BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bâkî-billah (Kuddise sirruh)

Bâkî-billah (Kuddise sirruh)

“Dostlarım bilsinler ki, bu genç yanımıza geldiğinde işini tamamlamıştı. Biz sadece hâllerinin doğru olup olmadığına baktık o kadar. Şüphesiz öyle gelen, böyle gider.” Hâcegî İmkenegî hazretleri



Yıl: Hicri 971... Yer: Kâbil... Bükük boynu ve yaşlı gözüyle tanınan Kadı Abdüsselâm’ın nur topu gibi bir oğlu olur, adını Muhammed Bâkî-billah koyar. Hallere ve sırlara vakıf olanlar bu çocukta nurlu işaretler yakalar, onun büyük bir velî olacağını fısıldarlar. Muhammed, akranlarının çığlık çığlığa koşup oynadıkları günlerde çekilir köşesine tefekküre dalar. Dağlara yıldızlara bakıp ibret alır, yaratıp yaşatan Rabbimizin (Celle Celalüh) güzel adlarını anar. Derken gönlüne bir ilm sevdası düşer ki nasıl anlatıla? Semerkand’a gidip, Mevlânâ Sâdık-ı Hulvânî hazretlerine talebe olur, aklî ve naklî ilimleri kısa sürede kavrar. İlimde derinleştikçe tasavvufa olan meyli ve iştiyakı artan genç molla Maverâünnehr illerinde (Seyhun ve Ceyhun arasında) dervişçe dolanıp elinden tutacak bir Allah dostu arar. Kendini aradan çıkarır, rüzgar nerden esiyorsa yelkeni o yana açar. Bir bakar Hindistan’a inmiş Lahor sokaklarında gezinip durmakta... Ana duası alınca Sabahlara kadar harabeleri, kabirleri dolanır, sahrayı adımlamaktan çamur sırtına çıkar. Hani Lahor balçığı da hiçbir yerinkine benzemez, adeta zamk gibi yapışır ve felaket yorar. Hem bu havaliye yırtıcı hayvanlar iner ve bimekan mecnunlar saldırgan olurlar. Baki Billah hazretleri buna rağmen gece boyu zikreder, fikreder, alnını koyacak kadar bir yer buldu mu namaz kılar. Şafak sökerken “hayret” der, “bu geceler ne çabuk geçiyorlar?” Annesi (ki Seyyidedir) oğlunun elemine dayanamaz, bir gün çok mahzun olur, kırık kalp ve içli hıçkırıklarla elini açar. “Ey, gençlik heva ve arzularından vazgeçen ve senden başka arzusu olmayan oğlumun Rabbi!” der, “Ya onu maksadına kavuştur, ya canımı al” Allahü teâlâ bu muti kadının yanık münacatını kabul buyurur, Muhammed Baki Billah’ın kalp gözünü açar. Evet, Behaeddin-i Nakşibend hazretleri 3 asır önce vefat etmiştir ama ruhaniyeti hâlâ dipdiridir ve onu ondan çalar. Artık büyük velînin telkin ettiği şekilde zikir yapar. Dervişlik dedikleri Muhammed Bâkî-billah, çok arar, çok sorar Silsile-i aliyye büyükleri ile bir şekilde münasebet kurmaya bakar. İyi de nasibi nerededir acaba? Bunu öğrenmek için istihâreye yatar, rüyâsında Muhammed Pârisâ hazretlerini görür. “Tasavvuf yolunda ilerlemek için önce iyi ahlâk ile ahlâklanmak gerek” buyururlar. Muhammed Bâkî-billah zaten karıncayı incitmekten korkar. Ama yine de gidip Hâce Übeyd hazretlerinin huzurunda tövbe yapar. Sonra İftihâr-ı Şeyh’in (ki Ahmed Yesevî’ hazretlerinin yolunda gitmektedir), bilahare Emîr Abdullah Belhî’nin huzurun da tövbesini tazeler, tabiri caizse tövbesine bile tövbe eder. Nihayetsiz deniz Nihâyet rüyâsında, Behâeddîn Buhârî Nakşibend hazretlerinin dizi dibinde bir tövbe daha yapar, kalbine haller sırlar sızmaya başlar. Hani “Allahü teâlâ vermek istemeseydi istek vermezdi” derler ya inanın kavuşma arzusuyla içi yanar. Yıllarca zikre ve murâkabeye devâm eder, arzularına set çeker, nefsinin istemediklerini yapar. Gönül bahçesine büyüklerin kerem tohumlarını eker, Allahü teâlâ o tohumları, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği kaynaklardan sular. Derken Keşmîr’e gider ve Bâbâ Vâli’nin bereketli sohbetinde adeta inci mercan toplar. Onun vefâtından sonra da velîlerin ruhlarından feyz alır veee... Ve nihayet Mevlânâ Hâcegî İmkenegî hazretleriyle tanışırlar. Ki büyük velî, “Ey oğul, senin yolunu gözlüyordum” buyururlar. Hâcegî İmkenegî Bu büyük Allah dostuyla üç gün bir odaya kapanır, hususi sohbetlerde bulunurlar. Evet üç gün, sadece üç gün sonra Muhammed Baki Billah “altın silsile” diye anılan kutlu zincirin nurlu halkalarından biri olur, gönlüne deryalar gibi feyz akar. Üzerine yağan vâridâtı, nûrları, esrârı nehirler mürekkeb olsa yazamaz. Hocası onu Hindistan’a yollar, ikinci bin yılının müceddidini (İmâm-ı Rabbânî hazretlerini) yetiştirmesini işaret buyururlar. Hâcegî İmkenegî hazretlerinin, Muhammed Bâkî-billah’a üç günde hilâfet ve icâzet vermesi dergahta yıllardır çalışan talebelerin hayretini mucip olur. Edeplerinden dile getirmeseler de büyük velî talebelerini toplar ve “Dostlarım bilsinler ki” der, “bu genç yanımıza geldiğinde işini tamamlamıştı. Biz sadece hâllerinin doğru olup olmadığına baktık o kadar...” Muhammed Bâkî-billah Delhi’ye varıp dergahını açar, İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerini bulup yetiştirdikten sonra kenara çekilir, talebelerini (kendi oğullarını da) müceddid-i elf-i saniye (2. bin yılın yenileyicisine) yollar. Öyle anaya böyle evlat Bâkî-billah hazretlerinin dergahı hizmete talip insanlarla dolup taşmasına rağmen bütün işleri annesi üstlenir, bir öğün bile aksatmadan hamur tutar, fırın yakar, konuklara nefis ev yemekleri yapar. Genç mollalar onun yemeklerine bayılır, tencerelerin dibini sıyırırlar. Mübarek kadına çoğu kez kuru bir lokma bile kalmaz. Koca dergahın işi kolay mı? Gün gelir, yorgunluktan dizleri titrer, benzi solar. Hal böyle olunca “sen azıcık dinlen” der, istirahatını sağlarlar. Seyyide hanım adeta yıkılır “bilmiyorum kabahatim neydi, bu nimeti benden aldılar” diye ağlar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93806
    % 0.86
  • 4.7768
    % -0.91
  • 5.5861
    % -0.17
  • 6.242
    % -0.25
  • 188.513
    % -0.28
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT