütüphane Çandarlı Kara Halil

Seyyar kütüphane Çandarlı Kara Halil

“Ben sadece dinimizin emirlerini öğrenmek istiyorum. Kendime kul değil, başıma emir arıyorum. Devlet sultansız, sultan ûlemasız olmuyor.”



Orhan Gazi ilme çok ehemmiyet verir, ilk işi İznik’te bir Medrese (Orhaniye Medresesi) açtırmak olur, bu nurlu ocağa müderris olarak Tâcüddin Kürdî ve Kara Hoca’yı (Alâüddîn Esved Ali bin Ömer ) atar, başlarına Davut-i Kayseri gibi bir zirveyi koyar. Dâvûd-i Kayserî adı üzerine Kayserilidir, Anadolu alimlerinden Sirâceddîn Urmevî’den Arapça, fıkh, mantık, kelâm okuduktan sonra Kâhire’ye koşar ve yıllarca tefsir üzerinde çalışıp derinleşmeye bakar. Fen ilimlerinde de mahirdir, astronomi ve tıp üzerine ele geçmez bilgiler toplar. Derken Sadreddîn-i Konevî ve Kemâlüddîn Kâşânî gibi büyüklerden feyz alır, kalbine haller sırlar sızar. Dâvûd-i Kayserî, tabiatta olup biten hadiseleri “enerji değişimiyle” açıklayan teorinin babasıdır. Enerjitizmin kurucusu olarak tanıtılan Alman kimyâcı Wilhem Ostwald’dan yaklaşık altı asır önce âlemi, “görünür ve görünmez, maddî ve rûhî, varlıkların toplamı” olarak târif eder. Tabiatın, kendi özünde enerjiden başka bir şey olmadığını söyler, daha o yıllarda cevherlere (atomlara) dikkat çeker. Cevherlerin farklarını zerrelerin (elektronların) sayı ve dizilişiyle açıklar. İlk kadıasker. Bir gün medresede namaza hazırlanmaktadırlar. Birden kapı açılır Orhan Gazi “geç kalmadım ya” deyip, şadırvana koşar. Sultan, namazı müteakiben Alâüddîn Esved Ali hazretlerinin elini öper ve “Aman hocam” der, “talebelerinizden birini tayin etseniz de seferde ve hazerde bize rehber olsa”. Bu çok ağır bir vazifedir, kaldı ki onlara o güne kadar devlet adamlarına mesafeli durmalarını fısıldarlar. Hoca dediğin fetva verirken Allahın emrini bildirmelidir, sultanın isteğini değil. Alâüddîn Esved Hazretleri kısık gözleriyle talebelerini tararken muhatapları saklanacak delik ararlar. Çandarlı Halil Hayrüddin medresenin önde gelen talebelerinden biridir, haliyle o daha fazla panik yapar. Ama gözlerini ne kadar saklarsa da hocasından kaçıramaz. Mübarek, “Sen!” der, “Sultanımızı bekletme, derhal hazırlan.” İtiraz ne mümkündür, hem kimin haddine! Sanki Çandarlı’nın elini kolunu bağlar, tepesinden aşağı kaynar sular akıtırlar. Genç molla bir anda kendini at üstünde bulur... Buluş o buluş, gayri sahrayı mekan tutar. Orhan Gazi ilk mola yerinde elini Çandarlı’nın omzuna koyar: “Korkma” der, “ben sadece dinimizin emrlerini öğrenmek istiyorum. Kendime köle değil, başıma emir arıyorum. Devlet sultansız, sultan ûlemasız olmuyor. Bilirim çekinirsin ama memurlar mâzurdurlar!” Çandarlı Halil Hayreddin Sadece Orhan Gazi’ye değil sultan Murad’a da hizmet eder bir ara Bilecik, İznik ve Bursa’da kadılık yapar. Bu aileden nice vezirler, devlet adamları çıkar. Lala dediğin... Çandarlı, iyi bir alim olmanın yanında fevkalade komutandır, o ve adamları Kareferya, Serez ve Selanik’i alır, Manastır ve Tesalya’nın ardından Arnavutluk’a uzanırlar. Sadece orduyu değil, maliyeyi de düzene sokar. Kalıcı olmanın yolunun bayındırlıktan geçtiğine inanır, bütün servetini hayra harcar. Ki Serez, İznik ve Gelibolu’da bir çok cami ve medrese açar. Hele İznik Yeşil Cami Osmanlı mimarisine üslup getirir, çizgisiyle çağını aşar. Mübarek, böylesi yoğun bir mesaiye rağmen, kitaplar şerheder, eserler neşreder. Sadece talebeleriyle sınırlı kalmaz, fakir fukaranın yükünü de omuzlar. Yolda ağlayan bir çocuk, cenkte tökezleyen bir at görse, hesabından korkar, “n’olacak benim halim” der kendini paralar. Bu arada hanımı (hocası Taceddin Kürdi’nin kızıdır) kadınlar arasında çalışır, oğulları da (Ali, İlyâs ve İbrâhim) unutulmaz hizmetler yaparlar. Nice namlı komutanlar, kazaskerler unutulur gider, ama Çandarlı Halil Hayreddin gönüllerde yer eder. Nurlu kabri aradan geçen 7 asıra rağmen ziyaretçilerle dolar, sevenleri onu fatihasız bırakmazlar. Yeni - çeriler Osmanlı Ordusu başlangıçta ele avuca sığmaz, atlı birliklerden ibarettir. Bunlar Bilecik Havalisindeki Tekfurlara yeter de artar. Ancak Rumeli’ye geçen ve Avrupa’nın nasırına basan bir Osmanlı’nın artık düzenli ordular kurması gerekir ki piyadeye ihtiyaç çok artar. Yoksa yer götürmez haçlı sürüleri ile başetmek mümkün olmaz. Türkler yayan yapıldak bir askerliği hoş karşılamazlar. Birlikte büyüdükleri ve sayısız hatıraları olan atlarından kopamaz, nal sesi duymadıkça boğuşamazlar. Düşman saflarına ipek yeleli küheylanlarla dalmak varken, kargıların ardına sinmeyi ürkeklik sanırlar. Bu yılların meselesidir, çok tartışılır ama aşılamaz. Nitekim Çandarlı Halil Hayreddin ortaya enteresan bir fikir atar. “Neden” der, “esirlerden bir ordu düşünmüyoruz?” Mübarek “Olur mu canım” diyenlere göstermek için bir grub Hıristiyan çocuğunu alır, edep erkan öğrensin diye Türk ailelerinin yanına yollar. Onlara önce imanı ve İslâm’ı, bilahare şehadeti ve cihadı anlatırlar. Büyük alim Hacı Bektaş-ı Veli’nin feyzi ve bereketiyle zıpkın gibi bir birlik kurarlar. İşte saray kapısında ak börk giyen bu çerileri “Yeniçeri” diye anarlar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT