BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ben ne cevap vereyim?

Ben ne cevap vereyim?

Beş altı yıldır seminer, konferans, sohbet ve benzeri vesilelerle çok çeşitli şirketlerle temasım oluyor. Bugün bu konudaki izlenimlerimi açık yüreklilikle sizlerle paylaşacağım.



Beş altı yıldır seminer, konferans, sohbet ve benzeri vesilelerle çok çeşitli şirketlerle temasım oluyor. Bugün bu konudaki izlenimlerimi açık yüreklilikle sizlerle paylaşacağım. Bunu iş dünyamıza faydalı olmak niyetiyle de yapacağım. Çünkü röntgeni ya da tomografisi çekilmeyen bir bedenle ilgili teşhiste bulunmak mümkün değildir. Şirketlerimizin yönetim kültürünün temelleri yüz elli yıldır bazen aşırılığa kaçan tarzda sürdürülen “batılılaşma” gayretleri sebebiyle Anadolu kültüründen Amerikan kültürüne doğru kaymış bulunuyor. Avrupalıların asırlar boyu hayranlıkla izleyip, ballandıra ballandıra anlattıkları Türklük ve İslamiyetin çok zarif bir kombinasyonu olan “Ahilik” ve bunun temelini teşkil eden “Fütüvvet” kültürü, özellikle Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının sosyal ve ekonomik hayatına şekil ve ruh vermiş o toplumları (Avrupalı Orta Çağın gerçek karanlıklarında boğulurken) pırıltılı ve muhteşem bir medeniyete kavuşturmuştur. Son iki yüz yıldır Osmanlı İmparatorluğu’nun iş hayatında, diğer alanlarda olduğu gibi bir gerileme yaşanmıştır. Bunun sebeplerinin daha ziyade dış boyutlu olduğuna inananlardanım. Sanayi Devrimi denilen, temelinde tamamen “materyalist” ve “Newtonist” anlayış tarzının yer aldığı gelişmeleri de bünyesine uygun şekilde adapte edemiyen Türkler iş ve yönetim hayatında da tabir caizse “iki arada bir derede” kalmışlardır. Bu hengame içinde Cumhuriyet kurulmuş, İzmir’de yapılan Birinci İktisat Kongresi’nde özel sektörü “kalkınmanın motoru” kabul eden olumlu başlangıç birkaç yıl sonra yerini kuzey komşumuzdan esinlenen İsmet İnönü damgalı devletçi politikalara bırakmıştır. İşte bu arada kurulan Kamu İktisadi Teşekküllerinin kârdan ziyade sosyal faydayı(!) esas alan yönetim anlayışı, Türk iş dünyasının yarım asra yakın etkilendiği bir akım olmuştur. Türk Amerikan ilişkilerinin gelişmeye başladığı 50’li yıllardan sonra da KİT’lerin yönetimine Amerika’da ihtisas yapmış yöneticiler gelmeye, dolayısıyla yönetimde Amerikan kültürü hakim olmaya başlamıştır. Zamanla gelişmeye başlayan özel sektör şirketleri bu yöneticileri transfer ederek şirket yönetim kültürlerini oluşturmaya başlamışlardır. İşte 1980’lere hatta 1990’lara kadar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de egemen olan “planla, uygula, kontrol et” mantığına dayanan çalışanları işin içine katmakta istekli dolayısıyla başarılı olamayan bu yönetim tarzı halen birçok şirketimizin yönetiminde hakim olduğu için, yukarıda bahsettiğim eğitim faaliyetlerine de şirket yöneticileri pek fazla ilgi göstermemekte, malum paradigmaları gereği eğitim çalışmalarını da “planlamakta, uygulamakta ve kontrol etmektedirler.” Ama o seminerlerim esnasında ve sonrasında katılanlar “Bu anlattıklarımıza bizim kadar yöneticilerimizin de ihtiyacı var, onlara da anlatacak mısınız bunları?” sorusunu sorup durmaktalar. Bendeniz ne cevap vermeliyim bu insanlara?!.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT