BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şımarıklığı son safhadaydı!..

Şımarıklığı son safhadaydı!..

Her gece bir davet, her gece toplantı, sabahlara kadar süren kumar partileri ile dağınık bir hayatın içindeydiler. Dilek bu başıboşluk içinde şahsiyetini tam anlamıyla geliştirememiş, o da aynı rüzgarın önünde sürüklenmeye başlamıştı...



Kadir Sönmez iri yapılı, göbekli, saçları dökülmüş, kumral bir adamdı. Fazla kilolarının etkisiyle sık nefes alır, sürekli terlerdi. Uzun sıkıntılardan sonra elde ettiği servetinin kendisini ayakta tutan tek değer olduğuna inandığı için, çevresindeki herkesin analizini de sahip oldukları servete göre değerlendirirdi. Para onun için en önemli şeydi. Bir insanın manevi değerlerinin onun gözünde fazla önemi yoktu. Parası olan insan kıymetliydi. Karısı Leyla Hanımın da ondan farkı yoktu. Sonradan gelen zenginliğin verdiği şımarıklıkla herkese tepeden bakar, kendisini asla ait olmadığı sosyal bir sınıfın içine kabul ettirebilmek için zaman zaman komik durumlara bile düştüğü olurdu. Aslında güzel bir kadındı. Büyük bir servet sahibi olduktan sonra kendisine daha fazla özen göstermeye başlamış, güzellik salonlarında uzun saatler geçirerek yeni bir görünüme sahip olmak için uğraş vermişti. Beş yıldır sarıya boyadığı saçlarını her iki günde bir yaptırır, kucak dolusu paralar vererek aldığı güzellik ve bakım malzemeleriyle aynanın karşısında zamanının çoğunu harcardı. Orta boylu, kahverengi gözlü, açık renk tenli bir kadındı. Kırklı yaşlara geldikten sonra ihtiyarlık korkusu benliğini sarmış, buna engel olabilmek için de elinden geleni yapıyordu. Aile hayatlarındaki düzen sınıf atladıktan sonra darmadağınık olmuştu. Hiç bilmedikleri bir sosyal sınıfın yaşantısına ayak uydurabilmek için yapmaları gereken şeyleri yaparken neleri yitirdiklerinin farkında olmadan bir rüzgara kapılmış gidiyorlardı. Her gece bir davet, her gece bir yemekli toplantı, sabahlara kadar süren kumar partileri ile dağınık bir hayatın içindeydiler. Dilek bu başıboşluk içinde şahsiyetini tam anlamıyla geliştirememiş, o da aynı rüzgarın önünde sürüklenmeye başlamıştı. Şımarıklığı son safhadaydı ve onun bu eksi değerini annesi de babası da görmezlikten geliyorlar, hatta onun bu şımarık, küstah hallerinden memnun dahi oluyorlardı. Kadir Bey kızının bir dediğini iki etmiyordu. Onun sonu gelmez isteklerine hiç itiraz etmeden boyun eğiyor, babalık görevinin bu şekilde yapılabileceğini düşünerek gocunmuyordu. Dilek arabasını park ettikten sonra koşar adımlarla iki katlı bahçe içindeki müstakil villalarına doğru yürüdü. Kapıyı açan hizmetçi kız Zaliha’ya sordu: - Annem babam evde mi? - Hayır küçük Hanım, Servet Beylere yemeğe gittiler. Başını salladı Dilek. Salona girip ışıkları yaktı. Yaklaşık yüz doksan metrekare büyüklüğündeki salonu döşemek için bütün mobilyaları İtalya’dan getirtmişti Kadir Bey. Yine de salondaki eşya kalabalığı insanın ruhunu sıkıyor, içeriye giren insanları bunaltıyordu. Birbiriyle uyum sağlamayan tablolar, kristal, çini vazolar, sedefli takımlar birbirine girmiş gibi bir kalabalık oluşturuyordu. Dilek kristal kutunun içinden bir sigara alıp yaktı ve hizmetçiye seslendi: - Zaliha bana bir kahve yap, içine de biraz kanyak koy. - Baş üstüne küçük hanım. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT